Sözcü Haber |
- Irak’ta 1.8 milyon kişi evinden oldu
- Üreticiye bir darbe de Davutoğlu'ndan
- Abdullah Gül’e ceza yolu göründü
- Kurultay, CHP’yi daha güçlü kılar
- 5 renkte baskı yapan yazıcı CMYK+1
- Plajların ücretli olmasına tepki
- Kokulu kırtasiye ürünlerine dikkat!
- Almanya'dan sonra ABD ve İngiltere de Türkiye'yi dinlemiş
- Atatürk’ün Öğretmeni!
- Başörtüm ve ben: Başımı açmaya nasıl karar verdim?
- Atatürk'ün en son yayınlanan fotoğrafları
- Emperyalistlerin Ezberini Bozan Zafer; 30 Ağustos
- Halkımız Bu Çağ Dışı Dayatmaya Boyun Eğmeyecektir
- Mücadele İçinden Gelen Genç!
- Milas’ın İki Nadide Gülü!
- İzmir Körfezi’nde Balık Avı
- Kılavuzu TESEV ve Seyit Rıza Olanın!!!
- "İnce-ince" oyunlar
- Buna Bile Tepkimiz Yoksa!
- Bir Rasim Ozan Klasiği ve Hüseyin Gülerce ile Raks
- İnsan Sevgisi!
| Irak’ta 1.8 milyon kişi evinden oldu Posted: 31 Aug 2014 02:46 PM PDT Irak'ta IŞİD saldırılarının başladığı ocak ayından beri evlerini bırakmak zorunda kalanların sayısı 1.8 milyonu buldu, 600 bin kişi ise son bir ayda evlerini terk etti Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün eylemleri nedeniyle Irak'ta son bir ayda 600 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinatörlüğü'nden (OCHA) yapılan açıklamada, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Birleşmiş Milletler'in ocak ayından bugüne kadar Irak'ın kuzeyine sığınanların belirlenmesi amacıyla kapsamlı bir sayım yürütüldüğü bildirildi. IKBY'nin sorumluluk alanındaki üç valilikte 850 bin sığınmacının bulunduğu ifade edilen açıklamada, bu kişilerin 1000'den fazla noktada barındırıldığı ifade edildi. Açıklamada, Irak'ta yerlerinden olan toplam kişi sayısının 1,8 milyon olduğu, son bir ayda Ninova, Diyala ve Enbar bölgelerinde yoğunlaşan çatışmalar dolayısıyla 600 bin kişinin evlerini terk ettiği belirtildi. Irak'ın Kürt bölgesinde, son dönemde bölgeye gelen 216 bin Suriyeli ve 2014 yılından önceki nüfus hareketlerinde bölgeye gelen 335 bin sığınmacının da hesaba katılmasıyla toplam 1,4 milyon sığınmacı bulunduğu bildirilen açıklamada, bu nüfusun bölge üzerinde yarattığı ağır yüke de dikkat çekildi. Açıklamada, sığınmacıların Dohuk bölgesinde yoğunlaştığı, bu bölgede 500 binden fazla yerinden edilen kişi bulunduğu kaydedildi. AA |
| Üreticiye bir darbe de Davutoğlu'ndan Posted: 31 Aug 2014 02:38 PM PDT Erdoğan'ın talimatıyla Başbakanlık koltuğuna oturan Davutoğlu ve hükümetinin ilk icraatı elektrik dağıtım şirketlerinin tahsildarlığını yapmak oldu. Dün yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, elektrik borcu olan çiftçilerin bu borçları, alacakları tarım desteklemelerinden mahsup edilecek Borç içindeki üreticiye AKP'den bir darbe daha geldi. Bakanlar Kurulu kararına göre; tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan çiftçilerin, borçlarını 15 Eylül 2014'e kadar ödememeleri durumunda, tarımsal destekleme ödemeleri, bu elektrik borçlarına mahsup edilebilecek. Dün Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren söz konusu karar uyarınca, tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan çiftçilere, bu borçları ödeninceye kadar, 2014 yılında yapılması gereken tarımsal destekleme ödemeleri yapılmayacak. Söz konusu elektrik borcu bulunan çiftçilerin bu borçlarını 15 Eylül 2014'e kadar ödememeleri durumunda, 2014 yılında yapılması gereken tarımsal destekleme ödemeleri, bu elektrik borçlarına mahsup edilebilecek. Mahsup işleminden sonra, çiftçilerin bakiye bir destekleme ödemesi alacağı kalırsa bu tutar da çiftçilere ödenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan Davutoğlu'nun imzasıyla Dünkü Resmi Gazete yayımlanan bu kararda yeni kurulan 62. Hükümetin imzası var. ''2014 Yılında Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın yürürlüğe konulması; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 29/8/2014 tarihli ve 12092 sayılı yazısı üzerine, 5488 sayılı Tarım Kanununun 19 uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 29/8/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır'' ibaresinden de anlaşılacağı üzere 29 Ağustos itibarıyla açıklanan Davutoğlu hükümetinin ilk icraatı çiftçiye karşı oldu. Kararın altında Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan sıfatıyla, Tayyip Erdoğan'ın da Cumhurbaşkanı sıfatıyla imzası yer aldı. ŞİRKETLERİN TAHSİLDARI OLDU Hatırlanacağı üzere Bakanlar Kurulu bu yılın 9 Mart'ta; tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan çiftçilere bu borçları ödeninceye kadar, 2014'te yapılması gereken tarımsal destekleme bedelinin ödenmemesi kararını almıştı. O tarihten sonra özellikle Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin'li çifçiler başta olmak üzere birçok ülke üreticiler alınan kararı protesto etmişlerdi. Konuya ilişkin açıklama yapan muhalefet milletvekilleri de; AKP'nin özelliştirme yoluyla yandaşlarına sattığı elektrik dağıtım şirketlerinin tahsildarlığına soyunduğu eleştirilerinde bulunmuşlardı. DONDURMA KALKACAK AMA... 9 Mart'taki karardan sonra özellikle Diyarbakır merkezli bir elektrik dağıtım şirketi bu bölgede çiftçi kayıt sistemine kayıtlı tüm üreticilerin borçları olduğu gerekçesiyle desteklemelerinin dondurulması kararını aldırmıştı. Bakanlar Kurulu'nun yeni kararı uyarınca ise, 15 Eylül'e kadar söz konusu borçların ödenmemesi ve ya belge sunulmaması durumunda çiftçinin destek alacağından elektik borcu mahsup edilerek şirketin banka hesabına aktarılacak. Kalan tutar ise hiçbir engelleme olmaksızın üreticiye ödenecek. Eğer, çiftçinin destek alacağı borcunu karşılamazsa kalan tutar önümüzdeki yıl için alacağından mahsup edilecek. Yetkililerden edindiğimiz bilgilere göre; önceki kararda çiftçilerin borçları olmadığına ilişkin beyanda bulunmaları gerekirken, artık alacağı olan şirket ''alacağım var'' şeklinde resmi beyanda bulunmak zorunda. ZİRAATÇILAR DERNEĞİ: YANLIŞ BİR KARAR Söz konusu Bakanlar Kurulu kararına ilişkin konuştuğumuz Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, kararının yanlış olduğunu söyledi. Çiftçilerin borçlarının destekleme alacaklarından mahsup edilmesi yerine, bu borçların yapılandırılması gerektiğini ifade eden Yetkin, buna başka türlü bir çözüm bulunması gerektiğini kaydetti. Adana Ziraat Mühendisleri Odası'nın eski başkanı ve onur kurulu üyesi Şahit Yeter de, çiftçilerin çok büyük maliyetlerle üretim yaptıklarını belirterek, verilen desteklerin zaten üreticinden alınan ÖTV, KDV'yi karşılamadığını ifade etti. Alınan karara ilişkin de; AKP'nin bugüne kadar uyguladığı politikalarla tarıma üvey evlat muamelesi yaptığını anlatan Yeter, bu yüzden terk edilen tarım arazilerinin Adana'nın toprakbüyüklüğünün iki katına ulaştığını aktardı. 'HÜKÜMET ŞİRKETİN TAHSİLDARLIĞINI YAPMAMALI' Yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun memleketi Konya'daki üreticiler de karardan rahatsız. Diğer illerde olduğu gibi Konyalı çiftçilerinde elektrik borçlarını ödeme konusunda sıkıntı yaşadıklarını ifade eden Konya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Celil Çalış, ''Bu konuda yaptığımız açıklamalarda şunu dile getirdik; hükümet, çiftçiden alacağı olan şirketlerin tahsildarlığını yapmamalıdır. Çiftçinin yanında olmalıdır. Konya'nın yüzde 97'si borçlarını ödüyor fakat, ödeyememe durumunda olan üreticilerimiz var. Sorunlar yaşanıyor. Burada hükümet şirket adına bu alacakları tahsil etmek yerine üreticinin elektrik borcunu yapılandırmalıdır. Çünkü, çiftçinin bu borçları ödeyebilecek durumu yok'' dedi. 'ÇİFTÇİ ELEKTRİĞİ PAHALIYA KULLANIYOR' Bakanlar Kurulu'nun Mart ayındaki kararına ve elektrik dağıtım şirketinin yaptığı elektrik kesintilerine karşı en çok eylemin gerçekleştirildiği illerden Şanlıurfa'da, Ticaret ve Sanayi Odası'da çiftçilere sahip çıkmıştı. Alınan yeni kararı nasıl karşıladıklarını Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sabri Ertekin'e sorduğumuzda, ilk tepkisi her şeyden önce çiftçinin kullandığı elektriğin ucuzlatılması gerektiği şeklinde oldu. Bölgede pamuk üretimi yapıldığını anlatan Başkan Ertekin, ''ABD'de kendi trafosundan elektrik alan üretici 3.5-4 cent ödüyor. Biz ise 14 cent ödüyoruz. Çiftçi elektriği pahalıya kullanıyor. Yapılan çok yanlış bir şey. Fiyatların ucuzlatılmasını istiyoruz. Bu fiyatlardan zaten borç ödenemez. Bir sefer ödense, tekrar ödenemez hale gelir'' diye konuştu. ERDOĞAN, 'ANANI DA AL GİT' DEMİŞTİ Hatırlanacağı üzere Cunhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan, 2006 yılının Şubat ayında Mersin'de, kendisine ''2 yıldır anamız ağladı'' sözleriyle dert yanan bir çiftçiye ''Hadi ananı al git buradan'' şeklinde cevap vermişti. Mustafa Kemal Öncel adlı üretici daha sonra Erdoğan'ın korumalarınca darp edildiğini basına açıklamıştı. Aydınlık |
| Abdullah Gül’e ceza yolu göründü Posted: 31 Aug 2014 02:25 PM PDT Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren ve dokunulmazlığı kalkan Abdullah Gül'e ceza yolu göründü. Gül 'Kayıp trilyon davası' nedeniyle hâkim karşısına çıkacak Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığının sona ermesiyle birlikte yargılanması da gündeme geldi. Gül, kamuoyunda "Kayıp trilyon davası" olarak bilinen, mahkeme kayıtlarında ise, "özel evrakta sahtecilik'' ve "2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na aykırılık'' suçlamasıyla açılan davadan yargılanacak. DOKUNULMAZLIK KALKTI Refah Partisi 1998 yılında kapatılması sırasında hazineden aldığı 1 trilyonluk (TL) hazine yardımını devlete iade etmedi. Bu para harcanmış gibi gösterildi. Ancak müfettişlerce yapılan incelemede paranın harcanmadığı sahte evraklarla harcanmış gibi gösterildiği anlaşıldı. Bunun üzerine dava açıldı Dava sonucu Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan 2 yıl 4 ay hapse mahkûm oldu. Çoğu Abdullah Gül'ün altında görev yapan 68 RP yöneticisi de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapis cezası aldı. Gül, önce milletvekilliği ardından da Cumhurbaşkanlığı görevi nedeniyle yargılanamadı. Öte yandan İşçi Partisi'nin Abdullah Gül'ün yargılanması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapmasından hemen sonra Gül'den açıklama geldi. Gül'e yakınlığı ile bilinen Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol, Gül'ün önümüzdeki hafta mahkemeye giderek ifade vereceğini açıkladı. Hürriyet'in manşetine taşınan haberde, Gül'ün çevresine Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'in yargılanmasını örnek gösterdiği ve "Uygun bir zamanda avukatlarımı savcılığa göndereceğim, ifade vermek üzere gitmek için gün belirlenmesini isteyeceğim" dediği iddia edildi. HER ŞEY ORTADA Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre Gül, Cumhurbaşkanlığı görevinin son günlerinde hukukçularına durumunu inceletti. Bu davadan kaçış olmadığı konusunda kendisine bilgi verildi. Bu arada, davanın görüldüğü mahkeme ile de görüşmeler yapıldı. Hukukçular, şu anda Gül'ün hiçbir dokunulmazlığının olmadığını ve sıradan vatandaş olduğunu belirterek, "Fezleke açık. Abdullah Gül şüpheliler arasında. Emsal kararlar da ortada. Gül'ün altında görev yapan herkes bu işten ceza aldı. Gül'e ceza yolu gözüküyor" dediler. Gül'ün yargılanması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulunan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Avukat Mehmet Cengiz de Aydınlık'a yaptığı açıklamada Gül'e ceza yolunun göründüğünü keydederek şunları söyledi: "Bu davanın sanıklarından Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ceza aldı ve hapis yattı. Ceza alan 70'e yakın kişinin önemli bir kısmı Abdullah Gül'ün altındaki kişiler. Hürriyet gazetesindeki haberde Abdullah Gül hakkında takipsizlik kararı verildiği ifade ediliyor. Bu kesinlikle doğru değildir. Savcılık tarafından hazırlanan fezlekede Gül'ün o zamanki konumu itibariyle asli failler arasında olduğu belirtiliyor. Bu davada tartışmalı fazla bir şey yok. Diğer sanıklar için zaten karar çıkmış. Bir tek Gül dışarıda kalmıştı. Şimdi o da yargılanacak. Her şey ortada." 5 YIL ÖNCE TERSİNİ SÖYLEMİŞTİ Abdullah Gül'ün dokunulmazlığının kalkması nedeniyle ertelenen soruşturmanın sürdürülmesi talep edildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise, suç duyuruları hakkında takipsizlik kararı verdi. Başsavcılığın kararına yapılan itirazları değerlendiren eski Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz kararı bozarak Gül'ün yargılanabileceğine hükmetti. O dönem Cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren Gül, 2009'da yaptığı açıklamada, davanın sanığı olmadığını iddia ederek, "Sanığı olmadığı ve yargılanmadığı bir davadan dolayı bazı çevrelerce şüpheli gibi gösterilmeye çalışılması kesinlikle iyi niyetle bağdaştırılamamaktadır" dedi. Aydınlık |
| Kurultay, CHP’yi daha güçlü kılar Posted: 31 Aug 2014 02:00 PM PDT CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal, 5-6 Eylül'de yapılacak kurultaydan CHP'nin daha güçlü çıkacağını söyledi. CHP İl Başkanlığı, Atatürkçü Düşünce Derneği Şubesi ve Birleşik Kamu-İş tarafından 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda alternatif tören düzenledi. Valilik binası önündeki Atatürk Anıtı'ndaki törene Belediye Başkanı CHP'li Muharrem Akdemir ile CHP Zonguldak Milletvekilleri Mehmet Haberal ve Ali İhsan Köktürk de katıldı. Anıta çelenk konulması ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Tören, CHP İl Başkanı Halil Furat'ın konuşmasıyla sona erdi. Yeni hükümeti değerlendiren Haberal, "Aynası iştir kişinin hiç lafa bakılmaz. Göreceğiz icraatını. Önemli olan kim olursa olsun hangi hükümet olursa olsun gelir icraatını gösterir" dedi. Yeniçağ |
| 5 renkte baskı yapan yazıcı CMYK+1 Posted: 31 Aug 2014 01:37 PM PDT OKI, sektörde alanında bir ilk olan 5 renkli baskı yapan, yeni bir buluş niteliğindeki dijital LED A3 yazıcısı ES9541 modelini ve Beyaz tonerli LED yazıcılarını Sign İstanbul'da tanıtıyor. TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde 11-14 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Sign İstanbul Fuarı'nda F20 no'lu OKI standını ziyaret eden katılımcılar, OKI'nin, inovasyon yeteneğini kullanarak grafik sanatları sektörüne özel olarak geliştirdiği, renk profesyonellerine sunduğu baskı çözümleri ve uzman ürünleri inceleyerek bilgi alabilecekler. Fuar kapsamında tanıtılacak olan ES9541, CMYK+1 spot renkte baskı yapıyor, renkli yüzeylere beyaz renk veya parlak baskı yapma özelliği ile ön plana çıkıyor. Çok çeşitli medyalara, renkli zeminlere baskı, tişört ve kişiye özel promosyon tasarımından satış noktaları uygulamalarına kadar birçok alanda yenilikçi çözümler sunan yeni yazıcı Avrupa'da Viscom ve Good Design Ödüllerine sahip bulunuyor. Yeniçağ |
| Plajların ücretli olmasına tepki Posted: 31 Aug 2014 01:35 PM PDT Muğla'nın Marmaris ilçesinde bazı plajların özel şirketler tarafından işletilmesi ve sahilleri kullanmak isteyenlerden ücret talep edilmesi, "Şezlongunu çek, havlumu sereceğim" eylemiyle protesto edildi. İçmeler Sahil Şeridi'ndeki bir plajda, geçen hafta akademisyen Necmi Buğdaycı'nın talep edilen ücreti vermemesi sonrası darp edildiği iddiası üzerine duruma tepki gösteren bir grup, "Plajlar halkın kullanımına açıktır, hiçbir şekilde engellenemez", yazılı pankartlar taşıdı. Gruptakiler daha sonra şezlongların arasına havlularını sererek oturdu. Şezlongları kullanan vatandaşlar ve turistler, protestocuları ilgiyle izledi. Yeniçağ |
| Kokulu kırtasiye ürünlerine dikkat! Posted: 31 Aug 2014 01:32 PM PDT Okul alışverişi yapacak velilere uyarıda bulunan sağlık yetkilileri, ucuza mal edilmiş ve kırtasiyecilerde satılan okul ürünlerinde renklendirici olarak kullanılan boyaların kanserojen etkisi bulunduğunu hatırlattı Okulların açılmasına kısa bir süre kala veliler, okul alışverişine başladı. Ucuza mal edilmiş ve kırtasiyecilerde satılan okul ürünlerinde renklendirici olarak kullanılan boyaların kanserojen etkisi bulunuyor. Kokulu ürünler ise bağımlılık yapma riski taşıyor. Okul alışverişi yapacak velilere uyarıda bulunan Manisa İl Halk Sağlığı Müdürü Ziya Tay, çocukların sağlığı için alınan ürünlerin menşeine mutlaka bakılması gerektiğini söyledi. Ucuza mal edilmiş ürünlerde renklendirici olarak kullanılan boyaların kanserojen etkisi bulunduğu gibi kokulu ürünlerin de bağımlılık yapma riski taşıdığını kaydetti. Tay, "Veliler, karşılaştırmalı alışveriş yapmalı. Kokulu kırtasiye malzemelerinden uzak durmalı. Kanserojen madde içeren, ürün garantisi bulunmayan ucuz mallardan kaçınmalıdır" dedi. Kalitesiz Çin malları Özellikle toptan alışverişin yapıldığı yerlerde uygun fiyatlı çanta ve çeşitli kırtasiye malzemeleri bulmanın mümkün olduğunu dile getiren Tay, "Ancak ucuz fiyata alınan kalem, silgi, çanta, defter gibi okul ürünleri, çocukların sağlığını tehdit edebiliyor. Birçok ürün taklidi olduğu gibi bazı kalitesiz kırtasiye ürünlerinin de taklitleri, öğrenciler için büyük risk oluşturuyor. Özellikle kalitesiz Çin malları, rengarenk görünüm ve kokularıyla tehlikeli ürünler arasında başı çekiyor" diye konuştu. Tay, "En önemlisi, uluslararası standartlara ya da Türk standartlarına uygun ürünler olmasına dikkat edilmelidir. Aileler, okul alışverişlerinde çocuklarının kullanacağı kırtasiye malzemelerin de fiziksel değil, kimyasal içeriğine dikkat etmeli, mümkün olduğu kadar yerli malları seçmelidir. Kırtasiye malzemesi alırken de kaliteli plastik ürünlerden yapılanlar tercih edilmelidir" dedi. Yeniçağ |
| Almanya'dan sonra ABD ve İngiltere de Türkiye'yi dinlemiş Posted: 31 Aug 2014 01:27 PM PDT Türkiye'yi dinleme iddialarına bir yenisi eklendi. Alman Der Spiegel dergisi sadece Almanya'nın değil, ABD ve İngiltere'nin de Türkiye'yi dinlediğini öne sürdü. Haberde, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA'nın Türk hükümeti hakkında bilgi topladığı iddia edildi. - Kaynak olarak ise ABD eski gizli servis çalışanı Edward Snowden'ın açığa çıkardığı 2007 yılına ait çok gizli NSA belgeleri gösterildi. Dergiye göre, Washington'daki Türk büyükelçiliği ve New York'ta bulunan BM nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği dinlenen kurumlar arasında yer alıyor. İlgi çekici tarihi fotoğraflar İngiltere ise Türkiye'nin enerji sektörüyle ilgilenmiş. Dergi, Türkiye ve ABD'nin ortak izleme faaliyetlerinde bulunduğunu da öne sürdü. İddiaya göre, Amerikalılar Türkiye'ye PKK ile mücadelede bilgi sağladı. Der Spiegel bu bilgi akışının sayısız PKK yöneticisinin öldürülmesini ya da tutuklanmasını sağladığını belirtti. Habere göre, Türkiye bunun karşılığında Rusya ve Ukrayna'ya yönelik bilgi verdi. Haber MSN |
| Posted: 31 Aug 2014 12:39 PM PDT Nur Benlioğlu. köy enstitüsü mezunu öğretmenin kızı. Kendisi de emekli Fransızca öğretmeni. Emekli olduktan sonra Narlıdere Resim Atölyesi'ne devam ederek, ilkelerine gönülden bağlı olduğu Atatürk'ün resimlerini çizmeye başladı. Çizdiği Atatürk resimleriyle katıldığı yarışmalardan; pek çok eseri, mansiyon aldı ve sergilenmeye değer bulundu. Benlioğlu ilk kişisel sergisini ülke bağımsızlığımızın ilanın yıldönümü olan 30 Ağustos'ta, Urla Atatürk Kültür Merkezi'nde açtı. Açılışı, kültür ve sanat etkinliklerine önem veren ve sanatçılara desteği görev bilen, Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar yaptı. Nur Benlioğlu, ''Böyle Bir Sevda Atatürk'' adını verdiği resim sergisinde, aynı başlıklı, kendi yazdığı şiiri seslendirdi. Şiirini gözyaşlarıyla sonlandırdı. Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, ''Siz yaptığınız resimlerle, bağımsızlık ateşini yakan Mustafa Kemal Atatürk'ü ve ilkelerini unutturmuyorsunuz. Bize düşen görev sanatçı ve aydınlarımıza daha fazla fırsat yaratarak, gençlerimizin aydınlanmasını sağlamaktır'' dedi. Benlioğlu'nun, sanat müziği korosundan arkadaşları Udi İsa Akgöl ve Solist Gülay Özçelik, Atatürk'ün sevdiği şarkıları seslendirdi. Sanatçılar birlikte seslendirdikleri eserlerle izleyicileri duygulandırdı. Kokteyle, ADD İzmir Şubeleri Eşgüdüm ve Urla ADD Başkanı Ali Yanar, Avrasya Vakfı Ege Bölge Temsilcisi Adnan Boğa, Yatağan'ın yüz aklarından Prof. Dr. Ayhan Çıkın, Ulusal Eğitim Derneği ve Disk Genel İş temsilcileri katıldı. Sergiyi, 30 Ağustos-6 Eylül 2014 tarihleri arasında Urla AKM'de ziyaret edebilirsiniz. Üretken kişiliğe sahip Benlioğlu, 2. kişisel sergisini Kasım 2014'te, Narlıdere'de açacağının duyurusunu yaptı. Sergiye katılan grup, Zafer Bayramı için Urla Belediyesi ve ADD'nin düzenlediği meşaleli yürüyüşe katıldı. Daha sonra gittikleri çay bahçesinde; sanatçılar İsa Akgöl ve Gülay Özçelik ile birlikte türkülerimizi seslendirdiler. Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY |
| Başörtüm ve ben: Başımı açmaya nasıl karar verdim? Posted: 31 Aug 2014 12:30 PM PDT BBC muhabiri Shaimaa Khalil Müslüman bir kadın. On yıldan fazla bir süre başörtüsü taktıktan sonra, başını açmaya karar vermiş. Şimdi ise Pakistan'a atandığı yeni görevinde bazen örtünmek zorunda olacak. Khalil, şahsi başörtüsü öyküsünü anlatıyor. Bir kadının başörtüsü, Müslüman ülkelerde ciddi bir sembol ve yıllar sonra kendiminkini çıkarmaya karar vermiş ve bunu uygulamışken, şimdi Pakistan'a muhabir olarak atandığım için tekrar giymeye başlayacağım. Ailemin 1950'li ve 60'lı yıllardan kalan fotoğrafları Mısır'ın geçirdiği sosyal ve siyasal dönüşüme dair çok şey söylüyor. Sadece çoğunluğu askeri üniformalar içinde olan ailemin erkek üyeleri nedeni ile değil, kadınlar nedeniyle de. Kısa kollu elbiseleri ile işte orada duruyorlar. Daha genç olan kadınların elbiseleri diz üstünde. Ve saçlar! Teyzelerimin ve arkadaşlarının sadece alışverişe ya da üniversiteye gitmek için güzelce yapılmış saçları, göz alıcı "vintage" dergilerinden fırlamış gibi duruyorlar. Ama zaman değişmiş. 1980'lerde ve 1990'larda İslam'ın katı Vahabi versiyonu Suudi Arabistan'a ve Körfez ülkelerine gidip geri gelen milyonlarca Mısırlı taraftından ülkeye taşınıyor. Siyasi İslam hareketleri kendilerine yer ediniyor, özellikle de Müslüman Kardeşler. Kısa süre sonra ailemdeki tüm kadınlar başörtüsü takacaklar. Başörtüsünün İslam'da kadın için bir zorunluluk olup olmadığı tartışması uzun, karmaşık ve bazen de düşmanca. Bu konuda sıklıkla atıf yapılan Kur'an'dan bir ayette Müslüman kadınların başlarını ve göğüslerinin bir kısmını örtmesi gerektiğini söylüyor. Fakat İslam alimleri bunu farklı şekillerde yorumluyorlar. Ayrıca Peygamber Muhammed'in eller ve yüzü hariç kadının her yeri kapanmalı diyen bir hadisi konusunda da anlaşmazlık var. Bense başörtüsü takmaya 20'li yaşlarıma kadar başlamadım. Annemin yıllar süren baskısına rağmen, başımı örtmeye zorlanmadım da. Annem "Neyi bekliyorsun?" diye soruyordu. Pantolonumu ya da tişörtümü gösterip "Ya sana birşey olursa? Allah'ın huzuruna bu şekilde mi çıkacaksın?" diyordu. Bazen başımı salladım, güldüm ve geçtim. Bazen kavga ettim, tartıştım. Fakat içimde derinde bir yerlerde, doğru olanın başörtüsü takmak olduğu kökleniyordu. Sonunda, 2002 yılının sonlarına doğru "doğru şeyi yapmanın" zamanı geldiğine karar verdim. Takip eden 10 yıl boyunca - bu süre zarfında Londra'ya taşındım ve BBC'de çalışmaya başladım - başörtüsü taktım. Sloganım "Ben bir BBC muhabiriyim, başörtülü bir BBC muhabiri değil" idi. Televizyona çıktığımda çalıştığım kurumun dışındaki bazı insanlar kaşlarını kaldırarak bakıyorlardı. "BBC başörtüsü takan bir kadını dışarı haber yapmaya nasıl yollayabilir?" Neyse ki, editörlerimin hiçbiri için başörtüm bir sorun değildi. Sonra, geçen sene, dinimle ilgili birçok şeyi sorguladığım hayli kişisel bir yolculuğa çıktım. Pratik ve inanç hakkında, neyi ikna olduğum için neyi alışkanlıktan yaptığım hakkında sorgulamalar. İnancımın ne kadarını dışarıya göstermek istiyordum. Ve sonunda zorunlu olarak "Başörtümü çıkarırsam daha mı az Müslüman olacağım?' sorusunu kendime sordum. Cevap "hayır" idi. Sonuçta aylar süren tereddütten sonra, başörtümü çıkarmaya karar verdiğim gün geldi. Giyinmem saatler sürdü ve normalde başörtümü taktığım an geldiğinde, örtmedim başımı. On yıldan fazla bir zamandan sonra ilk kez saçım hakkında endişelenmeye başlamıştım. Nasıl görünüyordu? Peki ya bu beyaz saçlar? Yağmur yağarsa ne olacaktı? Sonunda evden çıkma zamanı gelmişti. İşte bu çok zordu. Sadece kapıdan çıkmak 30 dakikamı aldı. Sürekli aynaya koşuyordum. Emin misin? Emin misin? Ve kendimi sokağa atabildiğimde kafamın içinden milyonlarca düşünce geçiyordu. Belki de Allah beni bunu için bir şekilde cezalandıracaktı. Sokakta insanlar bana bakıp "Shaimaa' Sen ne yaptın?" diyecekler miydi? Bunların hiçbiri olmadı. Merak ediyorsanız eğer arkadaşlarımın, ailemin ve iş arkadaşlarımın çoğu destek çıktılar. Bazıları onaylamadı. Sosyal medyada dinimi terk etmekle suçlandım. Bu doğru değildi. Hala Müslümanım sadece eskisi kadar görünür şekilde değil. En çok ailemin ne tepki vereceği beni korkuttu. Akrabalarımdan biri telefonda bana "Sadece Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz." Bu, biri öldüğünde ya da bir felaket olduğunda okunan bir dua. Ve şimdi, bu yıl olan onca olayın ardından, BBC'nin Pakistan muhabiri pozisyonuna atandım. Ülkenin bazı muhafazakar bölgelerinde kültürel nedenlerle ve güvenlik nedeniyle başörtüsü takmak zorunda olacağım. İronik değil mi. Elbette bu, başörtüsünü çıkarma cesaretini sonunda bulduktan sonra, onu yine takmam anlamına gelecek. En azından bir süre için. Neyse ki, eski eşarplarımın hepsini atmamıştım. Haber MSN |
| Atatürk'ün en son yayınlanan fotoğrafları Posted: 31 Aug 2014 12:27 PM PDT |
| Emperyalistlerin Ezberini Bozan Zafer; 30 Ağustos Posted: 31 Aug 2014 11:30 AM PDT 1919 başlarında Türk insanı emperyalistlerle karşı karşıyadır. Osmanlı yönetimi (padişah ve sadrazam) kayıtsız şartsız emperyalizme teslim olmuş, Türk basını büyük oranda emperyalizmin güdümüne girmiş, halkın büyük çoğunluğu uyutulmuş, imkânsızlıklar içindedir. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar ve Ermeniler, I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türklerin elinde kalan Anadolu ve civarındaki toprakların neredeyse tamamını işgal etmişler, Anadolu'da büyük bir yıkım, yok etme eylemi başlatmışlardır. Bütün bunların dışında, uluslararası kuruluşları Türkiye karşıtı kararlar alırken, ABD yayınladığı Wilson İlkeleri ile işgalcilerinin yanında mevzilenmiştir. Yunan ve Ermeni propagandası İngiltere'nin katkı ve desteği ile sürmektedir. İşgalcilerin ve İstanbul hükümetlerinin hiç de küçümsenemez para-silah desteği ile palazlanan ayrılıkçı, bölücü ve gerici akımlar Anadolu'nun hemen her köşesinde büyük ölçekli ayaklanmalar çıkartarak işgalcilerin işlerini kolaylaştırmaktadırlar. Anadolu'yu parçalayan ve Türkleri Anadolu'nun orta yerine sıkıştıran Sevr Antlaşması Osmanlı Padişahınca imzalanarak onaylanmakta, Osmanlı Hükümetince, İngiltere'nin baskısı ve isteğiyle "orduyu tasfiye" edilmektedir. Daha onlarca olumsuzluğa karşın, "Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı'nı verenler, emperyalizmin silahlı güçleri yanında, tüm dünya kamuoyuna yönelik menfi propagandanın ve bir iç savaşın üstesinden gelerek bu kadar güçlüğe rağmen abartısız bir "mucizeyi" gerçekleştirmişlerdir."(S.M) 30 Ağustos 1922'de kazanılan bu "mucize" ile emperyalistlerin ezberi bozulmuştur. 30 Ağustos 1922'de kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı, sadece Türk ulusunun değil, ezilmek, yok edilmek istenen, sömürülen bütün Doğu'nun kurtuluş umudu olmuştur. 30 Ağustos'ta, Afyon Kocatepe-Dumlupınar'da emperyalizmin Türk ulusunun ayağına taktığı prangalar sökülüp atılmıştır; ama 92 yıl sonra bugün emperyalizm yeniden Türk ulusunu prangalamak, yakın köklerinden koparılarak, yeniden emperyalizmin kucağına itilmek istenmektedir. Emperyalist Batı, savaşla elde edemediği sonucu ya bizzat kurdurduğu ya da değişik yollardan desteklediği bir takım "Truva atı" örgütlenmelerle elde etme yolunu seçmiştir. Sözde İslamcılar, siyasal Kürtçüler, 2.Cumhuriyetçiler ittifak halinde emperyalizmin uşaklığına soyunmuşlar,1919'larda "itilaf Devletlerinin" Anadolu'yu İşgal projesi, bu günlerde Avrupa Birliği(AB) ve BOP denilen sömürgecilik cinayet projeleriyle yeniden Anadolu topraklarındadır. Ayrılıkçı, Bölücü ve her boydan- her soydan gerici örgütlenme, Türkiye'de AKP iktidarının desteği ile operasyon üzerine operasyon yapabilmektedir. Bu yıkım örgütleri, finansal desteği Arap ve Körfez Monarşilerinden, kontrollü istihbarat paylaşımını AB-ABD den almaktadırlar. Bu acı gerçeği gören ve gereğini yapmayı düşünen yurtseverler, tertiplerle bir şekilde susturulmakta, TSK ABD'nin isteği ile "tasfiye" edilmektedir. Tüm medya monarşist tiran hükümetince denetim altına alınmakta, böylece Türk halkının gerçeği görmesi engellenmektedir. Özetle söylemek gerekirse ülkemiz ve ulusumuz yeniden işgal yıllarının o boğucu karanlığıyla karşı karşıyadır. Dünyadaki ilk antiemperyalist mücadele olan Türk Kurtuluş Savaşı'nı veren, emperyalizmi dize getirmekle yetinmeyerek yarı bağımlı, bir ümmet imparatorluğundan "tam bağımsız", "çağdaş" bir "ulus" devlet yaratacak devrimleri de gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk'ün kızları ve oğulları bir kez daha emperyalistlere ve işbirlikçilerine hak ettikleri dersi vereceklerdir. 30 Ağustos un 92. yılında emperyalizmi dize getiren, çağdaş Türkiye'nin mimarı, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve arkadaşlarını, bağımsızlık savaşımızın yüce şehitlerini derin saygı, gönülden bağlılıkla bir kez daha anıyoruz. YÖNETİM KURULU ADINA: Mahmut ÖZYÜREK ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ISPARTA ŞUBE BAŞKANI |
| Halkımız Bu Çağ Dışı Dayatmaya Boyun Eğmeyecektir Posted: 31 Aug 2014 10:30 AM PDT Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemine göre ortaokulu bitiren öğrencileri liselere yerleştirdi. Yerleştirme sonuçlarına göre tercih yapmayan 134 bin 788 öğrenciyi ikamet adreslerine göre evlerine en yakın okula yerleştirilirken, bu öğrencilerin 40 bininin kaydını otomatik olarak imam hatip liselerine yapıldı. AKP İktidarı 4+4+4 dayatmasına TEOG sistemini de ekleyerek, yeni ortaöğretim sisteminde öğrencileri zorla özel okullara, meslek liselerine ya da imam hatip liselerine yönlendirmektedir. AKP özellikle yoksul, dar gelirli ve emekçilerin çocuklarına; bir yandan sermayenin ihtiyaçları gözetilerek ara eleman yetiştirilmek üzere meslek liselerini, diğer yandan "dindar" ve "itaatkâr", "biat" kültürünü benimsemiş nesil yetiştirmek amacıyla İmam Hatip Liselerini dayatmaktadır. Siyasi iktidar eğitimin bütün kademelerinde olduğu gibi, ortaöğretim sistemini de kendi siyasal-ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirmektedir Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) resmi rakamları, son iki yılda 1361 tane imam hatip ortaokulunun açıldığını gösteriyor. Bu okulların 946'sı çocuklarımızın okuduğu başka türdeki okulların bu okullara dönüştürülmesiyle açılmış. Diğer taraftan iki yılda yeni açılan imam hatip lisesi sayısı da 317. AKP "talep var" yalanıyla açtığı bu okullara öğrenci bulmak için, ücretsiz servis olanaklarından yemeğe kadar, ailelere birçok teşvik sunuyor. Şimdi çocuklarımız zorla bu okullara kaydediliyor. "İmam Hatiplere talep var" yalanıyla, dinsel eğitim alma talebi olmayan binlerce çocuk imam hatiplere zorla yerleştiriliyor. Kamusal alanda hiçbir yetkisi olmayan Bilal Erdoğan'ın, MEB yetkilileri ve dinci vakıfların yöneticileriyle katıldığı toplantıda ," imam hatip okullarının oranını bütün mevcut okullar içerisinde yüzde 25'lere kadar çıkarmaları gerektiğini" söylüyordu/emrediyordu. B. Erdoğan'ın "İmam Hatiplere talep var" yalanı, aslında, ellerindeki iktidar gücüyle ülkemizi 12 yıldır gerici karanlığın içinde boğmak isteyen dinci vakıfların, derneklerin talebidir. Son 12 yılda; Ülke genelinde çocuklarımızın matematik, fen bilimleri gibi alanlarda başarı ortalamaları temel düzeylerin bile gerisinde kalmıştır. Sanat, müzik ve spor eğitimi okullarda neredeyse sıfırlanmıştır. Eğitimin; Osmanlının son dönemlerinde olduğu gibi bilimselliği dışlanmış, dincileştirilmiştir. Toplumu din toplumuna dönüştürmeye yönelik bu bilinçli ve planlı uygulamalara karşın, ne yazık ki, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini korumakla görevli olan yetkililerin aymazlığı ise anlaşılmaz bir şekilde devam ediyor. İnanıyoruz' ki halkımız bu çağ dışı dayatmaya boyun eğmeyecektir. Çünkü çocuklarımızın imam hatip okuluna değil, bilimsel ve laik bir eğitimin verildiği okullara ihtiyacı vardır. Halkımızı; Çocuklarımızın güzel ve aydınlık geleceği için okullarımıza, bilimsel ve laik eğitime sahip çıkmaya çağırıyoruz. YÖNETİM KURULU ADINA: Mahmut ÖZYÜREK ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ISPARTA ŞUBE BAŞKANI |
| Posted: 31 Aug 2014 08:56 AM PDT Öğrenciliği süresince, Atatürkçü Düşünce Topluluğu Başkanlığı da yaptı. CHP Çiğli İlçe ve İzmir İl Örgütü Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu. İzmir Cumhuriyet Mitingleri tertip komitelerinde görev aldı. Biz Kaç Kişiyiz Derneği Genel Başkanlığı görevlerini yürüttü. Bu nedenle; düzmece Ergenekon Davası'ndan Silivri zindanlarında yattı. Yaşamını ülkesi ve halkına adayan Gümrükçü, bir devrimcinin yaşayabileceklerinin pek çoğunu, genç yaşında tüketti. Temmuz 2014 başında yapılan genel kurulda, CHP Çiğli İlçe Başkanı olan Gümrükçü'ye, tebrik ziyaretleri sürüyor. Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi ve Doğanca Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği yöneticileri ziyaret etti. Selim Utku Gümrükçü gibi mücadeleci ve genç bir başkanın seçilmiş olmasından duydukları memnuniyeti ifade ettiler. Gümrükçü, İzmir'deki demokratik kitle örgütleriyle birlikte en geniş cepheyi oluşturarak, demokrasi mücadelesini yürüteceklerini belirtti. Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY |
| Posted: 31 Aug 2014 08:47 AM PDT 2400 nüfuslu Milas Gümüşlük Mahallesi'nde, son yerel seçimlerde karşısına çıkan 9 rakibi eleyerek 814 oyla seçilen Muhtar Tahsin Drama, 4 dönem Gazi ve Firuzpaşa Mahalleleri muhtarlığını yürüten, karşısına rakip bulamayan, çıkanları da pişman eden, Muhtar Recep Panay'ı ziyaret etti. Muhtarlık binasında gerçekleşen ziyarette, yoldan geçen mahalle sakinleri, ''Milas'ın yüz akı 2 değerli muhtar, siz bizim onurumuzsunuz'' tezahüratında bulundu. Kendi mahalleleri, zaman buldukça diğer mahalle ve köy sakinlerinin, mutlu ve üzüntülü günlerinde birlikte olmayı ilke edinmiş muhtarlar, kimsesiz ve yoksulların devlet dairelerinde yapılacak işleri için de yardımcı olmaktadırlar. Milaslıların çoğunluğunun sevgi ve saygısını kazanmış olan muhtarlarımız, sanki; muhtarlığın nasıl yapılması konusunda diğer muhtarlara örnek sunmaktalar. Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY |
| Posted: 31 Aug 2014 08:44 AM PDT Şafak Surkultay, İzmir'in 7.20 metre uzunluk, 9 beygir gücündeki pancar motorlu balıkçı teknesiyle, açık denize çıkma cesareti gösteren kaptanı. Kaptan, misafirleri geçmişte Fenerbahçe ve pek çok Türk takımında top koşturan, şu anda Almanya'da teknik adamlık yapan Hamburg doğumlu Erhan Albayrak, Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı Osman Gazi Oktay ve iki tayfası ile birlikte bir gün önce attıkları ağları toplamak amacıyla, Güzelbahçe Limanı'ndan denize açıldı. Ağ, İzmir Limanı'na yük getiren gemilerin rotası üzerine atılmış olduğundan; körfeze girmiş olan ve Mordoğan yakınlarındaki Wanda adlı gemi beklendi. Gemi beklenirken, kaptan herkesi güldüren fıkralarını birbiri ardına anlatmaya başladı. Gemi geçtikten sonra, ağ çekilmeye başlandı. İlk misafirler, Avusturyalı doğa bilimci ve belgesel film yapımcısı Steve Irwin'in, Queensland Büyük Resif'te bir belgesel film çekerken, zehirli kuyruğuyla kalbine vurduğu darbe sonucu öldüren vatoz balıklarıydı. Şafak Kaptan, pense ile kuyruğundaki testere şeklindeki zehirli kısımları kopardıktan sonra, vatozları denize saldı. Ardından Ege ve Akdeniz'de görülen 4 kiloluk tırança yüzleri güldürdü. Umutla diğer trançalar beklendi ama; 10 kiloluk vatozdan başka bir şey çıkmadı. Deniz altındaki batık gemiden kopan parçalar, ağları parçaladı. Umutlar bir sonraki güne bırakılarak, güvertede açılan ağ tekrar denize bırakıldı. Yüzmek isteyen Erhan Albayrak'a, kaptan tecrübesine dayanarak uyarıda bulundu. Nedenini de; köpek balıklarının tırançayı sevdiğini ve sürekli takip ettiğini, tırança olan yerde, derinlik ne olursa olsun köpek balığı da olur, şeklinde açıkladı. Batıktan çıkan parçaya bakarak kaptan, geminin çok eski olduğu kanaatine vardı. Hava kararırken limana demir atıldı. Kaptan, Vatozu yüzerek etini paylaştırdı. Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY |
| Kılavuzu TESEV ve Seyit Rıza Olanın!!! Posted: 31 Aug 2014 08:29 AM PDT Öne çıkan kimliğini Atatürkçülük olarak değil, "Dersimli" (Tunceli değil) olarak tanımlayan Kendisine bir türlü "Türk'üm" diyemeyen, – Dersim İsyanında Atatürk'e başkaldırmış ve Türk askerine kurşun sıkmış bir aşiretin mensubu olan, 1938 Kürtçü-dinci kalkışması için "Dersim coğrafyasında yaşanan olay, bir insanlık dramıdır" diyerek, Mustafa Kemal ATATÜRK'Ü bu dramın bir numaralı "sanığı" olarak karalayan, Dersim üzerinden Atatürk'ü vurma planında, AKP'den rol çalarak Seyit Rızanın torunlarından yani karşıdevrimden "özür üstüne özür" dileyen Atatürk'ün Tunceli'sini "Dersim" yapmak için, AKP'den daha gözü dönmüş bir halde Atatürk'e saldıran, Türk Ulusunun değil, Soros'un siparişlerinin(emirlerinin mi demeliyim) yaşama geçmesi için, şeytanla bile ittifak yapmakta bir sakınca görmeyen, BOP Eş başkanı hangi açılımı yapsa, "yetmez ama evet" diyen, böylece "BOP eş başkan yardımcısı" görevini eksiksiz yerine getiren, "Türkiye'yi 1920'lerin, 30'ların anlayışından kurtarmak" söylemiyle, CHP'yi Atatürk'ten "kurtaran!" Cumhurbaşkanlığı makamına/Atatürk'ün makamına referansı din olan birini aday göstererek RTE'nin o makamı ele geçirmesi için adeta ayaklarının altına kırmızı halı döşeyen, Güneydoğu'ya özerklik getirecek Amerikan çözümünün yasal kılıfı olan 'Avrupa Özerklik Şartı'nın yasalaşmasını savunarak, AKP ile PKK'nın Kürt Açılımına açıkça destek veren, "Türk" kelimesinden rahatsız olan, Anayasadan "Türk milleti", "Türk vatandaşlığı" kavramlarının çıkarılmasını isteyen, Anayasal vatandaşlığı savunan, AKP'nin "Türküm, doğruyum" diye başlayan andımızın kaldırmasına örtülü destek veren, Fethullah Gülen'i "bilge" ilan eden, "Tekke ve zaviyeler yeniden açılsın" diye yasa önerisi hazırlayan, Batı'dan dayatılan "Türk Ordusunu küçültme" planlarını AKP den daha şiddetli savunan, "profesyonel ordu" reçetesini AKP ye adeta dayatan, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin.35. maddesinin kaldırılmasında ısrarcı, Orduya kurulan kumpası, "darbeciler temizlensin" sloganıyla sürekli destekleyen, İkide bir ABD Büyükelçisinin ayağına koşan, Partiye CIA'nın numaralandırdığı ajanlar ve AB-Amerikan muhiplerinden oluşan bir kadro kurarak, AB-ABD emperyalistlerine hizmet ve bağlılıkta, AKP den daha becerikli olabileceğini kanıtlamak için çırpınan, "Biz Cumhuriyetin bekçisi değiliz" diyerek AKP'nin bekçiliğine soyunan, AKP iktidarının Laik Cumhuriyete meydan okuduğu bir dönemde "Laiklik tehlikede değil" diyerek AKP'nin önündeki engelleri temizleyen, Cumhuriyetin başına "türban" geçirilmesine öncülük eden, Kasetlerle yapılan ABD-Cemaat operasyonu sonucu ele geçirdiği CHP'yi, YCHP olarak "dizayn" eden, Küresel güçlerin ve çok uluslu devasa bütçeli şirketlerin güdümünde, Soros'un denetiminde, kendi devletine ve milletine yaptırımlar uygulamak için türlü yol ve yöntemleri hayata geçirmekte mahir bir örgüt olan TESEV'in 183 numaralı kurucu üyesine Atatürk'ün CHP'sini teslim eden, teslim etmekle kalmayıp her kongrede, ülke ve ulusun değil kendi çıkarları için ona destek verenlere nasıl bir ad koyacağımı bilmiyorum. Onlara bir soru sorarak yazımızı bitirelim. "KILAVUZUNUZ TESEV VE SEYİT RIZA MI?" MAHMUT ÖZYÜREK |
| Posted: 31 Aug 2014 08:17 AM PDT CHP Milletvekili ve Grup Başkan vekili Muharrem İNCE, 5-6 Eylülde yapılacağı duyurulan CHP olağanüstü kurultayında Genel Başkan adaylığını ve Genel Başkan olursa izleyeceği politikaların ana çizgilerini de açıkladı. "Bu noktada acil politikalar şunlar olmalı: - Özgürlükçü demokrasiye ulaşmak ve yeni anayasa yapmak... - AB ve 2023'de tam üyelik hedef olmalı. - Dış politikanın saptırılan ekseni barış odaklı eksenine çevrilmeli. - Kürt sorununun çözümünde TBMM etkin olmalı siyasi sorumluluğu olmayanlar etkin olmamalıdır" Bu politika; Türkiye'nin bağımsızlığını ve egemenliğini ipotek altına alan AB üyeliğini, büyük bir ahmaklık ve utanmazlıkla savunan, Atatürkçü maskesi altında ABD ve AB Mandacılığı yapan siyasetin yol haritasıdır. Türkiye'nin Ulusal Egemenliğini Brüksel'e tesliminden yanadır. "AB'ye girmek demek, Ulusal Egemenliği AB devletine teslime razı olma anlamına gelmektedir. Peki, Ulusal Egemenliği AB'ye teslim etmenin anlamı nedir? Ulusal Egemenliği AB'ye teslim etmenin anlamı, Hıristiyan Avrupa Birliği'nin vesayeti altına girmek demektir. Adı, unvanı, makamı ve rütbesi ne olursa olsun, her kim ki AB yanlısıdır, o kişi "Ben Hıristiyan Avrupa Birliği'nin boyunduruğu altına girmeyi kabul ediyorum" demektedir. AB yanlısı olan Kemal Kılıçdaroğlu ve (Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Muharrem İNCE) AB mandacısıdırlar. Yani İnce ve Kılıçdaroğlu, Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB'ye teslime hazırdırlar. Ulusal Egemenlik elden gidince, ortada bir ulusal devlet kalmayacağı da bir gerçektir."(1) AB Mandacısı Muharrem İnce'nin "yeni anayasa yapma"yı önceliklerine koyması da Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB'ye teslime sabırsızlandığının göstergesidir. Çünkü Sömürgeci ABD, AB, uluslar üstü şirketler ve bunların içimizdeki uşakları, Türk Ulusunu ulusal egemenlikten yoksun ve savunmasız bırakmak için koro halinde "YENİ ANAYASA" istemlerini her koşulda dillendirmekte ve dayatmaktadırlar. Yeni bir anayasa dayatmasındaki temel amaç, "Kayıtsız Şartsız Türk Milletine ait olan Ulusal Egemenliğin" Hıristiyan AB'ye devredilebilmesini sağlamaktır. Mevcut anayasa ile yani 1982 Anayasası ile Ulusal Egemenliğimizin devri asla mümkün değildir. İşte bu nedenle, ABD-AB Mandacılarının "yeni anayasa yapma" konusunda "ayı ile yatağa girmeye bile razı" olmalarının nedeni budur. İNCE, daha sonra Halk TV de katıldığı söyleşide; Atatürkçü olduğunu kanıtlayabilmek için; Ne kadar Amerikancı, Ne kadar AB'ci, ne kadar bölücü, Ne kadar dinci olduğunu örnekler vererek açıkladı. Yani "merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler"(çingenin mert olanı, övünürken hırsızlığını söyler) İNCE'DE öyle yaptı. Konuşmalarında; "Atatürkçülük" ten vazgeçtiğini, sömürgeci ABD ve AB'ye, yani emperyalizme kayıtsız koşulsuz "biat" ettiğini, "deliğe süpürülmemek" için hiçbir onurlu devletin kabul edemeyeceği AB ve ABD dayatmalarını yerine getirebilecek bir "ehliyet ve deneyim" sahibi olduğunu kanıtlamak için çırpındı. Arada bir "Atatürk adını" kullanarak izleyicilerin gazını almayı da ihmal etmedi. Biz Muharrem İnce'ye Yanıtı Atatürk'e bırakalım. "Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz koruyuculuğuna bırakmakla kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk bağımsızlığını feda ediyorlar. "Oh, ne ala!... Mücadele yerine mandayı kabul edeceğiz ve rahata kavuşacağız!... Bu ne gaflet, ne körlük ve hatta ne budalalık! İstanbul'un yüce kişileri de bu fikirde. İçlerinden biri çıkıp da "Ya İstiklal, ya ölüm" diyemiyor." "Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği itiraf etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür." Atatürk'ün "Bu ne gaflet, ne körlük ve hatta ne budalalık!" diyerek şiddetle kınadığı mandacıların Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurucusu olduğu CHP'ye Genel Başkan adayı olmaları "İNCE- İNCE" bir oyundan başka bir şey değildir.. RTE'nin her seçimde kazanıyor olması, ne yurttaşların "makarna- kömür"e oy vermesinden, ne de şezlong tutkunluğundan.. Erdoğan karşıtı siyaset yapma iddiasında olan "İNCE"lerin ilkesizliği, omurgasızlığı, tutarsızlığıdır. Çözüm Türkiye'nin tam bağımsızlığını ve egemenliğini ipotek altına alan AB üyeliğinin devlet politikası olmadığını açıklamak, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının korunmasının ve Türk devletinin varlığının sürdürülmesinin her şeyin üstünde olduğunu yeniden hatırlamak ve hatırlatmaktadır. Mahmut ÖZYÜREK |
| Posted: 31 Aug 2014 08:13 AM PDT "PKK'LI TERÖRİST İÇİN HEYKEL DİKİLMİŞ" Buna Bile Tepkimiz Yoksa! Kurbağa haşlama yöntemiyle öldürülüyoruz. Bizi kaynar kazana atsalar, canımız yanar, anında sıçrayarak kendimizi kurtarırız. Ama emperyalistler bizim için ustaca bir strateji uyguluyorlar, bizi kaynar kazana atmıyorlar, ılık kazana attılar, ateşi yavaş yavaş veriyorlar, biz sıcaklık arttıkça ona alışıyor, mayışıyor, sıçrayacak hal kalmayıncaya kadar haşlanıyoruz. Kurbağa yerine konduk, kazana atıldık, su kaynar su değildi, sıçramadık, yavaş yavaş alttan ısıttılar, kaynattılar, sıçrayamadık, tepki veremedik, alıştıra alıştıra bölünüyoruz, Medya işgal birliklerinin beyinlerimizi işgaliyle bölünüyoruz, Bölünme, bölündük fikrine yavaş yavaş alıştırılıyoruz, buna öğrenilmiş çaresizlik deniliyor, çaresizliği, yenilgiyi öğretiyorlar çaktırmadan alıştıra alıştıra, uyandırmadan. GÜDÜMLÜ MUHALEFETİN ROLÜ Güdümlü iktidar ve rolünü artık çok iyi biliyoruz, ama güdümlü iktidar, güdümlü muhalefet olduğu için iktidarını koruyor, emperyalizme hizmetini aksatmadan sürdürüyor, yani öyle bir kurgulanmış ki, muhalefeti de iktidarı da aynı işgal oyunun parçası. Oyunu görmeyelim diye arada bir kavga ediyormuş gibi yapıyorlar. Güzel nutuk atanlar da "yaşa, Varol, helal olsun!" sesleri arasında bir güzel gazımızı alıyor, biz nutuklarla avunurken, ihanet şebekesi adım adım hain hedeflerine doğru yürüyor. Yani oyun anlaşılmasın diye dostlar muhalefette görsünler var. Sahte, aciz muhalefet niye var, hainler cirit atsın, hainliklere ses çıkaran olmasın diye! İktidarın sahte gündemlerine atlasın Türk milletini hep birlikte oyalasınlar diye! İktidarla birlikte gündem değiştirsinler diye. O nedenle Soma faciasını ve facianın sorumlularından hesap sormakken gündem bir anda Halk oyalaması oluyor ve sahte muhalefetin olağanüstü çabalarıyla halk oyalanıyor sonucu baştan belirlenmiş, baştan kurgulu sözde seçimlerle. Çok ekmel bir plan! Böyle bölünüyoruz; sözde muhalefetin sessizliği ve AKPKK koalisyonuna, ona benzemeye çalışarak yaptığı katkılarla! HAİNLERİN HAYALLERİ GERÇEK OLDU! Teröristler sözde şehitlik açmış kimseden ses yok! Mehmetçiklerimizi şehit eden eli kanlı teröriste anıt yapılmış hiç kimseden ses yok! Bu heykel aciz hükümetin, olmayan muhalefetin, olmayan ordunun, orada olmayan devletin eseri! Eskiden olsa yeri göğü yıkardık Buna bir tepkisi yoksa hiçbir kişi, kuruluş bana "milyonları sokağa döktük, şöyle eylemler yaptık" diye hava atmasın! Buna bir tepkisi yoksa hiç kimse "milliyetçiyim" demesin, bu fotoğraf milliyetçiliğin ayaklar altına alındığının resmidir. Buna tepkisi yoksa hiç kimse "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" demesin, vatanın bölündüğünün resmidir, şehitlerin mezarlarında ters döndüğünün. Buna tepkisi yoksa hiç kimse "Atatürk'ü ağzına almasın" Sandığa giden de, gitmeyen de hain değil ama bu ihanet oyunlarını meşrulaştırmamızı isteyen makam sahipleri, kalem sahipleri kesinlikle hainler! Buna tepkimiz yoksa… "Mustafa Kemal'in askeri" değiliz, o sloganı hak etmiyoruz! Buna tepkisi olmayan kurum ve kuruluşları takip edip, mesaj yağmuruna tutmuyorsak! Sessizce ihaneti izleyerek suskunluğumuzla ihanete ortak oluyorsak Allah müstahakkımızı versin demiyorum, vermiş zaten! Güneş Erkul İLK KURŞUN |
| Bir Rasim Ozan Klasiği ve Hüseyin Gülerce ile Raks Posted: 31 Aug 2014 07:51 AM PDT Her yönüyle içine kapanan vizyonsun ulusal düzenin,yeni yetme kadrolu yazar çizer ve nara atar takımından 43 plaka nolu soyadını taşıyan arkadaş kendi hülyasında " bir tür cemaat - hüseyin gülerce " kavgası icat etmiş ve bu rüyasının üzerine bayat uslubu ile biraz kurgusal desteklemeler yaparak " her daim olduğu gibi satır aralarında bile böğürme kabiliyetini " en zirve noktasına varıncaya kadar kullanarak,aklı zatına kafi gelmez iken " malum akl-ı evvel liyakat merkezlerininden cebren üflenen sufle " üzerine müsveddelik akıl oyunları yazmış. Kendine yetmeyen aklı ile güya beyefendi " iktidar partisininin yargı denetiminden kaçabilme adına sığınacak liman hesabına kullandığı " ve sosyolojik anlamda psikolojik algı harekatı düzleminde,farklı toplumsal mühendislik teknikleri ile " cemaaat - hükümet " gerilimi ve çatışması varmış edası ile birlikte senaryolaştırıp tek taraflı olarak sahnelediği politize edilmiş hizbi anlayışla, oscarlık performans sergileyerek 18 aralıktan beri oynadığı " mağduriyet temelli yüksek gerilim siyaseti " oyununa,cemaat mensubu olarak bilinen ve ön planda bulunan " hüseyin gülerce " gibi isimleri aslında hiç olmayan bir savaşın tarafıymış gibi niteleyerek dahası ancak kendi şahsına yakışacak biçimde birde yazısını alengirli ifadelerle biraz daha çekici kılabilir miyim umudu ile " güya ihanet serüvenine " dahil etmeye çalışıyor şimdi bilinen üslubumu biraz sekteye uğratıp senin anlayacağın dilde ve senin üslubun ve dahi sen ve senin gibilerin anlayacağı şekilde net bir biçimde ifade edeyim iyi dinle Rasim Ozan : İlk olarak 17 aralıktan beri sen ve mensup olduğunun kalemşör tayfanın malum adreslerden verilen emir talimat ve direktifler üzerine planlı programlı organize " genel başkan yardımcıları gözetiminde " koordineli bir şekilde kurgulayıp aynı iştah ve yıllardır arka belleklerinizde belki de bugünlerin hesaplarını yaparak beslediğiniz kin ve nefret duygularıyla maahali talan taifesiyle sahnelediğiniz " haysiyet ve vicdan " cellatlığı oyununda iddia etmeye cüret ettiğiniz gibi bu cemaat ve gönül veren mensupları daha doğru bir ifade ile " hak ve gönül sevdalısı " insanları şebeke değil,bunu kısa devre yapmış olan klişe zihnine yaz geleyim ikinci konuya sen ve senin gibi " emr-ü ferman " ile güdülen hizip siyasetinin zavallı piyonlarının dar kafalarından neşrettiği gibi " geometrik yada asimetrik " herhangi bir terminoloji ile sadece politik rant ve çıkarlar adına nefretle yaftalamaya çalıştığınız bu " yine senin boyun büktüğün uzun boylu liderinin ifadesiyle söylemiş olayım " yesevi ruhlu insanlar bu toprağın çocukları ve hepsi " AZİZ TÜRK MİLLETİNİN EVLATLARI " o nedenle sakın ola bana mazinin kara dehlizlerinde kurdukları bataklıkların içinde yok olup gitmeye mahkum olmuş ulusal paranoyayı ağızlarına sakız etmiş skolastik kel şovenistler gibi o bozuk aksanınla " vatan millet " edebiyatı yapma. Derin ilişkiler ve kirli hesaplar ağının askeri ve sivil bürokratik oligarşik kadro içinde en bariz hali ile açığa çıktığı,17 canı şehit verdiğimiz " aktütün " saldırısı sonrası her zaman olduğu gibi yine her şeyi ben bilirim edası ile kanal kanal gezdiğin programlardan birinde hanımefendi sunucunun " sen askerlik yaptın mı Rasim ? " sorusuna ıkına sıkıla kafanı gözünü kaçırarak ve edebinle konuşmaktan ziyade derinlemesine böğürerek programı sunan hanıma hitaben " senin oğlun olsa sen oğlunu bu aktününe gönderir miydin yav " sorusunu yönelterek askerlik vazifesini icra etmediğini açık ettiğin gibi ( fiziksel olarak haklı nedenlerin olabilir bunu saygıyla karşılarım ) bu vazifeyi can siparane hak ve toprak ( vatan ) rızası için ölümüne " kışlasını peygamber ocağı belleyip " borç ödeyen vatan evlatlarını alaya alırcasına falan yere oğlunu gönderir miydin süali ile " milli duyguları bir yana anayasal bir sorumluluk ve dahi zorunluluk olan " askerlik vazifesini yapmadığını üstelikte 17 canın toprağa düştüğü elim hadiseyi misal vererek koca bir korkak olduğunu ifşa eden sen " Rasim ",sakın ola bana milli ile başlayan cümle kurma ve hele asla " bana ve bu milletin aziz evlatlarına " millyetçilik dersi vermeye kalkma, İzleyen bilir senin sunucu hanımın sen askerlik yaptın mı Rasim,sualine karşılık olarak " sen olsan oğlunu aktünün gibi bir yere askere gönderir miydin " sorusunu sorarak o kıt aklınla " kendini haklı çıkarma niyetine " sunucu hanımım verdiği tokat gibi cevap sana ve yoldaşlarına ders olarak yeter de artar bile Aktütün bahsi üzerine konuşulurken hiç beklemediğin yerden gelen bu soru karşısında afallayarak ne yapsam da ben bu cendereden kurtulsam niyetiyle " kadınlık iç güdüsü ve evladına olan korumacı düşkünlüğünü " hesaplayarak şahsını ilgilendiren damardan bir soru sorarak ve her daim yaptığın gibi cümleleri yuvarlayarak " sen olsan evladını gönderir miydin " sualine cevaben hayır asla göndermem diyeceğini ve sen de hah işte ben de bu yüzden gitmedim diyerek konuyu usulünce geçiştirmeyi umut ediyordun ama o,kadın haliyle emin ol senden " milyon kat daha delikanlıydı " ve senin yine hiç beklemediğin hiç umut etmediğin gibi cevap verdi " EVET GÖNDERİRDİM " o yüzden Rasim sakın ha diyorum bak sakın ha bana ve bu milletin asil evlatlarına " sana ezberletilen cümlelerle " kuru mangal edebiyatı yapma Gelelim asıl mevzuya,Hüseyin Gülerceyi şahsen tanımam ömrü hayatımda bir konferansı hariç görmüşlüğüm de yoktur cemaat yada cemiyet içinde ne derece etkinliği vardır kimle ne şekilde bağlantısı vardır yada camia olarak nitelendiren sivil toplum hareketi içinde sözünün itibar derecesi nedir ne değildir bilemem ( tıpkı seni bilmediğim gibi Rasim ) ama görünen köy itibari ile özet mahiyetinde şunu söylemiş olayım : ilk bahiste " evvela " izah ettiğim gibi cemaat cemiyet camia sivil toplum hareketi yada ismi her neyse bu sosyal olgu sen ve yoldaşlarının itham ettiği gibi şebeke değil şer örgütü değil dahası bir örgüt değil,bu nedenle olmayan bir örgütün yahut organizmanın içinde bulunan Hüseyin Gülerce yada başka herhangi bir ismin bir dönem vazife yaptığı aktif olarak çalıştığı bir hareketin işleyişine dair kendince " organize bir şekilde kurgulanan bir takım iddia yada ithamları " destek mahiyetinde bir takım haksız beyanlarda bulunuyor olsa bile bu beyan,ifade söylem,itham,iddia ve iftiralar sadece sahibini bağlar,sen ve senin gibi yanlı medya taifesinin kamu oligarşisinin sahte gölgelerine sığınarak acaba bu işten kendimize bir vazife çıkarabilir miyiz,acaba bu işten afiyetle nemalanabilir miyiz hesabıyla yalandan yere afaki ıkınıp durmasına gerek yok özetle " sana ve taifene kurguladığın sahte ve yalan dünyan için " buradan ekmek çıkmaz her kim çıkar herhangi bir mevzu ile alakalı bir lakırtı eder yalan yanlış beyanda bulunur,o yanlış hal,tavır yada söz sadece sahibini bağlar son bir söz de Hüseyin Gülerceye,seni hiç tanımam bilirim ki sen de beni tanımazsın sana da bir söz söyleyerek bahsi kapatacam : bugün gelinen noktada eğer " Rasim Ozan Kütahyalı " gibi bir devşirme medya ajanı " üstelikte devlet " adına seni savunurmuş gibi bir hal vaziyet içine girmiş ve talimatla yazdırılan köşeleriyle sırtını sıvazlamaya başlamışsa " yanlış yerde duruyorsun " demektir.. seni bilmem ama,bunca yıllık gazetecisin meslek ahlakını en iyi bilenlerden birisin,ben sadece bu hali bile kendime hakaret addederim... ne diyelim Yüce Mevlam (CC) kimseyi şaşırtmasın ve hiç bir vakit müstakim olan istikametinden ayırmasın............................ AMİN Malum-u İlam |
| Posted: 31 Aug 2014 07:45 AM PDT Prof. Dr. Gökhan Yılmaz Ege Üniversitesi Dişçilik Fakültesi'nde öğretim görevlisi. O yalnız öğrencilerinin değil, halkın da sevgisini kazanmış bir hoca. Öğrencilerinin ve hastalarının sorunlarına çözüm bulmaktan haz duyan bir kişilik. Onu, kendi hastası olsun olmasın hastaneye gelen, doktorunun adını bilmeyen veya çekilen filmleri kaybolmuş hastanın yanı başında müracaat kısmında, hastasının alacağı diş malzemelerini öneride bulunurken satış standında, hastane içinde halk için sıkıntı, zorluk ve tehlike yaratan alanların düzenlenmesi için Dekanlık ve Rektörlükte, hatta toptancıda kendi cebinden temizlik malzemesi alırken görmeniz mümkün. Hastasıysanız, yaşadığınız sıkıntılara bir an önce son vermek için öğle tatili, saat 17.00 demeden işini yapar. Protezinizin kullanışlı ve kaliteli olması için, bizzat kendi laboratuara gider ve isteklerini bildirir. O, öğrencilerine alanıyla ilgili bilgileri verme dışında; ülkesini ve halkını seven bireyler yetiştirmeyi hedefler. Görevinin sadece derse girip, alan ve uygulama bilgisi vermek olmadığının bilinciyle hareket eder. Gökhan Yılmaz Hoca, alçak gönüllü bir halk adamıdır. Hastanelerimizde, onun gibi insan sevgisiyle dolu, işini en iyi şekilde yapan, öğrenci ve hasta sorunlarına duyarlı personel ile karsılaşmak, sık rastlanan bir olay değildir. Dileğimiz, Gökhan Hocaların sayısının artmasıdır. Onların bizden beklentileri mutluluğun gözlerimizdeki ışıltısını görmektir. Onure etmeli, gözlerinin içine bakarak teşekkür etmeliyiz. Gökhan Hoca'nın insan sevgisi, personeli Serhat Ar'a da geçmiş olmalı ki; kendisinin yardımına ihtiyaç duyanlara, hiç erinmeden o da yardımcı oluyor. Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY |
| You are subscribed to email updates from Sözcü Haber To stop receiving these emails, you may unsubscribe now. | Email delivery powered by Google |
| Google Inc., 20 West Kinzie, Chicago IL USA 60610 | |






















































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder