GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 24 Kasım 2014 Pazartesi 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


“24 Kasım Öğretmenler Günü” Emperyalizmin ve beslemelerinin iştahları kursaklarında kalacak!‏

Posted: 23 Nov 2014 06:24 AM PST



Emperyalizmin ve beslemelerinin iştahları  kursaklarında  kalacak!

"24 Kasım Öğretmenler Günü" kutlamalarının yapılmaya başlandığı günlerdeyiz. Türkiye'de 5 Ekimler-24 Kasımlar artık kutlama günleri değil,Kemalist,  devrimci, yurtsever, demokrat ve namuslu öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarının ortaçağ karanlığına, işbirlikçiliğe ve emperyalizme karşı mücadele azim ve kararlılığının bilendiği günlerdir.
Günümüzde 5 Ekimler 24 Kasımlar, Eğitim emekçilerinin emek, ekmek, demokrasi, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin, kazanımlarının, eğitimci ve eğitim sorunlarının tartışıldığı günler olmaktan çıkartıldı. Bu günlerin devrimci Özü, aydınlık yüzü, ne yazık ki öğretmenlerin bir kısmının hediye beklediği  (takı, kravat, çiçek) akşamları ise düzenlenen yemeklerde eğlendiği bir gün haline dönüştürüldü..
Ülkemiz 2014 yılında, ABD Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesidoğrultusunda Ortaçağ karanlığına hızla yol almaktadır.
Asıl amacı küçücük kızlarımızı okuldan uzaklaştırmak, çocuk gelinler yapmak; küçücük bedenleri Para babalarına ucuz işgücü olarak pazarlamak, İmam Hatipleri çoğaltmak,soran, sorgulayan değil itaat eden, kulluğa rıza gösteren bir kuşak yetiştirmek olan, 4+4+4ucube modelinin öğretmeni öğretmenlikten, öğrenciyi de öğrencilikten çıkardığı,
Milli Eğitime bütçeden ayrılan payın Cumhuriyet döneminin en düşük seviyesine indirildiği, Eğitim alanına hiçbir yatırım yapmayarak sınıfların eğitim yapılamayacak kadar kalabalıklaştırıldığı,  çocuklarımızın okulsuz ve bin bir güçlükle okuyup öğretmen diploması sahibi olmuş yüz binlerce öğretmeni atamayarak öğrencilerimizi öğretmensiz bırakıldığı, atanamayan onlarca genç öğretmenimizin intihara sürüklendiği,
Kadının özgürlüğü değil, esaretinin simgesi olan türbanı ilkokullara kadar sokan, TEOG uygulamasıyla halk çocuklarını, gençlerimizi İmam Hatiplere mahkûm ederek Bilimselve Laik eğitimin zerresini dahi bırakmak istemeyen, eğitimde özelleştirmenin önünü fütursuzca açan hainane politikaların uygulandığı,
   7 bine yakın okul müdürünün görevine son vererek, yerine yandaş (Eğitim-Bir Sen'li) müdürleri getiren, okul yönetimlerini ele geçirip, okulları da şirketleri gibi yönetmenin yolunu açan; aday öğretmenlere sözlü mülakatın uygulanacağı, başarılı olunamazsa mesleklerinin ellerinden alınacağı, yandaş öğretmen seçmenin taşlarının döşendiği; öğretmenlere de rotasyon uygulamasının bir nevi cezalandırma sistemi olarak kullanılacağı Torba Yasa'ların çıkartıldığı, 
Köy Enstitülerinin günümüzdeki son izi olan Öğretmen Liselerininkapatıldığı; bakkal dükkanı açar gibi Eğitim Fakültelerinde devşirme personelle "öğretmen eğitimi" yapıldığı; öğretmenlik mesleğinin hiçbir şey yapma becerisi ve yetisi olmayan herkesin yapabileceği bir iş konumuna indirgendiği, böylece eğitim sisteminin iğdiş edildiği,
Bir sürecin yaşandığı bir ülkede "24 Kasım Öğretmenler Günü"kutlaması yapmak Kemalist,  devrimci, yurtsever, demokrat ve namuslu öğretmenlerimize yapılabilecek büyük bir değerbilmezlik olduğu kanısındayız.

Bu nedenle 24 Kasım'da;
Her çocuğun kaliteli, devletçe finanse edilen, laik, demokratik ve uluslararası normlara sahip eğitim hakkının güvence altına alınması,
Her yurttaşın eşit ve özgürce  yararlanacağı bir eğitim ortamının sağlanması,
 Eğitimin pazar odaklı  değil insan odaklı olması,

Eğitime daha çok yatırım yapılması, kaliteli öğretmen yetiştirilmesi ve her öğretmene kalıcı iş garantisi verilmesi,
 Öğretmenlerin kendi mesleğinde özgür davranmasını kısıtlayan yasaların kaldırılması ve eğitimle ilgili kararların alınmasında öğretmenin ve sendikasının aktif katılımını sağlayan yeni yönetmelik ve yasaların çıkartılması, mücadelesinde örgütlü öğretmen örgütleri ile omuz omuza olduğumuz bilinmelidir.
Tüm dünyada Emperyalizm, hakimiyet kurmaya çalıştığı ülkelerde toplumsal gericiliğin en büyük destekçisi olarak öne çıkar. Böylelikle sömürgeleştirilmeye çalışılan ülkelerde emperyalist hegemonyaya karşı çıkacak bir milliyetçi direniş, Şeriatçılığın kozmopolit, ulus düşmanı ve vatan savunmasını umursamayan anlayışı sayesinde engellenmiş olur. Bu nedenle  Eğitim alanını iğdiş eden  AKP faşizminin en  büyük destekçisi emperyalizmdir.
AKP faşizminin  Şeriat hayallerinin önünde en büyük engel olarak gördüğü eğitim alanını ele geçirmiştir. AKP faşizminin bu pervasız hayallerini durduracak ve engelleyecek gerçek örgütlenmenin  temel programı;  dinci gericilikle mücadeleyi, emperyalizmle mücadelenin olmazsa olmaz gereği sayan Atatürk'ün Altı Ok programıdır. 
Bizler, hainin korkak olduğunu, haklı bir mücadeleyi veren gerçekten örgütlü bir gücün eninde sonunda kazanacağını  7 düvel'e karşı verdiğimiz Kurtuluş Savaşımız da gördük.
Biz bu topraklarda "Sömürü, İşgal Varsa; Ya İstiklal Ya Ölüm diyen de vardır"sözünü haykıran ve bu uğurda kan ve can verenleri gördük. Mustafa Kemal'i gördük. Kubilay'ı gördük. Tonguç'u, Baykurt'u, Apaydın'ı gördük.
Emperyalizm ve beslemesi siyasal iktidarlara,  emperyalizmin oynaşı sömürge aydını zavallılara bir kez daha hatırlatalım,
Biz biliyoruz ki,  Emperyalizmin ve beslemelerinin iştahları  kursaklarında  kalacak!... Yürekleri şayak kalpaklı yüz binlerce Kemalist  eğitim emekçisinin bilincinde çoğalan  tam bağımsızlık meşalesi  ülkemizin üstüne abanan karanlıkları aydınlatacaktır.… BİZ YİNE  İYİ BİLİYORUZ Kİ ; KEMALİST DEVRİM MUTLAKA KAZANACAKTIR  BU TOPRAKLARDA!..22.11.2014


YÖNETİM KURULU ADINA
Mahmut ÖZYÜREK
                           
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ 
ISPARTA ŞUBE BAŞKANI

Siz çoksunuz fakât biz haklıyız

Posted: 23 Nov 2014 06:21 AM PST



Acun Ilıcalı'nın yarışma programı 'Yetenek Sizsiniz'in jüri üyelerinden oyuncu Demet Evgar'ın Twitter hesabından 'Acun nasıl zengin oldu' başlığı altında paylaşılan mesajlar tartışma yarattı.

Evgar'a yakın isimler hesabın hacklendiğini ifade etse de, Ilıcalı'nın şahsında dile getirilen 'sistem eleştirisi' sosyal medyada sempatiyle karşılandı.
'Siz çoksunuz fakât biz haklıyız'

Twitter'da yaklaşık 820 bin takipçisi bulunan Evgar'ın hesabından, 'Yetenek Sizsiniz'de Acun Ilıcalı'yla yaşadığı tartışmaya ait bir videoyla, "Az sonra bu video ile ilgili 9 maddelik bir açıklamada bulunacağım" mesajı paylaşıldı.

'Acun nasıl zengin oldu?' başlığı altında yapılan dokuz maddelik açıklama şöyle:

1- Bildiğiniz gibi, "Yetenek Sizsiniz" adlı programda, "onların zor günlerinde" jüri üyesi olarak bulundum.

2-Benim için gerçekten de ilgi çekici bir gözlem olacağını düşünüyordum ki, öyle de oldu.

3- Evet. İyi bir gözlem oldu çünkü bu sâyede bu ülkede estetiğin, san'âtın, edebiyâtın ve insân rûhuna hitâb edenlerin değil ahmak yığınlarına hitâb edenlerin güç kazanacağını hep birlikte görmüş olduk.

4- Bir juri düşünün ki, bir kimsenin san'ât veyâhûd kâbiliyet yönünden üstünlüğünü kitlelerin alkışlarına göre belirlesin.

5- İşte halk, bu popülist döngü ile ahmaklaştırılmaktadır.

6- Ahmakların zevklerine hitâb etmek, sistemin sözde "aydınlanmış" (illuminated) esâs sâhiblerini ya'nî robotlaştırıcıları güçlendirirken, ++ toplumları ise aylık maaşlarına (samanlarına) bağımlı çiftlik hayvanları hâline getirmektedir.

7- Ahmaklara hitâb etmek sizi maddî olarak zengin kılar. Fakât esâs zenginlik, erdemlice bir hayât sürmekten başka hîçbir şey değildir.

8- Erdemli kalabilenlere selâm olsun.

9- Buradan sistemin sözde sâhiblerine yani sözde "aydınlanmışlara" sesleniyorum: Siz çoksunuz fakât biz haklıyız.

Vergide Adalet İstiyoruz!

Posted: 23 Nov 2014 06:19 AM PST



DİSK'e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası İzmir Şubesi, sermayenin verdiği zammın devlete vergi olarak dönüp, işçinin gelirini azaltması nedeniyle; genel merkezlerinin tüm illerde vergi daireleri önünde ''Vergide Adalet İstiyoruz'' basın açıklaması yapma kararı gereği, İzmir'de sendika binası önünde toplandı.

Birleşik Metal İş üyelerinin ve Disk'e bağlı bazı sendikaların şube başkanları ve yöneticilerinin katıldığı yürüyüş, Fevzi Paşa Bulvarı üzerinden Konak'taki Eski Sümerbank, şimdiki vergi daireleri binası önünde yapılan basın açıklamasıyla son buldu.
Yürüyüş kolu önünde taşınan Türk Bayrağı, sendika flamaları ve pankartları ardında yürüyen işçiler yol boyunca, ''MESS Dayatmalarına Boyun Eğmeyeceğiz, MESS MESS Şaşırma Sabrımızı Taşırma, Sadaka Değil İnsanca Ücret, İşçiye Değil İşverene Vergi, Ücretli Köle Olmayacağız, İşverene Değil İşçiye Teşvik, Patrona Köle Olmayacağız, İşçiye Kalkan Eller Kırılır, İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek ve Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam '' sloganları attı.

Basın açıklamasını, Birleşik Metal İş Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Ali Çeltek yaptı.
Çeltek, kira, doğal gaz, elektrik, su, ulaşım ve gıdada ki fiyat artışları, işçileri açlık sınırında yaşamaya mahkum ederken, TUİK'in işçilerle dalga geçer gibi enflasyon rakamı açıkladığını, sermaye sisteminin, vergi vermeyerek devletin harcamalarını tüketim vergileriyle emekçilerin sırtına yüklediğini, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması Anayasa hükmü olmasına rağmen, işverenlerin oluşturduğu hükümetlerin, işçinin gelirini arttırmadan, arttırılan vergilerle halkın gelirini azalttığını, 100 binin üzerindeki metal işçisinin sendikaları aracılığıyla MESS ile yaptığı toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık aşamasına gelindiğini, Birleşik Metal İş'in toplu sözleşmede, vergi adaletsizliğine karşı işçilerden %15'in üzerinde vergi kesintisi yapılmaması teklifi getirdiğini, MESS'in toplu sözleşmede, sözde enflasyon oranı olarak %3.78 artış teklif ettiğini, bu teklifi kabul etmenin mümkün olmadığını belirterek, ''İki sınıf var! Ama metal işçilerinin seçeneği tek; İnsanca yaşamak ve insanca çalışmak! Bunun için hangi bedel ödenecekse onu ödemeye hazırlanıyoruz'' diyerek konuşmasını bitirdi.

İşçiler, ''Birleşen ve Direnen İşçiler Yenilmezler'' sloganı atarak, yeni eylemliklere hazır olduklarını gösterdiler.





Haber ve fotoğraf : Osman Gazi OKTAY

Ulusalcılardan Cumhuriyetçileri Ziyaret!

Posted: 23 Nov 2014 06:05 AM PST



İzmir Barosu, Ekim 2014'te olağan genel kurulunu yaptı. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, seçime Aydın Özcan başkanlığında katıldı.

Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi yöneticileri, seçimi kazanan yeni baro yönetimi kutlamak amacıyla, İzmir Barosu'nu ziyaret etti.

Cumhuriyetçi Avukatların baro yönetimine seçilmelerinden duydukları memnuniyeti belirten Ulusal Eğitimciler, ''AKP hükümetinin müdahalelerine rağmen, bugüne kadar ele geçiremediği kurumlardan birisi Barolar Birliği'dir. İstanbul, Ankara Barolarından sonra İzmir Barosu'nu da ülkenin birlik ve bütünlüğünü, Atatürk ilke ve devrimlerini savunanların kazanması, ülkemizde bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük mücadelesine güç katacaktır'' dedi.

Seçim öncesi pek çok demokratik kitle örgütünü ziyaret ederek, birlikte mücadele etme sözü verdiklerinin belirten Aydın Özcan, ''Cumhuriyetin kurumu olan barolar, ülke bağımsızlığına, Cumhuriyet'e, halkın ve avukatların sorunlarına birlikte sahip çıkacaktır'' dedi.

Çalışma programlarını oluşturduktan sonra; birlikte yapılacak etkinlikler için tekrar bir araya gelme dilekleriyle görüşme sona erdi.

Birlikte verilen pozun ardından, Özcan konuklarını uğurladı.





Haber : Osman Gazi OKTAY
Fotoğraf : Özkan SUCUOĞLU

Madenleri Kamu İşletmelidir!

Posted: 23 Nov 2014 06:27 AM PST




                                      Madenleri Kamu İşletmelidir!

Bugün gerek dünyada gerekse ülkemizde küreselleşmeye bağlı olarak sermayenin tek güç olarak egemenliğini ilan ettiği, kamusal hizmetlerinin daraltılarak sermayenin talepleri doğrultusunda yeniden biçimlendirildiği bir dönemden geçiyoruz. 

Her şeyin piyasa koşullarında belirlendiği bu süreçte, artık ekonomik ve sosyal politikalar toplumsal ihtiyaçlar temelinde değil küresel piyasa ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılmakta, Devlet yapıları da küresel piyasa ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir. Süreci kalıcılaştırmak için kamu hizmetleri ticarileştirilmekte, özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamaları sürekli gündemi oluşturmaktadır. 

Öte yandan kamu hizmetlerinden yararlanan geniş toplumsal kesimler bakımından da durum sıkıntılıdır. Piyasa hizmetine dönüşen kamu hizmetine halkın erişimi zorlaşmaktadır. Devletler kamu hizmetini ekonomik bir yük olarak değerlendirdikçe, başta sağlık olmak üzere en temel ihtiyaçlar paralı hale gelmektedir. 

Ülkemizde ise bu durum daha karamsar durumdadır. Nitekim OECD'nin hazırladığı raporlarda Türkiye yaşanması en zor ülkelerin başında gösterilirken, bugün 6,5 milyon işçi asgari ücret seviyesinde güvencesiz, korumasız ve örgütsüz çalışmaya zorlanmaktadır. Özellikle sendikal hak ve özgürlüklere yönelik baskılar her geçen gün artarken, taşeronlarda çalışma devletin temel istihdam politikası haline gelmiştir. 

Bu köklü saldırının geçmişi 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ne kadar uzanmaktadır. Dönemin Çalışma Bakanı ve eski Türk-İş Genel Sekreteri Sadık Şide tarafından 2821 Sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu çıkarılarak,  sendikal hak ve özgürlükleri engelleyici işkolu ve işyeri barajları ile özgür toplu sözleşme yapma hürriyetini kısıtlayan grev düzenlemeleri hayata geçirilmiştir. 

İşçi ve emekçilerin örgütlenme iradesine karşı cumhuriyet tarihinin en ciddi saldırısı ise AKP Hükümeti döneminde yapılmıştır. Öncelikle işverenler istedi diye 2003 yılında İş Kanunu değiştirilerek esnek çalışma biçimleri getirilmiş ve iş güvencesi sınırlandırılmıştır. 

Ardından da hepinizin bildiği gibi, sendikal alanda, 12 Eylül hukukunu birkaç makyajla yeniden önümüze koymuştur. 2012 yılında konfederasyonlar ve sendikaların görüşlerini dikkate almadan 2821 ve 2822 sayılı Yasalarda değişikliğe giderek, dönemin koşullarına uygun 6356 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi ve Sendikalar Kanunu çıkarılmıştır. 

Bugün sendikal hareketin temel sorunlarını konuşacaksak, hak ihlallerine değinecekse ve çözüm önerileri sunacaksak öncelikle 6356 sayılı Yasa ile getirilen yasak ve engellere değinmek gerekir. 

Bu Yasadaki sorunların başında işkolu ve işyeri barajlarının devam etmesi ve grev hakkının daraltılmasına yönelik düzenlemeler gelmektedir. İşkolu sayısı 28'den 20'ye düşürülerek işkollarındaki işçi sayısı katlanarak artarken, işkolu barajı % 1'e düştü yalanı ile yeni barajlar yaratılmıştır. Örneğin, hava işkolunda baraj 20 kat artarken, demiryolu işkolunda 26 kat, kara taşımacılığın 5 kat artmıştır.

Ayrıca yüzde 1 işkolu barajının uygulanması ile birlikte de, daha önce işkolu barajının üzerinde olan ve toplu iş sözleşmesi imzalayabilen 7 sendika yüzde 1 barajının altında kalmış ve yeni toplu iş sözleşmesi imzalayabilme yetkisini yitirmiştir. Mevcut sözleşmenin olduğu işyerlerinde bu sendikalar 1 kere mahsus olmak üzere toplusözleşme yapabileceklerdir. Türk-İş'e bağlı 3, DİSK'e bağlı 3 ve Hak-İş'e bağlı 1 sendika, toplamda 7 sendika baraj altı kalmıştır. 2009 Ocak ayında yayınlanan istatistikte yer alan ve tarım işkolunda faaliyet gösterdiği için baraj şartı aranmayan iki sendika, yeni istatistikte yer almamıştır. Önceki yasa döneminde toplu iş sözleşmesi imzalayabilen 52 sendika varken, yeni yasa ve yüzde 1 barajının uygulanması ile birlikte toplu iş sözleşmesi imzalayabilen sendika sayısı 43'e düşmüştür. 

Bir örnek vererek anlatmak gerekirse, birkaç işkolunun birleşimi ile oluşturulan "Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar" işkolunda bir sendikanın örgütlü olabilmesi için, bu işkolunda çalışan 2 milyon 565 bin işçinin %1'ini yani 25 bin 650'sini örgütlemesi gerekmektedir. Bu da oldukça yüksek bir rakamdır ve birçok sendikanın kapanması söz konusudur. 

İşçilerin insanca çalışma ve insanca yaşama hakkına karşı işverenlerin 'kölelik düzeni'ne uzanan yolda dikensiz gül bahçesi yaratmak için Anayasa'yı ve uluslararası sözleşmeleri çiğnemekten çekinmeyen AKP, sendikal harekete karşı bir darbe niteliği taşıyan bu düzenlemelerle sadece sendikal hareketi değil, bütün bir işçi sınıfının teslim alınmasını hedeflediğini göstermektedir

Son istatistiklere göre Türkiye'de sendikalaşma oranı % 9,9'dur. Fakat bunu toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçiler açısından değerlendirdiğimizde % 5'lere düşmektedir. Bu demek oluyor ki, işkolu ve işyeri barajları devam ederse AKP Hükümeti'nin istediği gibi 2023 yılında sendikalı olsalar dahi asgari ücretle çalışabilecek yaklaşık 5 milyon işçi daha yaratılacaktır ve bu oran da toplam sigortalı işçilerin % 48,5'ini oluşturmuş olacaktır.
Önemli diğer bir sorun alanı ise sendikal ayrımcılıktır. Özellikle Hükümete yakın konfederasyonlar ve sendikaların üye sayıları her geçen gün artarken, diğer sendikaların üye sayıları düşmektedir. Bu saldırılara maruz kalan konfederasyonların başında da DİSK gelmektedir. Birçok kez yapmış olduğumuz eylem, gösteri ve yürüyüşler sert bir şekilde bastırılırken, sendikalarımız almış olduğu grev kararları da Yüksek Hakem Kurulu'nun kararı ile gasp edilmiştir. Buna karşın Hak-İş'in üye sayısı AKP Hükümeti döneminde katlanarak artarken, benzer bir şekilde Memur-Sen'in üye sayısı da yüzde 400 yükselmiştir. 

Burada bahsetmek istediğim son konusu ise maalesef son dönemde sıkça yaşadığımız iş kazaları yani iş cinayetleridir.  Türkiye'de sadece 2014 yılında bin 500'e yakın işçi, çalışma koşulları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Toplumumuzda travma yaratan bazı önemli iş kazalarını da hatırlatmak istiyorum:

-           2003'te Karaman-Ermenek (10 işçi- grizu patlaması sonucu),
-           2004'te Kastamonu-Küre (19 işçi-yangın sonucu)
-           2009'da Bursa-Mustafakemalpaşa(19 işçi-grizu patlaması sonucu),
-           2010'da Balıkesir-Dursunbey(17 işçi- grizu patlaması sonucu),
-           Zonguldak-Karadon'da (30 işçi-grizu patlaması ve göçük sonucu) ,
-           2011'de Ankara'da Ostim Patlaması (20 ölü- 43 yaralı)
-           Afşin-Elbistan (9 işçi- toprak kayması ve göçük sonucu),
-           13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madenci (grizu patlaması),
-           6 Eylül 2014'te İstanbul Torunlar İnşaat ( 10 işçi-asansör düşmesi)
-           ve son olarak 28 Ekim 2014 tarihinde Karaman'a bağlı Ermenek'te bir maden işletmesinde su baskını nedeni ile 18 işçi gökçük altında kalarak hayatını kaybetti. Yine 31 Ekim2014 tarihinde de Isparta Yalvaç'ta trafik kazasında 17 işçi öldü, 28'i yaralandı. 

Bu kazalar çökmüş sistemin sonucudur. İnsan hayatının ne kadar değersiz olduğunun en acımasız ilanıdır. Bunlara iş kazaları demek artık imkânsız hale gelmiştir. 

Türkiye'de işverenlerin büyük bir kısmı önlem almayı gereksiz maliyet olarak görmekte, devlet ise denetim görevini yeterince yerine getirmemektedir.  Bunun yanı sıra üretimin, yoğun birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kuruluşlar yerine, teknik ve alt yapı olarak yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin hızla terk edilmesine neden olmuştur. Buna bir de taşeronlaştırma, rödovans sistemi eklenince facialar bir biri ardına gelmeye başlamıştır. Bu tür işletmeler maksimum karı elde etmek için en hızlı en acımasız üretim süreçlerini yaşama geçirme konusunda hiç tereddüt etmemektedir.
Bunun içine bir de siyasi rant girince işin boyutu giderek acımasızlaşmıştır. Örneğin 17 Mayıs 2010 tarihinde 30 işçinin ölümü ile sonuçlanan Karadon Grizu patlamasından sonra Yargıtay'ca suçlu bulunan Türkiye Taş Kömürü'nde çalışan 3 bürokrattan biri daha sonra bu kurumun Genel Müdürü olmuştur. 

Gördüğünüz gibi, hem siyasi hem ekonomik hem de sosyal gerçekler, birçok emekçinin canını yakmaktadır. 

Biz Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olarak diyoruz ki, Türkiye'de hızla artan iş cinayetlerini durdurmak için yapılması gerekenler bellidir ve öncelikli olarak şu önlemler alınmalıdır: 

1-Taşeronluk kesinlikle yasaklanmalıdır. Madenleri Kamu işletmelidir.
2-Rödovans Anayasaya aykırıdır. Hukuksuz olarak yapılan bu sözleşmeler fesh edilmelidir ve tekrarı olmamalıdır.
3-Sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Maden işçilerinin sendikalı olmasının önü açılmalıdır.
4-Madenlerin Denetim Mekanizması bağımsız olmalıdır ve harcamaları kurulacak bir fondan karşılanmalıdır. Ayrıca devletin denetimi güçlü bir hale getirilmelidir.
5-ILO'nun madencilikle ve diğer çalışma alanlarıyla ilgili sözleşmeleri ve diğer uluslararası mevzuat en uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Madenlerde yaşam odalarının kurulması hızla gerçekleştirilmelidir.
6-Madencilikte havza üretimine geçilmeli ve havza bazlı üretim haritası çıkarılarak bütünlüklü bir madencilik üretimi kamu eliyle sürdürülmelidir.
7-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatları oluşturulmalı ve merkezden yönetilmesi anlayışından vazgeçilmelidir.
8-Yapılan denetimlerin raporlarının birer örneği sendikalara gönderilmesi önemlidir ve bu konuda düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
9-Eğitim ve uygulama ile ilgili maden ocağı sistemi geliştirilmeli ve bu ocaklarda eğitim ve uygulamayı tamamladıktan sonra madenci sıfatı kazanılmalıdır ve üretimde çalıştırılmasının düzenlemesi yapılmalıdır.
10-İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi etkin hale getirilmeli; temsiliyetinde eşitlik ilkesi gözetilmelidir. Bu Konseyin çatısı altında, sendikaların, meslek oda ve birliklerinin ve üniversitelerin yer aldığı mali yapısı bağımsız, özerk-demokratik bir İSG kurumu oluşturulmalıdır.
11-Ve son olarak sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili özerk-demokratik bir kurumsal yapının sendikalar, meslek oda ve birlikleri ve üniversiteler ile oluşturulması gerekmektedir.
 
Halkımızı, DİSK'in mücadelesine omuz vermeye davet ediyorum. 


Kani Beko
DİSK Genel Başkanı

"Unknown Bilinmeyen" Tülin Kaynak Sergisi

Posted: 23 Nov 2014 05:50 AM PST


Tülin Kaynak'ın soyut resim ve mozaik çalışmalarından oluşan kişisel sergisi "Bilinmeyen", 24 Kasım'da Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi'nde açılıyor. 30 Kasım'a kadar açık kalacak sergide sanatçının 40 eseri yer alacak.

Beyin potansiyelimizin çok az bir bölümünü kullanabildiğimiz gerçeğinden hareketle, bilinmeyenleri hayal eden sanatçı, duygularının ve renklerin rehberliğinde soyut sanatın gizemli ve sır dolu yaratım yolculuğuna çıkıyor..

Zihinsel katılığı yenip duygulara güvenmeyi öğrenmek, kaybolmaktan korkmadan yenilikleri denemek, zamana yenilmeden deneyim ve birikimlerin olanaklarını zorlamak gerektiğini düşünen Tülin Kaynak, evrenin çok büyük ve bilinmeyenlerle dolu olduğunu vurguluyor: "Hayal gücümüz yaşamımızda biriktirdiklerimizle sınırlı.. Bu sınırları aşmak zor.. Zorlu ve aynı oranda mutluluk verici bir süreç bu..

Tülin Kaynak, Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Sevk ve İdare Yüksek Okulu ve İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hastane İşletmeciliği Yüksek Lisans Programını bitirdi. Değişik kurumlarda yöneticilik görevlerinde bulundu.

Mehmet Güreli, Nilgün Sabar, Selahattin Yıldırım atölyelerine devam etti. Mehmet Güleryüz atölyesinde dört yıl çalıştı. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesidir. Halen resim çalışmalarına İstanbul Fenerbahçe'deki ve İzmir Çeşme'deki atölyelerinde devam etmektedir.

Karma sergiler:

Mart 2011 Kadınlara Yönelik Şiddet Sergisi, UPSD, İstanbul

Nisan 2011 Küresel Sanat Projeleri, Broadway Gallery, New York

Nisan 2011 Artbosphorus Çağdaş Sanat Fuarı, İstanbul

Temmuz 2011 Kırmızı Ardıç Kuşu Sanat Galerisi, Alaçatı, İzmir

Ocak 2012 Deyim Sanat Galerisi, İstanbul

Temmuz 2012 Karma Sergi, Kırmızı Ardıç Kuşu Sanat Galerisi, Alaçatı, İzmir

Kasım 2012 Galeri Espas Artist 2012, TÜYAP, Uluslararası Sanat Fuarı, İstanbul

Kasım 2012 Online Sergi, Galeri Espas, İstanbul

Ocak 2013 Galeri Eksen, Nişantaşı, İstanbul

Temmuz 2013 Divino Sanat Galerisi, Çeşme – İzmir

Kişisel sergiler:

Mayıs 2011 "Sonsuzluk", Niş Sanat Galerisi, İstanbul

Mart 2013 Şirket-i Hayriye Sanat Galerisi, İstanbul

Mart 2013 Lütfü Kırdar İç Mimari Fuarı, Niş Sanat Galerisi, İstanbul

Nisan 2013 İkizler Antika ve Sanat Galerisi, Ankara

Haziran 2013 Divino Sanat Galerisi, Çeşme – İzmir

Kasım 2014 "Bilinmeyen", Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi, İstanbul

Ödül:

Gaziantep Valiliği'nin 2013 Uluslararası Mozaik yarışması ikincilik ödülü. Yarışmayı kazanan ilk üç eser, (birincisi İtalya'dan Guilio Menossi, ikincisi Türkiye'den Tülin Kaynak, üçüncüsü Kanada'dan Suzanne Spahi) 29 Ekim 2013 tarihinde Zeugma Mozaik Müzesi'ne yerleştirilmiştir.

24 – 30 Kasım 2014

Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi

Hiç yorum yok: