Sözcü Haber |
- Internet Explorer tarih oluyor!
- Eski müftü Özkes: Bunlar din cahilidir
- Eylemciyi döven polis yargılansın
- AKP bugün yaptıklarını yapması için kuruldu!
- Yüce divan paniği
- AKP’li vekilden itiraf: Polis barış gücü oldu
- Sarıkamış şehitleri anıldı
- AKP yönetememe krizi ile karşı karşıyadır
| Internet Explorer tarih oluyor! Posted: 04 Jan 2015 02:21 PM PST 2015'te satışa sunulacak Windows 10'un Internet Explorer'ın kullanımına son vereceği öne sürülüyor. ZDNet'in haberine göre, Internet Explorer'ın güncellemesini yayınlamayan Microsoft, bunun yerine yeni bir tarayıcı üzerinde çalışıyor. 1990'lı yıllardan beri kullanımda olan ve günümüzde 95 farklı dil seçeneği ile hizmet veren Internet Explorer'ın yerini alacak tarayıcının adının ise 'Spartan' olacağı öne sürülüyor. Spartan'ın 21 Ocak 2015'te görücüye çıkacağı ve 2015 sonbaharında raflardaki yerini alacağı belirtiliyor. Yeniçağ |
| Eski müftü Özkes: Bunlar din cahilidir Posted: 04 Jan 2015 02:20 PM PST "Allah, 'Akrabalarını koru kolla' der" diyerek torpili savunan AKP'li Metiner'e CHP'li Özkes'ten sert tepki geldi. Metiner'in akrabaya vermeyi emreden ayeti çarpıttığını söyleyen Özkes "Devletin kasasından değil, kendi cebinden vereceksin" dedi. CHP'li eski müftü İhsan Özkes, katıldığı programda AKP'li bakan ve milletvekillerinin akrabalarının sınavsız devlet kadrolarına yerleştirilmesini ayetle açıklamaya kalkışan Mehmet Metiner'e sert tepki gösterdi. Özkes, "Torpili Allah'a dayandırmak, Allah'ın ayetine karşı çıkmaktır" dedi. ALLAH'ın Nahl Suresi, 90. ayetinde, "adalet, ihsan ve akrabaya vermeyi" emrettiğini söyleyen Özkes, "Kendi cebinden vereceksin yoksa ayette devlet kesesi, kasası, makamından, mevkiinden akrabayı gönülleme anlamı çıkmaz. Allah torpili yasaklar" diye konuştu. AKP'li bakan ve milletvekillerinin akrabalarının sınavsız devlet kadrolarına yerleştirilmesini ayetle açıklayan Metiner'e CHP'li İhsan Özkes'ten tepki geldi .AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner'in, "akraba torpilini" ayetlerle açıklamaya çalışmasına CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'ten sert tepki geldi. Metiner'in sözlerinin Nahl Suresi'nin 90. ayetinde geçtiğine dikkat çeken Özkes, şunları söyledi: "Allah 3 şeyi emreder. İlk emrettiği şey adalet, ikincisi ihsandır. Üçüncüsü de akrabaya vermektir. Ayet adaletle başlıyor. Adaletle başlayan bir ayeti adaletsizliğe delil göstermek nasıl bir zihniyettir, bunu anlamak çok güçt. Adaleti emreden bir ayetin adaletsizliğe delil gösterilmesi çok gariptir. Allah orada akrabaya vermeyi emrediyor. Akrabaya vermek derken Allah, kişinin kendi malından, kesesinden, mal varlığından vermeyi emrediyor. Kendi cebinden vereceksin yoksa o ayette devlet kesesinden, kasasından, makamından, mevkiinden akrabayı gönülleme anlamı çıkmaz." Allah torpili yasaklar Ayetin sarfedilen sözlerle tamamen çarpıtıldığını kaydeden Özkes, "torpilin" dinen yasaklandığını anımsattı. Allah'ın emrinin işi ehline vermek olduğuna dikkat çeken Özkes, "Torpili yasaklayan Allah'a torpil yapmayı, akrabayı koruyup kollayıp bir yere getirmeyi Allah'a dayandırmak, Allah'ın ayetine karşı çıkmaktır" dedi. Metiner'e "Vallahi sen Allah'ın ayetine bile karşı çıkıyorsan eğer ben sana ne diyeyim" diye seslenen Özkes, "Allah'ın ayetini çarptırarak, saptırarak adaletle başlayan, kendi kesesinden akrabaya vermeyi emreden ayeti saptırıyorsa biz ne yapalım? Böyle garip tuhaf ve keyfince dini yorumlamak isteği ortaya çıkıyor. Din cahili olma ve saptırma var" diye konuştu. Metiner ne demişti Mehmet Metiner, AKP'li bakan ve milletvekili yakınlarının torpille devlet kadrolarına atandığı yolundaki iddialara ilişkin bir soruyu, "Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede 'Akrabalarını koru kolla'ayeti okunur" sözleri ile cevaplamıştı. Adıyaman'da yayın yapan Mercan TV'de yayınlanan bir programa katılan Metiner'e, dayısının oğlunun Sincik ilçesine Milli Eğitim Müdürü olarak atanması sorulmuştu. İl içindeki atamaların vali tarafından yapıldığını söyleyen Metiner, akrabaların atanması iddialarına ise şu ilginç cevabı vermişti: "Akraba olduğu için atanma olmaz ama şunu da söyleyeyim; biz inançlı insanlarız değil mi; cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ne okunur; 'akrabalarını koru, kolla'der." Sunucunun 'O zaman sizin yaptığınız bu? Öyle mi oluyor?'sorusuna bir süre sessiz kalan Metiner, "Vallahi sen Allah'ın ayetine bile karşı geliyorsan ben sana ne diyeyim" cevabını vermişti. Yeniçağ |
| Eylemciyi döven polis yargılansın Posted: 04 Jan 2015 02:18 PM PST Eskişehir'de mahkeme, Gezi eylemlerinde kaçan, yere düşen ve sıkıştığı için kaçamayan eylemcileri döven, coplayan polisler hakkında görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Alınan bilgiye göre, Eskişehir'de Gezi Parkı gösterileri sırasında, yolu, caddeyi trafiğe kapattıkları gerekçesiyle çok sayıda eylemciye, polis tarafından 356'şar TL para cezası kesildi. Bir gösterici, avukatı aracılığıyla söz konusu cezanın iptali için Eskişehir 1'inci Sulh Ceza Mahkemesi'ne başvurdu. Dosyayı inceleyen mahkeme, emniyet müdürlüğünden söz konusu kişinin yolu kapattığına dair bilgi, belge ve eylem görüntülerini istedi. Mahkeme, İl Emniyet Müdürlüğü'nden gönderilen cevabi yazıya ekli CD görüntülerini delil olarak inceledi. Mahkeme de emniyetin gönderdiği söz konusu eyleme ilişkin görüntüleri inceledi. Orantısız güç Eylemcilere sert müdahalede bulunulduğu kanaatine varan mahkeme, polisin adını, itibarını kötülediği ve dayakçı polis olarak anılmalarına sebebiyet verdiği için dayak olayını gerçekleştiren polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Mahkeme, Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurusunda, izlenen görüntülerde dayak atan, orantısız güç kullanan polisler hakkında yasal işlem yapılması gerektiğine dikkat çekerek, şu hükme vardı: "TCK 278. Maddesi kapsamında (İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.) Suça muttali olan kamu görevlisinin suçu ihbar etmemesi de bir suç olduğu dikkate alınarak ekli CD tarafınıza gönderilmiştir. Orantısız güç kullanan, yere düşen, kaçamayan göstericilere karşı cop kullanan, dayak atan polisler hakkında yasal işlem yapılması amacıyla suç duyurusu yapılmıştır." Yeniçağ |
| AKP bugün yaptıklarını yapması için kuruldu! Posted: 04 Jan 2015 02:17 PM PST Prof. Dr. Yalçın Küçük, "Türkiye'de yürütülen açılım faaliyetleriyle birlikte Irak ve Suriye'deki gelişmelerin AKP'nin kuruluşuyla bağlantılı olduğundan hiç kuşku duymamak gerekir" dedi. Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak'ın, "AKP bir proje partisidir. Amerika, İngiltere ve İsrail destekleriyle kuruldu" yönündeki açıklamalarını değerlendiren Prof. Dr. Yalçın Küçük, AKP'nin ABD ve İsrail tarafından bugün yaptıklarını yapması için kurulduğunu söyledi. Yalçın Küçük, AKP'nin nasıl bir proje olduğu sorusunu şöyle yanıtladı: "Bu ilişkiler Ali Bulaç'ın yazısında bahsettiği 1998 yılından çok daha önceleri de vardı. Bir defa yine benim ortaya çıkarttığım Şevket Kazan'ın itiraz ettiği meşhur hikâye var. Refah Partisi ile Tel Aviv arasında 1996'da gizli anlaşma yapıldı. Bir de 1958'de var. Bunu zorladılar, her türlü zorladılar. Ama kabul etmek gerekir ki Necmettin Erbakan bunlara çok karşı koydu. Türkiye ile İsrail arasındaki gizli olan bu anlaşma stratejiyi de aşan, ikisi arasında bir devlet olma şeklidir. Bu anlaşmayı Abdullah Gül'ün pişirdiğini biliyoruz. İçlerinden de söylediler. Abdullah Gül o tarihte Devlet Bakanı'dır ama bir tür gizli Dışişleri Bakanı'ydı. Öyle söylenirdi. Ancak şurası muhakkak ki, Büyük Britanya'nın artık bu tür bir nüfusu yok. Onu neden söylediler bilinmiyor." Washington ve Tel Aviv Küçük, bu projeyi İsrail ile Washington'un beraberce pişirdikleri konusunda hiçbir kuşkuya yer olmadığını belirterek şunları söyledi: "Washington ile Tel Aviv'i yan yana getirdiğimiz zaman özellikle Ortadoğu ve Türkiye konusunda iki ayrı güç, otorite, iktidar diye düşünmemek lazım. İkisi tektir. Dolayısıyla bu doğrudur. AKP öyle bir kucakta kuruldu. AKP hükümetinin kuruluşunda oligarşinin özellikle Aydın Doğan'ın büyük çabaları var. Uzun müddet de bağımlı hareket etti. AKP'nin bir kuruluş, bir operasyon olduğu bellidir. AKP kurulmadı, kuruldu. Gelmedi getirildi. Yeni olan tarafı şu: Dilipak bunu niye böyle şöyledi? Ondan sonra da Ali Bulaç. Babıali'de olan herkes biliyordu bunu. Açıklamak ihtiyacını duymuştur ve iyi olmuştur. Söylenenden daha fazlası doğrudur. AKP başkası tarafından kuruldu. Kuruluşunda da önemli olan Necmettin Erbakan'dan ayrılmaktır. Erbakan Hoca'da dış ilişkileri unutalım, bir emekçi sesi vardır. 'Yoksula iş bulacağım, sanayileşmeye önem vereceğim'der. Bunlarda bu yoktur, koptular." AKP 12 Eylül'ün devamı Prof. Dr. Yalçın Küçük, AKP'nin bir proje olarak geliştirilmesinin amaçlarını ise şöyle açıkladı: "Bir kere Türkiye'nin Batı ile hiçbir sorunu olmayacak. Tel Aviv ile Washington'un etkisi yüksektir. Ama onun kadar önemli olan oligarşinin istemi. Oligarşi böyle bir rejimi hiçbir şekilde bulamazdı ve çok istedi. Bakın AKP iktidar olduğundan beri doğru dürüst bir tek grev yok. AKP'nin ilk çıkardığı yasa işçi haklarını budamak olmuştu. Kenan Evren'e dava falan tarihin cilvesidir. AKP, 12 Eylül'ün devamıdır. Büyük işadamlarınının ve zenginlerin rolünü gözden ırak tutamayız. Necmettin Hoca, Avrupa Birliği'ne (AB) 'Hristiyan kulübü' derdi. Bunlar, 2004'te Aydın Doğan ve büyük Türk zenginlerinin 'gir'demesiyle girdiler. Bu İslami parti için büyük bir adımdır. Kendinden kopma ve ihanettir. AKP ile onu kuran güçler ne mi yapmak istedi? Bugün yaptıklarını yapmak istedi. Mersinli köylüye 'Al ananı git' dedi. Hiçbir şey yok ortada. Sendika yok, aydın yok. Hiçbir şey yok. Şu anda da bunları yapanlar geri çekiliyor." Türkiye, Öcalan'ı istemedi Ali Bulaç'ın, "1988'lerden başlamak üzere Amerikalılar sıklıkla bizlerle görüşmeye başladı" sözüne dikkat çeken Küçük, "O tarihten bir yıl geride ne olduğuna bakmalı. 1998'den bir yıl geriye gitiğinizde 1997 yılına damgasını vuran 28 Şubat bildirisidir" uyarısını yaptı. "1998 Ekim ayında Abdullah Öcalan Suriye'den çıkarıldı. 1999 Şubat ayında da Türkiye'ye teslim edildi." Hatırlatmamız üzerine Küçük şöyle devam etti: "Hem Bülent Ecevit hem Süleyman Demirel hem de Mesut Yılmaz istemedi Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesini. Özellikle Ecevit ve Yılmaz hiç istemedi. Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye gelmesini Türkiye istemedi. Uçak havada döndü. Onu Şam rejimi gönderdi. Çünkü hiçbir faydası olmuyordu. Abdullah Öcalan, orada kaldığı müddetçe Şam'ın üzerine büyük baskılar geliyordu ve onlara hiç faydası olmuyordu. Türk hükümetinin Öcalan'ı ortadan kaldırma planı vardı, bunu ben açıkladım. Bana da bu bilgiyi Türt devleti verdi. Doğrudan doğruya Şam rejimi gönderdi." Barzani ile yeni İsrail Bugün Türkiye'de yürütülen "açılım" faaliyetlerinin ve Irak, Suriye'deki gelişmelerin AKP'nin kuruluşuyla bağlantılı olduğundan hiçbir kuşkunun olmaması gerektiğini ifade eden Küçük sözlerini şöyle sürdürdü: "Yıllardır bu var. Bir Amerika oradan memnun değil. Amerika'nın da, şunun da, bunun da öteden beri istediği İsrail'in yanında, İsrail gibi Amerikan çıkarlarını ve politikasını savunacak bir başka oluşum. Bu oluşum Barzani'dir. Barzani, Yahudi bir aileden gelmedir. Bunu ben de söyledim, başkaları da söyledi. Barzani, dünya Yahudiliğine hiçbir zaman karşı çıkmadı. Benim tespitlerime göre de Uğur Mumcu, Barzani'yi Tel Aviv'in eğittiğini söyledikten 15 gün sonra öldürüldü. Turgut Özal, Musul'u almaktan bahsettiği için öldürüldü. Eşref Bitlis Paşa da bu işi kısmen çözmek istediği için ortadan kaldırıldı. 1993 yılı benim kitaplarımda 'İsrail Derbesi'dir. Dünyanın hiçbir ülkesinde arka arkaya üç büyük adam ortadan kaldırılmamıştır. Barack Obama, Ortadoğu'ya asker göndermiyor. Ama yakında seçim olacak, bir başka başkan gelecek, o gönderecek." Prof. Dr. YalçIn Küçük: Tayyip Bey oraya gelmedi, oraya getirildi! Prof. Dr. Yalçın Küçük, eğer bu tartışma olmasaydı bu kadar önemli bilgilerin ortaya çıkmayacağını kaydederek şöyle konuştu: "Bugün Türkiye'de politikayla ilgilenen herkes bu partinin bir proje partisi olduğunu, kurgu olduğunu söylüyor. Bir tek adamları yok. Fethullah Hoca adamlar yetiştirdi. Onlarla beraber gittiler. Dolayısıyla çok açık bir noktaya geldik. Tayyip Bey çok kaybetti. Görünüşe göre uzatmaları oynuyor. Ben öyle görüyorum. Sen bu kadar 'inine gireceğim' de sonunda ne oldu? Bir kaç polis ve Samanyolu'nun yöneticisi. Bu tartışmadan ülkenin bir çok gerçeği ortaya çıktı ve bunlar kayıtlara geçti. Tayyip Erdoğan Bey'in sırmaları döküldü. Daha da dökülecek. Karslı'nın kim söylediyse, söyledikleri bizim de söylediğimizdir. Tayyip Bey oraya gelmedi, oraya getirildi. Öte yandan AKP'nin programını bile gizli bir memorandumla (belgeyle) CFR denilen örgüt göndermiş. Gazeteci-yazar Aslan Bulut, Yeniçağ gazetesindeki köşe yazılarında ve "Küresel Haçlı Seferi" adlı kitabında Tayyip Erdoğan'a Amerika'dan şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini öngören bir memorandum gönderildiğini şu şekilde anlattı: Program bile ABD'den "AKP'nin kuruluş sürecinde Tayyip Erdoğan'a ABD'den gönderilen gizli bir belge, bir memorandum vardı. Bu gizli belge, 3 Kasım 2002 seçimlerden önce 26 Ağustos 2001 tarihli Büyük Kurultay'da parti programı haline getirildi. Bakallı adlı lobi şirketi vasıtasıyla Erdoğan'a New York'tan gönderilen memorandumda, 'Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız' deniliyordu. Şirket, ABD'nin eski Türkiye büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendiriliyordu. Yeniçağ |
| Posted: 04 Jan 2015 02:16 PM PST Yandaş medya panik içinde AKP ve özellikle Erdoğan için büyük önem taşıyan oylama için komisyon üyeleri üzerinde baskı oluşturmaya çalışan yandaş medya harakete geçti. Bu gazeteler birbirine çok benzer başlıklarla çıktı. Kulislerde dolaşan iddialara göre AKP'lilerin aklama yönünde oy kullanması için Recep Tayyip Erdoğan talimat verdi. Erdoğan'ın tavrının "aklama" yönünde olduğu belirtilirken parti içinde buna rağmen firelerin olacağı düşünülüyor. Bugüne kadar Yüce Divan konusunda Başbakan Ahmet Davutoğlu, milletvekillerine hiçbir telkinde bulunulmayacağını söylemiş, yandaş medya da net bir tavır almaktan kaçınmıştı. Ancak AKP ve özellikle Erdoğan için büyük önem taşıyan oylamaya ilişkin komisyon üyeleri üzerinde baskı oluşturmaya çalışan yandaş medya harakete geçti. Bu gazetelerin dün attığı manşetler ve yapılan açıklamalar, "Manşetleri yine Bilal mi attı" yorumlarına neden oldu. Dün, Yüce Divan eğilimine "kumpas" diyen gazetelerden Akşam; "Yüce Divan'la Darbe Girişimi", Sabah; "Yüce Divan Kumpası Darbenin Son Halkası", Güneş; "Yüce Divan Kumpası" başlığıyla çıktı. Hatırlanacağı gibi 17 Aralık sonrası sızdırılan ses kayıtlarında, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın yandaş medyada atılacak manşetleri belirlediği iddia edilmişti. Dün de yandaş medyada hep bir ağızdan, Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan yoluyla "darbe" yapacağı iddiaları dillendirildi. Yeniçağ |
| AKP’li vekilden itiraf: Polis barış gücü oldu Posted: 04 Jan 2015 02:13 PM PST "PKK'lı teröristler yol kesiyor. Bölgede alan hâkimiyeti çatışması söz konusu. HÜDA-PAR azınlıkta, PKK çoğunlukta. Birileri yol kesip, kimlik kontrolü yapınca, diğer taraf kaldıramıyor. Güvenlik güçleri taraf tutmak yerine Barış Gücü olarak görev yapıyor. Provokatörler için her zaman kaşınabilecek bir yapı mevcut." AKP Şırnak Milletvekili Mehmet Emin Dindar, Cizre'de meydana gelen olayları açıklarken, ihanet süreciyle asker ve polisin Doğu ve Güneydoğu'da nasıl etkisiz hale getirildiğini de itiraf etmiş gibi oldu. "PKK'lı teröristlerin yol kestiklerini" belirten Dindar, "Orada bir alan hâkimiyeti çatışması söz konusu. Hüda Par'lılar azınlıkta diğerleri çoğunlukta. Birileri yolları kesip, kimlik kontrolü yapınca olmuyor. Diğer taraf kaldıramıyor" dedi. Mehmet Emin Dindar, Cizre'de PKK ve Hüda Par arasında hakimiyet savaşı yaşandığını söyledi. Güvenlik güçlerinin taraf tutmak yerine "Barış Gücü" olarak görev yaptığını anlatan Dindar, "Güvenlik güçleri, itidalli davranıyor. İki taraf arasında birini tutup da diğerine zarar vermek yerine Barış Gücü'nü oluşturup da bu olayları yatıştırabilirler buna bakıyorlar" diye konuştu. Suriye'den, Türkiye'ye gelen 2 milyona yakın sığınmacının büyük bölümünün bölgede olduğunu ifade eden Dindar, Cizre'de yaşanan olaylarda IŞİD ve Yezidilerin de payları olabileceğini söyledi. Cizre'nin provokasyona uygun bir yerleşim yeri olduğuna dikkat çeken Dindar, şöyle konuştu: "Paralel yapı değil" "Provoke edilebilir bir ortam var. 30 senedir silahlı mücadelenin ortasında bir gençlik oluştu. Bundan nemalanan insanlar da var işin içinde. Provokatörlerin olabileceğini göz önünde bulunduruyorlar ancak her zaman kaşınabilecek bir yapı mevcut. Irak ve Suriye'ye yakın bir bölge. İç ve dış provokatörler olabilir." İlçede durumun normale döndüğünü ancak provokasyona açık olduğunu kaydeden Dindar, Cizre ve Silopi'de yaşanan olayların sadece "paralel yapı" ile açıklanamayacağını ifade etti. Dindar, "Kandil'e, İmralı'ya, HDP'ye ve Hüda Par'a rağmen olabilecek meseleler var. Sadece provokasyona ve paralel yapıya yüklemek de doğru değil" diye konuştu. Yeniçağ |
| Posted: 04 Jan 2015 02:10 PM PST Sarıkamış Harekâtı'nın 100. yılı Türkiye'nin dört bir yanında çeşitli etkinliklerle anıldı. Bu kapsamda dün Sarıkamış'ta "Türkiye Şehitleriyle Yürüyor" anma programı düzenlendi. Çok sayıda vatandaş, harekât sırasında donarak şehit olan 90 bin Mehmetçiği anmak için dün sabah erken saatlerden itibaren Kızılçubuk mevkisinde toplandı. Tarih bilincini artırmak ve vatan savunmasında çekilen sıkıntıları gençlerin yerinde görmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen programda Kur-an-ı Kerim okunarak dualar edildi. 8.5 kilometrelik yürüyüş "Ayyıldızlı" tören alanında son buldu. Bu arada Balıkesir'deki anma etkinliği tarihi Zağanos Paşa Camisi önünden çok sayıda kişinin katıldığı yürüyüşle başladı, Salih Tozan Kültür Merkezi önünde sona erdi. Yürüyüşün ardından anma programı düzenlendi. Çanakkale'de Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan vatandaşlar ellerindeki Türk bayraklarıyla yürüdü. Yalova'daki etkinliğe katılanlar Sarıkamış şehitlerini unutmadıklarını ve asla unutturmayacaklarını söyledi. Ayrıca Kahramanmaraş, Van, Muş, Sakarya, Zonguldak, Karabük, Çankırı, Düzce, Bolu, Kastamonu ve Kocaeli'nde olduğu gibi bütün illerimizde de programları düzenlendi. |
| AKP yönetememe krizi ile karşı karşıyadır Posted: 04 Jan 2015 01:41 PM PST OECD 2014 Yaşam Kalitesi Raporu yayınlandı. Paris merkezli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü(OECD), 34 ülkeyi toplam 362 bölge kapsamında değerlendirdi. Rapor; eğitim, sağlık, barınma, güvenlik, iş, sivil toplum, çevre ve gelir başlıkları çerçevesinde 34 ülkeyi değerlendirdi. Hemen tahmin edileceği gibi Türkiye eğitimde sonuncu yani 34. oldu AKP 2002 de iktidarı ele geçirmesi ile birlikte hiç de gizli olmayan "yeni İslam devleti ve İslam davası"nı yaşama geçirmeye yöneldi. Bu amaçla Cumhuriyet'in, devlet kurumlarının ve toplumsal üst-yapının, öncelikle eğitim alanının "İslamcı" öncelikler doğrultusunda yeniden yapılandırılması doğrultusunda girişimlere yöneldi. Bu gerici yapılandırma süreci yalnızca AKP iktidarına özgü değildir. Türkiye'de 1940'lı ve 1950'li yıllardan bu yana emperyalizmin güdümüne giren siyasal iktidarlar, iktidarlarını sürdürebilmek, ülkesine değil, Batılı Emperyalist odaklara daha iyi hizmet verebilmek amacıyla dinci gericiliği bir egemenlik aracı olarak örgütlediler ve kullandılar. Bu yıkım yok etme sürecinde geniş halk yığınlarını yönetilebilir kılmanın ilk ve en önemli aracı ise eğitim sistemini amaca göre Kemalist özünden uzaklaştırarak yeniden yapılandırmaktan geçiyordu. Bu yeniden yapılandırma süreci AKP iktidarı döneminde hızlandırılmış 2009 yılından sonra ise kurumsallaştırılmıştır. AKP için, İslam dinine dayalı gericiliğin tırmandırılması bir zorunluluktu. Çünkü katmerleşen sömürünün, yoksulluğun, yolsuzluğun, çürümüşlüğün bataklığında geniş halk yığınlarını denetim altında tutabilmek ancak, bilimsel yaklaşım ve içerikten uzak, mistisizmi benimsemiş, küreselleşmenin ihtiyaçları doğrultusunda ara iş gücü olarak yetiştirilmiş tevekküle, sabretmeye koşullandırılmış bir kuşak yaratmakla olanaklıdır. Eğitim sistemine dinin sokulması, çeşitli yerelliklerde alkollü içkiye düpedüz yasak getirilmesi, devletin dinî televizyon kanalı açması yalnızca tekil uygulamalar değil, AKP'nin ilk bakışta bunlarla ilişkisi kurulamayacak çeşitli alanlardaki programını bütünleyen öğelerdir. 2015 yılının ilk günlerini yaşadığımız bu süreçte, Türkiye dinci faşizm tarafından kuşatılmış ve neredeyse tüm kurumları ele geçirilmiştir. Artık zirveye tırmanmayı gerçekleştiren AKP, iktidarda tutunmak ve bu mevziden diktatörlüğünü pekiştirmek için mafyalaşmış ve tehlikeli bir hal içine girmiştir. Bunun için dinsel söylem ve uygulamalara her zamankinden yoğun biçimde sarılıyor, sarılmaya da devam edecek. Diğer yandan bu sömürü çarkı ve toplumsal çürümenin ulaştığı boyutlar ve niteliği, antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı, devrimci demokrat halk tepkilerini tetiklemekte ve beslemektedir. Artık AKP yönetememe krizi ile karşı karşıyadır. Sistem iflasın eşiğine sürüklenmiştir. Böylesi kriz dönemlerinde emperyalist merkezler toplumsal muhalefeti, düzen sınırları içine çekmeye ve kendine yedekleme adına Batı'ya bütünleşmiş edilmiş "sözde muhalefet"i sahneye sürerler. Kemalizm'in ve 6 ok'un simgeselliği dışında sermayesi kalmamış, tarihsel bir istismar ve inkârla ihanetin bataklığına sürüklenmiş, Türk devrimine ve her türlü ilericiliğe sırtını dönmüş, batı ile entegre olmayı, düzenle bütünleşmeyi, hedefine koymuş, karikatürize örgütlenmelerin çöküştenbaşka bir gelecek sunmaları olanaksızdır. Çünkü artık bu örgütlenmeler, halkçı, devrimci mücadelenin "nasıl verileceğini değil, neden verilemeyeceğini" vaaz eden yapılara, umut değil, umutsuzluk üreten merkezlere dönüştürülmüştür. 2015 Türkiye'sinde yüz yüze olduğumuz ve yaşadığımız durum budur. Bu çürümüşlükten çıkış koşulları düne göre daha da olanaklıdır. Bize düşen toplumun canlı dokusunu oluşturan toplumsal muhalefet güçlerini antiemperyalist, halkçı, devrimci bir zeminde örgütlemektir. Türkiye'nin faşizme mahkûm olmasını kabullenemeyiz; bu nedenle dinci gericiliği ve onu şah damarından besleyen emperyalist saldırganlığı durdurmak zorundayız. Işığı görüyoruz. Dinci gerici diktatörlüğe karşı direnişi örgütlemek, Kemalist Cumhuriyeti yeniden inşa edecek kadroları bir araya getirmek tarihin bize yüklediği ertelenemez görevimizdir. "Onlar kul dedikçe biz halk, onlar fıtrat dedikçe biz direniş, onlar kader dedikçe biz irade, onlar türban dedikçe biz eşitlik diyeceğiz." YÖNETİM KURULU ADINA: Mahmut ÖZYÜREK ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ISPARTA ŞUBE BAŞKANI |
| You are subscribed to email updates from Sözcü Haber To stop receiving these emails, you may unsubscribe now. | Email delivery powered by Google |
| Google Inc., 1600 Amphitheatre Parkway, Mountain View, CA 94043, United States | |








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder