GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 29 Mayıs 2015 Cuma 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


Tüm Güzellikler Çocuklarla Gelecek…

Posted: 28 May 2015 02:15 PM PDT

Bir ülkenin geleceği çocuklarıdır. Siz onları ne kadar üretken, donanımlı ve yurtsever yetiştirirseniz; devlet o denli vatandaşına adil, güçlü ve kalıcı olacaktır.

Türkiye'de çocuklarımıza gereken önemin verildiğini söylemek olası değil. Eğitim sisteminin 4+4+4 şeklinde yapılandırılması, orta öğretim öğrencilerinin evliliğine izin verilmesi, çocuk gelinlerin ve çocuk işçilerin sayısının artmasına hizmet etmiştir.

Çocuk işçiler Sorunu


Adaletsiz gelir dağılımı, ucuz işgücü olarak çocuk işçiler sorununu ortaya çıkarır. Açlık sınırı altında yaşamını sürdüren aileler, çocuklarını çalıştırarak bütçelerine giren parayı arttırır. İşverenler de daha az ücretle işlerini yaptırdıklarından, bu durum her iki kesimde memnuniyet yaratır.

Gelir dağılımından düşük pay alanların oranı arttıkça; sosyal devletin temel hizmeti olan eğitim, sağlık ve beslenmeden daha az faydalanan çocuklarımız, durumdan olumsuz olarak etkilenir.

Birleşmiş Milletler 2006 Yılı İnsani Gelişme Raporu dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliğini, dünyanın en fakir % 40'lık kesiminin, gelirin % 5'ini paylaştığını açıklayarak gösterir. Ortalama kişi başına düşen gelir, istatistiklere göre 5533 Amerikan dolarıdır. Dünya nüfusunun % 80'i bu rakamın altında bir gelirle yaşamını sürdürmektedir.

Hükümetlerin uyguladığı politikalar sonucu, makasın emekçiler aleyhine açılması; halkın devletten beklentisini azaltır.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilememesi durumunda; sorunun büyüyeceği, toplumsal huzurun bozulacağı ve ülke gelişiminin durumdan olumsuz etkileneceği açıktır.

Türkiye'de 2005 TUİK verilerine göre; nüfusun en zengin % 20'si, milli gelirin % 44.4'ünü alırken, en yoksul %20'si % 6.1'ini almaktadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 1. Maddesi; 18 yaşın altındaki herkesi çocuk kabul eder. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 15-24 yaş arasındaki kişileri, ''Genç İşçi'' kabul eder.

Hayatını kazanmak ve aile bütçesine katkı sunmak amacıyla, 15 yaşın altında iş hayatına katılan çocuklarımıza ''Çocuk İşçi'' denilmektedir.

ILO, az gelişmiş ülkelerde 5-14 yaş arasında 250 milyon çocuğun çalışmaya zorlandığını bildirmektedir.

Çocuk işçiliğin nedenleri; yoksulluk, göç, geleneksel bakış açısı (çocuğun para kazanmanın zorluğunu anlayarak, dikkatli para harcaması ve okumanın önemini kavrayacağı düşüncesi), eğitim olanaklarının yetersizliği, işsizlik, işverenlerin çocuk işgücü talebi, iş mevzuatının yetersizliği ve etkin uygulanmaması olarak gösterilebilir.

ILO'ya göre ; Dünyadaki 10-14 yaş arası çocuk işçi oranları

Macaristan : 0.17 Uruguay : 2.08 Pakistan : 17.67
İtalya : 0.38 Endonezya : 9.55 Türkiye : 24.00
Cezayir : 1.63 Mısır : 11.23 Zimbabwe : 29.44
Portekiz : 1.76 Hindistan : 14.37 Bangladeş : 30.12


Yasalarımız, fabrikalarda çalışma yaşını 16, fabrika ve madenler dışındaki işyerlerinde ise, 14 olarak belirlemiştir.

Çocuk işçiler, günlük çalışma sürelerinin uzunluğu, ücretlerin düşüklüğü, sosyal güvenlik haklarından yararlanamama, yetersiz beslenme, yaptığı işin yaşına göre ağır olması, kötü ve sağlıksız ortamlarda çalışma gibi sorunlara rağmen; işsiz kalmamak için her türlü kötü muameleye boyun eğmek zorunda kalmaktadır.

İşçi çocuklar, psiko sosyal gelişim açısından risk altındadır. Yaşıtları gibi okula gidemediğinden, aşağılık duygusu gelişmekte, fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği yaşamakta, kısaca fiziksel ve ruhsal gelişimi olumsuz etkilenmektedir.

Çocuk Gelinler




Uluslar arası belgeler, 18 yaş altı yapılan evliliğe çocuk evliliği ve evlenen her kızı çocuk gelin olarak değerlendirir.

Çocuk gelin olayında; ailenin yoksulluğu, dolayısıyla ülkenin gelişmişliği önemli bir etkendir.

Cumhuriyet'in ilanı ile, İslam hukukunun kabul ettiği çocuk evlenmeleri yasaklanmıştır.

Türk Medeni Kanunu 124. Madde, 17 yaşını doldurmadan evlenen kızı çocuk gelin olarak kabul eder, olağanüstü durumlarda da hakimin, 16 yaşını doldurmuş erkek ve kadının evlenmesine izin verebileceği belirtilir.

Türk Ceza Kanunu 104. Madde'nin 1. fıkrası, ''Cebir, tehdit ve hile olmaksızın 15 yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır'' der.

İki kanun arasındaki çelişki nedeniyle, ülkemizde evlilik yaşı, yasal olarak 15 olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de yapılan yasal 3 evlilikten biri çocuk evliliğidir.

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü'nün nüfus ve sağlık araştırmalarına göre evlenme yaşı 12'ye düşmüştür.

Birleşmiş Milletler İktisadi ve Toplumsal İşler Müdürlüğü verilerine göre 15-19 yaş arası evlenme oranları;

İsveç : 0.4 Belçika : 1.6 ABD : 3.9 Peru : 12.5 Mozambik : 47.1
Kanada : 0.6 İspanya : 2.3 Şili : 11.7 Lübnan : 13.2 Afganistan : 53.7
İsveç : 0.7 Hollanda :2.4 Azerbaycan : 12.0 Türkiye : 15.5 Nijerya : 61.9
Almanya : 1.2 İtalya : 3.0 Arjantin : 12.4 Mısır : 15.9 Kongo : 74.2

Bu tablodaki oranlar resmi nikahla yapılan evlilikleri göstermektedir. Araştırmacılara göre çocuk gelin oranı ülkemizde % 30-35 dolayındadır. Resmi nikahı olmayanların % 53'ü, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerimizde yaşamaktadır.

Sokak Çocukları


Anne babaları ve kendilerine sahip çıkacak yakını olmayan, anne babaları tarafından sokakta çalışıp aile bütçesine katkı sunmaya zorlanan, aile, yakın akrabaları tarafından kötü muamele ve istismara uğrayan, yurtlardan kaçan, son zamanlarda Suriye'den göç eden işsiz ailelerin, dilenme, mendil, sakız satma ve araba camı silme gibi işlere zorladıkları çocuklardır.

Sokak çocukları; sık sık kötü muamele, fiziksel veya cinsel istismara, hastalık ve yetersiz beslenmeye maruz kaldığı için, madde bağımlısı olma eğilimi yüksektir. Suç mağduru veya sanığı olma riski taşırlar. Okula devam edenler, devamsızlık süresini doldurarak sınıfta kalmakta, derslerine çalışamadığı, ödev yapamadığı için okuldan kopmaktadırlar.

Engelli Çocuklar


Zihinsel, Görme, İşitme, Bedensel ve Çok engelliler olarak gruplandırabileceğimiz bu kesim, çocuklarımızın % 10'unu oluşturmaktadır.

UNICEF'e göre, sokaktaki gençlerin % 30'u engellidir. UNESCO'ya göre, gelişmekte olan ülkelerde engelli çocukların % 90'ı okula gitmiyor.

Çok engelliler kavramı Türkiye için yenidir. Eğitim kurumları tek engel grubu için kurulmuştur. ( Körler, Sağırlar, Zihinsel Engelliler Okulu vb.) Bir kişinin birden fazla engeli olabileceği düşünülmemiştir.

Okula öğrenci kaydedilirken; ''Ek özrü olmama'' şartı aranır. Öğrenci tanılama süreçleri iyileştirilemediğinden; Tek özürlü okullarda, ek özürlü çocuklara sıkça rastlanır. Bu nedenle, çok engelli çocuklar eğitimden dışlanmaktadır.

Korunmaya Muhtaç Kimsesiz çocuklar




Aile ve yakınlarını yitiren, sokağa bırakılan çocuklar, devlet tarafından koruma altına alınır.

Barınma, giyinme ve beslenme sorunları devlet tarafından karşılansa da en az onlar kadar önemli olan sevgi, ait olamamak ve aile ortamından uzak kalmak, yüreklerinde yaşamları boyunca dolduramayacakları bir boşluk yaratır.

Dünyada çocuk köyü projesiyle ortaya çıkan, 8- 10 çocuğun 1 anne ile birlikte yaşadığı evlerle sorun aşılmaya çalışılıyor. Yetiştirme yurtlarında ve çocuk köylerindeki kötü muamele ve istismar, bazı çocuklarımızın sokağa sığınmasına neden oluyor. Yağmurdan kaçarken tufana yakalanıyorlar.

Sürekli Tedaviye Muhtaç Çocuklar


Amansız hastalıkları nedeniyle, sürekli veya yaşamının bir bölümünü doktor kontrolünde geçirmesi gereken çocuklardır.

Çocuk hastanelerinin birçoğunda okullar oluşturulmuştur. Görevli öğretmenler, yataktan kalkamayanlar için yatakları başında, ayağa kalkıp, yürüyebilenler için sınıflarda eğitim vermektedirler. Tüm hastanelere yayılması gereken bu uygulama, ne yazık ki bazı hastanelerle sınırlıdır. Bu durum, bazı çocuklarımızın eğitim öğretim hakkının elinden alınmasına sebep olmaktadır.

Eğitime yapılan yatırımın sonuçları, 20-25 yıl sonra alınabilir. Okulları ticari işletme olarak gören anlayışların, soruna çözüm bulması olası değildir. Onlar çocuklarımızın, sömürge ülke çocuklarıymışçasına hizmet sektörü dışında çalışmalarını istememektedir. Önemli görevler için ihtiyaç duyulanları da yurtdışındaki ve özel okullardan yetişen öğrencilerle karşılamayı düşünüyor olabilirler.

Tüm çocuklarımızın yüksek öğrenim görmesi gerekmeyebilir.. Çocuklarımızı olduğu gibi kabul edip, ezip, horlamadan, mutluluktan yüzlerinin gülmesini sağlayarak, insanca bir yaşam sürmelerinin şartlarını yaratmak görevimiz olmalıdır…

Osman Gazi Oktay
Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı

Saflık Algısı

Posted: 27 May 2015 11:30 PM PDT



Bugün,
Ortada bir kavga var,
Taraflar Hükümet ve Cemaat,

Yaratılan algı,
Cemaat paralel devlet kurmuş,
Hükümet mağdur,
Cemaat kalleş,
Yersen,

Dün cemaat abiler ablalar vasıtasıyla,
çocukları kendine göre şekillendiriyor,
bu yapılanma ilerde sıkıntılar yaratır dediğimizde,
Cemaatin abilerini ablalarını himaye edip el üstünde tutanlar,
Bugün abiler ablalar,
çocuklarımızı kandırmış diyerek saf ayağına yatıyor.

Dün cemaat evleri ve yurtları denetimsiz,
buralarda devletin kontrol mekanizması olmalı dediğimizde,
Cemaat evlerine ve yurtlarına toz kondurmayıp,
ilim irfan yuvaları olarak gösterenler,
Çocuklarını cemaat evlerine ve yurtlarına elleri ile teslim edenler,
Bugün cemaat evleri ve yurtlarını,
kötülük yuvaları olarak anlatarak yaygara yapıyor.

Dün cemaat okullarının, dershanelerinin ticarethaneler olduğunu,
her geçen gün ticaretin büyüdüğünü,
eğitimin kötüye gitmesinde bu ticari hesapların,
etkili olduğunu söylediğimizde,
Cemaat okullarını, dershanelerini göklere çıkarıp,
Çocuklarını oralara yazdırma yarışına girenler,
Bugün cemaat okullarını, dershanelerini yerden yere vurup,
kapatılmasını isteyerek kıyamet koparıyor.

Dün polis koleji, askeri lise, KPS sınav sorularının,
cemaatin kontrolünde olduğunu,
soruları kendi öğrencilerine dağıttıklarını,
bu organizasyonla ileride,
devlet içinde devlet olacaklarını söylediğimizde,
Bu çalıntı sorularla kazanmanın,
kul hakkı yemek olduğunu bile bile bu sorular için,
Cemaatin peşinden koşanlar.
Bugün cemaat devletin her kademesine girmiş,
paralel devlet olmuş diyerek yaygara koparıyor.

Dün cemaat organizasyonunda,
çıkan kasetlerde mahremiyetlere giriliyor,
Ergenekon, Balyoz davaları için servis edilen,
belgelerde düzmecelikler var,
Hukuksuz dinlemelerde montajlar var,
Gözaltılar da kanunsuzluklar var,
Tutuklananların kimyaları bir birine uymuyor,
Bu nasıl iştir dediğimizde,
Sesimizi duymazdan gelenler,
Bugün kasetler, belgeler, dinlemeler, tutuklamalar
Kendilerine döndüğünde,
Cemaat bize kumpas kurmuş,
Bizi kandırmış, saflığımızdan yararlanmış,
diyerek mağduru oynuyor.

Dün kozmik oda askeriyenin kara kutusudur,
devletin yatak odasıdır girilmemelidir dediğimizde,
Suikast bahanesi ile kozmik odalara girme cinliğini, kurnazlığını gösterenler,
Bugün biz ne kadar safmışız,
bizi kandırmışlar diyerek masum rolü kesiyor.

Dün Amerika'ya karşıyız diyorsunuz,
Pek muhterem hocanızın karargahı Amerika da,
Amerika'ya hizmet etmeyen Amerika da barınamaz,
Bu durumda tuhaflık var dediğimizde,
Fettullah hocaya,
"Sevgilerimi iletin bir emri olur mu,
tavsiyeleri olur mu, öğrenin (R.T.E)" diyenler,
Bugün Fettullah hocayı paralel devlet kurmakla suçluyor,
inine girmekle tehdit ederek kin kusuyor.

Dün kendimiz söyledik,
Kendimiz dinledik,
Ne diyelim,
Sıkıntı yok, sağlık olsun.

Algıyı yönetmek için kullanılan,
Senaryo çok tanıdık,
Bildiğin Türk filmi,
13 yıllık saflık, kandırılmışlık hikayesi,
Başrolde kahraman Kasımpaşalı,
Kötü adam rolünde Fettullah hoca,
Göz yaşları sel olmuş akıyor,
Film ahlar vahlar çekilerek seyrediliyor,

Kimse,
Kasımpaşalı kahramana sormuyor,
Çok uyanıktın iki lafından biri,
Sizden mi, öğreneceğim en iyisini ben bilirimdi,
Her bir haltı biliyordun, senden habersiz kuş uçmuyordu,
Nasıl olduda,
Burnunun dibinde en yakınına kadar girmiş,
Değerli hocam dediğin çok güvendiğin,
Fettullah hocanın kötü adam olduğunu bilemedin,

Kimse,
Kasımpaşalı kahramana sormuyor,
Sen bir şiirden 4 ay hapis yattın kahraman oldun,
Ama,
Senin sözde saflığından, kandırılmışlığından,
Yüzlerce İnsan yıllarca hapislerde yattı,
Canlarından, özgürlüklerinden, işlerinden
Ailelerinden, Vatanlarından oldu.
Hiç susmadın,
Üstüne üstlük bu davanın savcısıyım dedin,
Meydanlarda ekranlarda,
haklarında demediğini bırakmadın,
Darbeci hainler dedin,
Derin devlet bunlar, baronlar, monşerler dedin,
basılmamış kitaplarını bile silah saydın.

Bu nasıl kahramanlık.
Kahramanlar yargısız infaz yapar mı,
Hepsi bir yana,
saf adamdan kahraman olur mu,

Uzun lafın kısası,
ALGI yaratmak böyle bir şey,
Özgürce anlaman gerekeni değil,
Kuzu kuzu anlamanı istediklerini anlarsın.

Dün kendimiz söyledik kendimiz dinledik,
Bugün gene kendimiz söylüyoruz,
kendimiz dinliyoruz,
Varsın olsun,
Can çıkar huy çıkmaz.

Dün nerede duruyorsak,
bugünde aynı yerde duruyoruz.
Sözümüzü duruşumuzu değiştirmedik,

"Yanlış dediklerimiz,
ne yana dönerse dönsün,
biz hiçbir zaman yanında değil
her zaman karşısında olacağız."

Aydın KOCA 
Kemalin Aydın
koca1907@yahoo.com.tr

Hiç yorum yok: