GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 22 Temmuz 2015 Çarşamba 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


Suruç'taki patlamanın öncesi ve sonrası

Posted: 21 Jul 2015 02:41 PM PDT


Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu öncülüğünde Türkiye'nin çeşitli illerinden Suruç'a gelen yaklaşık 300 kişi dün sabah 09.00 sıralarında Amara Kültür Merkezi bahçesinde toplandı. Kobani'ye geçmeyi bekleyen gençler, basın açıklaması yaptığı sırada saat 11.50'da şiddetli bir patlama meydana geldi. Bir anda kültür merkezinin bahçesinde can pazarı yaşanmaya başladı. Patlamayı duyanlar olay yerine koştu. Yurttaşlarla çevrede önlem almaya çalışan güvenlik görevilileri arasında gerilim yaşandı. Güvenlik güçleri yurttaşlara biber gazıyla müdahale etti. Yaralıların bir kısmı çevredekilerin çabalarıyla hastaneye kaldırılırken saldırının büyüklüğünün ortaya çıkmasıyla Suruç'a, Şanlıurfa'nın yanı sıra çevre il ve ilçelerden de sağlık ekipleri sevk edildi.

Kobani'de Eşzamanlı Patlama

Suruç'ta gerçekleştirilen bombalı katliamın hemen ardından Kobani'de de bir patlama meydana geldi. Kobani'nin güneyindeki Mihemed Dirra Okulu yakınlarında YPG güçlerinin kontrol noktasına IŞİD tarafından bombalı araçla saldırı düzenlendi. Patlamanın bomba yüklü araçtan olabileceği kaydedildi. Suriye'de İnsan Hakları Gözlemcileri yöneticisi Rami Abdel Rahman, AFP'ye yaptığı açıklamada "Kobani'nin güneyinde bir kontrol noktasında arabayla intihar saldırısı gerçekleştirilmiştir. Patlamada iki YPG'li hayatını kaybetmiştir" dedi.

Canlı bombanın hedefi olan grup İstanbul'dan bu mesajları vererek gitmişti
Dün İstanbul'da bu basın açıklamasını yaptıktan sonra yola çıktılar. 20 saat sonra bu kez Suruç'ta açıklama yaparken canlı bomba onların arasına girip kendisini havaya uçurdu. Kadıköy'de kameraya giren Trabzonspor bayraklı eylemci, dev pankart, flamalar, bayraklar ve yüzler Suruç'ta ortalığın cehenneme döndüğü sırada kaydedilen görüntülerde de aynıydı.




Üst Araması Yapıldı

Suruç'taki patlama anında basın açıklaması yapan kitlenin içerisinde olanlar yaşadıklarını anlattı. Görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu da merkezin bahçesine polis kontrülünden geçildikten sonra girildiğini belirterek, "Üst araması yapıldı. Arama noktasından geçilerek girildi. Bu patlamanın nasıl olduğu anlaşılabilir gibi değil" dediler.

Fuat Avni İddia Etmişti "Erken Seçim Öncesi Terör Saldırıları"

Fuat Avni'nin seçim sonrası attığı tweetlerde 'erken seçim hazırlıklarının terör eylemleriyle' geleceği belirtiliyordu. Bombalı saldırı bu iddiaları yeniden akıllara getirdi.

"Y…, Efkan'ı fiilen İçişleri Bakan'ı olarak kullanmaya devam ediyor. Davutoğlu'nun olup bitenden haberi yok. Y…, Efkan'ı Saray'a çağırıp Emniyet'teki tayin ve terfileri gerçekleştirmesini istedi. Kendini başkan sanıyor (!) Efkan, İçişleri Bakanlığı'nda çok gizli bir toplanı yaptı. Hiç bir vasfı kalmayan İçişleri Bakanı'na atanacakların listesini verdi.

Emniyet'teki üst düzey atamaları tamamlamak istiyorlar. Ekibin seçime kadar işin başında kalacağını hesaplıyorlar. Atadıkları biatçı müdürlerle AKP'li olmayanları tasfiye edip yaptıkları kanunsuzlukları örtmeyi planlıyorlar. Y…., 17/25 Aralık dosyasının Meclis'te gündeme gelmesinden korkmuyor, titriyor.

Bu olmasın diye her yolu deniyor. Y… ve avanelerine göre dosyaların açılmaması için erken seçim şart. Erken seçim kaosla, kaos da terör eylemleriyle gelecek. Bu aynı zamanda seçim mağlubiyetini unutturmanın da formülü. Efkan'ın içişlerinde, Feridun'un dışişlerinde, Fidan'ın MİT'te, Kasırga'nın eski derin ekipte yapacağı çalışmalar önemli. Plana göre, PKK-Hizbullah, PKK-IŞİD gerginliği tırmandırılacak ve MİT içindeki karanlık adamlar, eylemlere zemin hazırlayacak. Seçim sonrasına bırakılan algı operasyonlarıyla kaos ve krizin faturası muhalifler arasında pay edilecek.

Derin Devlet'in faili meçhulleri Cemaat'e mal edilip, Cemaat'in eskiden beri bu tür eylemler yaptığı algısı oluşturulacak. MİT'in karanlık güçleri tarafından yapılacak eylemler de Cemaat tarafından organize ediliyor denilecek. Y…'in asıl istediği, kaos neticesinde patlayacak ekonomik kriz. Kriz sonrası 'ben demiştim' demeye hazırlanıyor. Kısa süreli ve göstermelik de olsa oluşacak krizle erken seçim planlayan Y…, servetine de servet katmış olacak. Perde ardında, 'Zaten, hiçbiri hükümet kuramaz diye hepsini aşağılayacak' sonra ekranlardan demokrat pozlar vereceksin. Riyakar."

Suruç IŞİD Militanı Kaynıyor

Saldırının ardından bölgeye inceleme yapmak üzere giden CHP heyetindeki Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, IŞİD'den dolayı Suruç'un tedirgin bir bekleyiş içinde olduğunu aktardı. Halkın yetkililere, "300 kişinin günler öncesinden böyle bir etkinlik için Suruç'a geleceği belliydi, polis biliyordu, kaymakam biliyordu. Saldırıyı önlemek için neredeydiler" diye sorduğunu söyleyen Ağbaba, CHP'nin bölgedeki ilk izleniminin "müthiş bir istihbarat ve güvenlik eksikliği olduğuna" dikkat çekti.

"MİT, MİT olmaktan çıkmış, KİT olmuş. AKP'nin sadece solcuları, Alevileri fişleyen Kişisel İstihbarat Teşkilatı olmuş" diyen Ağbaba, Hakan Fidan'ın derhal istifa etmesi gerektiğine vurgu yaptı. CHP'nin başta kendisi, Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Şeker, Necati Yılmaz, Şenal Sarıhan, Musa Çam olmak üzere 14 vekil ile Suruç'ta bulunduğunu ve parça parça bölgedeki kriz yerlerinde, hastanelerde incelemeler yaptığına dikkat çeken Ağbaba, halka yaptıkları görüşmelerde kendilerine şu bilgilerin aktarıldığını ifade etti:

Halk Saldırıyı Bekliyordu

"Her şeyden önce halk böyle bir saldırıyı bekliyormuş. Açıkça Urfa'da, Suruç'ta IŞİD'in varlığından haberdarlar. Gözleriyle IŞİD militanlarının bölgede rahatlıkla dolaştıklarına dikkat çekiyorlar. Gördük ki Urfa, Suruç IŞİD militanı kaynıyor. Biz, burada ilginç bir olayla da karşı karşıya kaldık. Halkla konuşurken motosikletli bir çocuk yakalandı. Üzerinden, cebinden, IŞİD bayrağı çıktı. Halk linç etmek istedi. Dolayısıyla halk için bu saldırı bir sürpriz olmamış. Buradaki halk artık yetkililerin açıklamalarını da ciddiye almıyor. Reyhanlı saldırısının tam manasıyla aydınlatılmamış olması, HDP'nin Diyarbakır mitingine atılan bombanın, bombayı atan kişinin hangi terör örgütü ile bağlantılı olduğunun tam olarak aydınlatılmaması gibi olaylar, halkın devlete olan güvenini de zedelemiş durumda."

Ferhat Tunç: "Gençlerin Kobani'ye Geçişine İzin Verilseydi Katliam Yaşanmazdı"

Sanatçı Ferhat Tunç, patlamanın hemen ardından Amara Kültür Merkezi önünde toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi gençlerin yanındaydı. Rojava devriminin 3. yılı sebebiyle bölgede düzenlenen bir programa katıldığını, gençlerin bir kısmının alana önceki gece ulaştığını belirten Tunç yaşananları şöyle anlattı: "Yaklaşık 300 genç 4 günlük çalışmaları için buraya geldiler. Kobani'ye geçmek istediler. Ancak yetkililer izin vermedi. Biz HDP'li 8 kişilik bir grup olarak dün taziye ziyareti için Kobani'ye geçtik. Geçtikten kısa bir süre sonra da patlama olduğunun bilgisini aldık. Gençlerin geçişlerine izin verilmediği için bir basın açıklaması yapacaklarını biliyorduk. Bu açıklama sırasında da patlama yaşanmış. Yarım saat sonra patlamanın yaşandığı bahçeye vardım. Önceki gün buraya gelen gençlerin çantaları, yardım paketleri tek tek aranmıştı. Bir şüphe olmasa bu arama yapılmazdı. Gençler aranırken, saldırganlar aradan sıyrılıyor demek ki. Gençlerin Kobani'ye geçişine izin verilseydi katliam yaşanmazdı."

Oyuncak Dağıtacaklardı

"Birlikte savunduk, birlikte inşa ediyoruz" şiarıyla kampanya başlatan ve yeniden inşa çalışmalarında yer almak için Kobani'ye gitmeye hazırlanan Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden yaklaşık 300 Sosyalist Gençlik Derneği Federasyonu üyesi, Suruç'ta bombalı saldırıya uğradı.

İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Diyarbakır'dan yola çıkan gençler Kobani'de çocuk parkı yapmak, kütüphane kurmak, tiyatro müzik gösterimleriyle kültür inşasına katkı sunacaklardı.

SGDF yeniden inşa çalışmalarında yer almak için Kobani'ye doğru önceki gün yola çıktı. Gençler yaklaşık 1 aydır "Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz" sloganıyla kampanya yürütüyorlardı. Kampanya kapsamında dün yola çıkan gençlerin çoğu İstanbul'dandı. İstanbul Kadıköy Belediyesi önünde 14.30 sıralarında toplanmış "Orada kadınların özgürlüğü, gençliğin iradesi, komünler var. Kobani düşmedi. Dimdik ayakta. Orada 134 gün boyunca saat saat devam eden direniş var. Devrimi savunmaya gidiyoruz. Gezi'nin direnciyle orada olacağız" şeklinde basın açıklaması yapmışlardı.

Deniz'in Çocukları

SGDF İzmir şubesi gençleri ise "Denizin çocukları dağların çocuklarıyla kucaklaşmaya gidiyor" sloganı ile çıkmışlardı yola. Ankara'dan ise akşamüstü yola çıkan gençler "Halkların kardeşliğine inandığımız için, Rojava devrimini kendi devrimimiz gibi savunup, sahiplendiğimiz için, Türkiye ve Kürdistan'ın birleşik devrimine inandığımız için, bir tuğla da biz koymak ve oradaki devrimden öğreneceklerimiz için yarın sabah Kobani'deyiz" demişti.

Kampanya çağrı videosu ile tanıtılmıştı. Videoda "IŞİD'in saldırıları sonucu harabeye dönen Kobani kentiyle dayanışmaya gidiyoruz. Şanlı bir direnişle kurtarılan Kobane'nin inşasında herkesin mutlaka yapabileceği bir şey var. Nasıl ki, Sivas'ta, Van'da, Kürecik'te, Roboski'de, Reyhanlı'da, Soma'da, Ermenek'te halklarımızın acılarına ve öfkelerine ortak olup paylaştıysak şimdi de devrimin kalbinin attığı faşist DAİŞ çetelerine karşı kahramanca mücadele yürüten, birlikte savunduğumuz Kobani halkının yanındayız" şeklinde çağrı yapılıyordu. SGDF Eş Başkanı Oğuz Yüzgeç çağrı videosunda şöyle sesleniyordu, "Yapacağımız çocuk parkı Denizlerin Zap'a yaptığı barış köprüsü gibi olacak. Böylesi sembolik bir önemi var." SGDF MYK üyesi Başak Baydar ise "Berkin Elvan için meyve ağaçları dikeceğiz. O ağacın verdiği meyveler çocukları özgürleştirecek" diyordu.

Neler Yapacaklardı?

Çağrı videosu ve sokaklarda kurulan stantlarla yardımlar toplanmaya haftalar önce başlanmıştı. SGDF'li gençlerin, Kobani halkına yönelik sağlık taramalarına katılacakları, daha önce Kobani'deki çatışmalarda hayatını kaybeden Suphi Nejat Ağırnaslı anısına kurulan kütüphanenin açılışını yapacakları, kentteki kreşlerin duvarlarını resimleyecekleri ve çocuklara müzik aletleri hediye edecekleri öğrenildi. Gençler ayrıca IŞİD ile savaş sırasında en sert çatışmaların yaşandığı bölgelerden olan Kaniya Kurda tepesine bir hatıra ormanı kurarak, inşaatlarda çalışmayı planlıyordu. HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu İstanbul'dan gidecek ekip ile geçtiğimiz hafta pazartesi günü HDP İl binasında bir araya geldiklerini belireterek "Planları kütüphane kurmak, park yapmak, oyun atölyeleri, tiyatro gösterimleri düzenlmekti. Gençler oraya bir nevi kültür inşaa etmek için gidiyordu. Biz de destek verdik" diye konuştu.

'Canlı Bomba' Alarmı

Suruç'taki saldırının ardından Ankara alarma geçti. 3 bakanı Suruç'a gönderen, Başbakanlıkta kriz masası kuran Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendisi de acil olarak İstanbul'dan Ankara'ya dönerek Çankaya Köşkü'nde yetkililer ile toplandı. Ankara'da polise otomotik silah ve çelik yelek talimatı verildi.

Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 41. yıl dönümü törenlerine katılmak için KKTC'ye giden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Ercan Havalimanı'na iner inmez, başta Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük olmak üzere, patlama konusunda yetkililerden bilgi aldı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da olayın hemen ardından İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk'ten bilgi aldığı belirtildi. Şanlıurfa Valisi ve Suruç Kaymakamı'ndan da bilgi alan Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Öztürk ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e bölgeye gidip inceleme talimatı verdi. Ayrıca Suruç için Başbakanlıkta Müsteşar Kemal Madenoğlu başkanlığında kriz masası oluşturuldu.

Davutoğlu gerekli görevlendirmeleri yaptıktan sonra İstanbul'dan Ankara'ya döndü. Davutoğlu Ankara'la döner dönmez, Çankaya Köşkü'nde yetkililerin katılımı ile toplantı yaptı.

Polise Talimat

Patlamanın ardından Ankara polisinin de alarma geçtiği ifade edildi. Polis ekiplerine yapılan uyarılarda ekiplerin çelik yelekli ve otomatik silahlı görev yapmaları istendiği kaydedildi. Ekiplerin şüpheli kişi ve araçlara dikkatli davranmaları istenen uyarıda, ayrıca canlı bomba olayının üzerinde dikkatle durulması gerektiği belirtildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde de izinler iptal edildi.

YAŞAMINI YİTİRENLER

Ezilenlerin Sosyalist Partisi yaşamını yitirenlerden 19 kişinin isimleri açıkladı:

Koray Çapoğlu, Cebrail Günebakan, Hatice Ezgi Sadet, Uğur Özkan, Nartan Kılıç, Veysel Özdemir, Nazegül Boyraz, Kasım Deprem, Alper Sapan, Cemil Yıldız, Okan Pirinç, Ferdane Kılıç, Yunus Emre Şen, Çağdaş Aydın, Alican Vural, Mehmet Ali Vural, Osman Çiçek, Mücahit Erol, Mete Ali Barutçu

Suruç Devlet Hastanesi'nde bulunan bazı yaralıların isimleri ise şöyle:

Fethi Aydın, İbrahim Halil Nağaz, Ömer Bal, Güneş Erzurumlu, Efe Çatalbaş, Hüseyin Doğan, Zafer Aydın, Leyla Kılıç, Yasin Can Uç, Ali Deniz Esen, Levent Akhan, İnan Söker, İlke Başak Baydar, Muhammed Sezgek, İhsan Oğuzcan Yüzgeç, Özlem Tunç, Sebahattin Pişkinbaş, Volkan Uyar, Seyit Cem Çakmak, Erkut Küçükşahin, Mehmet Şimşek, Güney Alvanoğlu, Ferhat Akyüz ve Sezgin Dağ.


Çarpıcı Detaylar..

Canlı bomba eylemini gerçekleştiren saldırganın kimliğinin saptanmasına çalışırken, güvenlik güçleri saatler süren incelemesinde bombanın bilyelerle güçlendirilmiş TNT olduğunu da ortaya çıkardı.

Şanlıurfa'nın Suruç İlçesi'nde, dün öğle saatlerinde meydana gelen 32 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırının ardından güvenlik güçlerince başlatılan soruşturma çok yönlü olarak sürdürülüyor.

Sosyalist Gençlik Dernekleri Fedenasyonu, yeniden inşasına katkı sunmak istedikleri Suriye'nin Kobani kentine çocuk oyun parkı yapmak için dün Suruç'ta toplandı. Türkiye'nin çeşitli kentlerinden Suruç'a gelen 300 kişilik kalabalık, Kobani'ye geçmek istedi ancak yetkililerce buna izin verilmedi. Aynı grubun bu kez aralarından seçecekleri temsilcileri Kobani'ye gönderme talepleri de Suriye'ye geçişlerin yapıldığı Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın geçişlere kapalı olduğu ve güvenlik gerekçesiyle reddedildi.

Bu gelişme sonrası SGDF üyeleri konuya tepki göstermek için sabah saatlerinde kahvaltı yaptıkları, Kaymakamlık, Belediye ve Emniyet Müdürlüğü'ne 700 metre uzaklıktaki Amara Kültür Merkezi'nde basın açıklaması yapmak istedi. Kobani'ye geçişlerine izin verilmemesine tepki gösteren grubun basın açıklaması sırasında bomba patladı ve canlı bombanın kendisini infilak ettirmesiyle 32 kişi öldü, 104 kişi yaralandı.

Herkesi şoke eden saldırının ardından güvenlik güçleri teyakkuz durumuna geçti ve patlamanın olduğu bölge çember içine alındı. Sivillerin girişine izin verilmeyen olay yerinde 4 Cumhuriyet Savcısı nezaretinde Şanlıurfa, Gaziantep, Adana ve Diyarbakır ile Emniyet Genel Müdürlüğü'nden gelen 60 olay yeri inceleme uzmanı polis çalışma başlattı.

Olayın hemen ardından başlatılan vebu sabahın ilk ışıklarına kadar süren incelemelere ayrıca terör konusunda uzman polis, jandarma ve MİT personeli de katıldı, bahçenin her santimetrekaresi didik didik merceklerle tarandı ve toplanan tüm deliller kriminal incelemeye gönderildi.

PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'nin askeri kanadı YPG'nin, Kobani'de denetimi ele geçirdiğini ilan ettiği tarih olan 19 Temmuz 2012'nin 3'üncü yıldönümü için bölgede etkinlikler yapılacağı bilgisi üzerine güvenlik güçleri günler öncesinden ilçede alarma geçmişti.

Polis ve jandarma, günlerdir ilçenin girişinde kontrol noktaları oluşturarak Suruç'a gelen tüm araçları durdurup aradı, içinde bulunanlar kimlik kontrolünden geçirdi. Güvenlik güçlerinin yaptığı bu kontroller sırasında hakkında çeşitli suçlar nedeniyle yakalama kararı bulunan çok sayıda kişi de yakalanarak haklarında adli işlem yapıldı.

Polisler son olarak ilçeye gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyelerini taşıyan araçlarda da benzer uygulama yaptı ve gruptaki 2 kişi de arandığı gerekçesiyle gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.

Saldırının ardından güvenlik güçleri, canlı bombanın SGDF üyeleri ile birlikte olay yerine gelme ihtimali üzerinde dururken, Suruç'taki tüm mobese kameralarının son 3 gündür kaydettiği görüntüler de incelenmeye başlandı. Suruç'a takviye olarak çevre iller ile Ankara'dan gelen uzman ekiplerin, mobeselerin yanı sıra ilçedeki işyerlerine ait kameraların kayıtlarını araştırıyor. Kamera kayıtlarında şüpheli veya şüpheli davranış sergileyenlerin tek tek tespiti için çalışmalar sürüyor.

Güvenlik güçlerinin iki gündür yaptığı araştırmalarda patlamada kullanılan bombanın cinsinin TNT olduğu belirlendi. Araştırmalarda ayrıca patlamanın etkisini artırmak için canlı bomba eylemcisinin TNT'yi bilyelerle güçlendirdiğini de tespit etti.

Güvenlik güçlerinin çalışmaları sırasında olay anında yapılan telefon görüşmeleri de mercek altına alındı. Patlamanın olduğu saat 11.50 sıralarında 27 telefon görüşmesinin yapıldığı belirlendi. Bölgedeki telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlar incelenirken, güvenlik güçleri olay öncesi ve sonrasında da bölgedeki tüm görüşmelerin kaydını dv istedi.

Canlı bombanın, parçalanan cesedinden kopan parmağından kadın olduğu değerlendirilirken, kimliği araştırılıyor. Güvenlik güçleri kadın saldırganın kimliğini kesinleştirme aşamasında bulunurken, bazı Kürt yayın organları ise olay yerinde Adıyaman nüfusuna kayıtlı bir erkeğin nüfus cüzdanının bulunduğunu, bu kişinin ölen ve yaralananlar arasında bulunmadığını ve canlı bomba olabileceği ve çarşaf giyerek kalabalığa karıştığı iddiasını ortaya attı.

Bu iddiaları doğrulamayan güvenlik güçleri ise IŞİD ile bağlantılı saldırganın kimliğinin belirlenme aşamasında olduğunu; Suruç, Şanlıurfa veya bölgede iletişim halinde olduğu kişileri tespite yoğunlaştıklarını kaydetti.

Öte yandan patlamanın olduğu Suruç'ta güvenlik ve istihbarat zaafiyeti bulunduğu iddiaları da araştırılıyor. İçişleri Bakanlığı tarafından istihbarat zafiyeti iddiaları üzerine 2 müfettiş görevlendirdiği ve müfettişlerin Suruç'a gelerek inceleme başlattığı da bildirildi.



#İyiolmayacagım isyanı
Suruç'taki katliamla ilgili Twitter'da başlatılan #İyiolmayacagım etiketinde tepki ve kınama mesajları paylaşılıyor. #İyiolmayacagım etiketi Türkiye'de en çok konuşulanlar listesinde birinci sırada.

Demirtaş: Her An Başka Saldırılar Olabilir

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bombalı saldırının yaşandığı Suruç'u ziyaret etti. Ziyareti sırasında açıklama yapan Demirtaş, meclisin olağanüstü toplanması için çağrı yaptıklarını hatırlattı. Henüz çağrılarına bir yanıt alamadıklarını vurgulayan Demirtaş, meclisin toplanması için gerekli olan 110 milletvekili imzası için, "Bakalım 30 milletvekili daha çıkacak mı?" dedi.

"Bunlarda zerre kadar duygu kalmamış. Her an başka saldırılar olabilir" uyarısında bulunan Demirtaş'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"Bu katliamı bir kez daha lanetlemek için buradayız. Sizler burada bulunan bu topraklarda yaşayan siz değerli kardeşlerim, maalesef ki bu tür acılara yabancı değilsiniz, yabancı değiliz. Bütün tarihimiz buna benzer acılarla ölümlerle zulümlerle, katliamlarla, acılarla geçti. Bu topraklarda yaşayan bütün halklara, herkese hepimize dayatılan sadece ölüm oldu."

"Her birimiz kendi ana vatanımızda kendi topraklarımızda öz yurdumuzda neredeyse yüzyıllardır köle muamelesi gördük. Başka amaçlar uğruna, kendi çıkarları uğruna, emperyal çıkarları uğruna, ekonomik çıkarları uğruna topraklarımızı yüzyıllardır zulüm mekanları haline getirdiler. Elbette bu yaşadığımız acı ilk değil.

Dün burada patlatılan bomba bu halkın kalbinde patlatılmış ilk bomba değil. Korkumuz, kaygımız odur ki, son da olmayacaktır. Çünkü insanlık düşmanı, insani değerlerin düşmanı hep var oldu, var olmaya devam edecekler.

Ve onlardan beslenenler, onları destekleyenler, küçük çıkarları uğruna insani değerleri satanlar, gencecik bedenleri paramparça edecek kadar vahşileşmiş olanları besleyenler hep var oldu var olacak. Ama bizi ayakta tutan şey, onlar var evet fakat direnenler de var, umut da var. Her zaman, her daim kardeşlik de var, yoldaşlık da var. Omuz omuza el ele durduğumuz bu topraklarda her zaman zulüm kaybetmiştir. Zalimlerin kaleleri her daim yıkılmıştır. Tarihte zulmüyle yüzyıllarca başarılı olan hiç kimse görülmemiştir. Halk eninde sonunda birleşmiş, omuz omuza el ele vermiş ve zulüm kaleleri yıkılmıştır."

"Şimdi yine etrafımıza bir zulüm kalesi örmeye çalışıyorlar. Bu topraklar bir tek kimliğin malı mülkü değildir. IŞİD'in zihniyeti tekçi zihniyetidir. 'Ya bana biat edeceksin ya da çoluk çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden paramparça edeceğim seni' mesajını vermek istiyorlar. Bu tekçilik anlayışı siyasette hakimdir. Maalesef Türkiye siyasetinde de bize tekçilik anlayışı dayatılıyor. 'Ya tek din olacaksınız, ya tek dil olacaksınız, ya tek ırk olacaksınız, ya tek millet olacaksınız. Ya biat edeceksiniz ya da size bu topraklarda yaşam şansı tanımayacağız' diyorlar."

"Bu hain saldırının üzerinden iki gün geçti. 32 insanımız öldü, Cumhurbaşkanı daha acılı ailelere bir başsağlığı bile dilemedi. Çünkü IŞİD üzülsün, kırılsın istemiyor. HDP'yi neredeyse terör örgütü ilan edecek. Neredeyse katliamın suçunu HDP'ye yükleyecek ama IŞİD'e tek bir operasyon yok. Bir yıl içinde 10 bin HDP'liyi içeri attınız samimiyseniz uyuyan IŞİD hücrelerine operasyon yapın. Çeşitli şehirlerde sivil toplum örgütü adı altında IŞİD'in askere alma şubesi gibi çalışan yapılar var bunlara operasyon yapın."

Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?

Posted: 21 Jul 2015 02:30 AM PDT


Büyük İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill, tarih bilmenin önemini belirtmek için, "Ne kadar geçmiş isem, o kadar geleceğim" demektedir. Ünlü tarihçi İbnü`l-Esir ise, tarih`in uzun kış gecelerini dolduran bir eğlence olmayıp tarihten ibret alınması gereğinden söz eder. Bizzat Kuran-ı Kerim, geçmiş kavimlerin başlarından geçenleri, ibret ve ders almamız için anlatır bizlere. Şu halde tarihi bilmek, bugünü anlayıp yarını kurmak için mecburidir. Tam da bu noktada, Kanuni Sultan Süleyman`ın oğlu Şehzade Mustafa`nın başına gelenler ve bunun Osmanlı İmparatorluğuna nasıl yansıdığını anlatmayı gerekli gördüm.

Osmanlı İmparatorluğu en güçlü dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır. Edebiyatta Baki, mimaride Sinan, ilimde Ebussuud, denizcilikte Barbaros bu dönemin zirve isimlerinden bir kaçıdır. Muhteşem namıyla maruf Sultan Süleyman`ın bu parlaklığa ulaşmasında elbette önceki sultanların, ama özellikle de Yavuz Sultan Selim`in büyük payı vardır.Böylesine parlak bir dönemi, Duraklama Devri`nin ve tereddinin takip etmesi üzerinde durulması gereken bir noktadır. Kanuni Sultan Süleyman`ın hükümdarlık döneminin bütününü bu yazıda bırakın anlatmayı, özetlemek bile mümkün değildir. Fakat Kanuni döneminin bu yazıya konu olan icraatı, oğlu Şehzade Mustafa`yı boğdurması ve bunun hangi şartlar altında gerçekleştiğidir.

Konu Şehzade Mustafa olduğuna göre, fecii bir akıbete maruz kalan bu bahtsız şehzade hakkında bilgi vermekte fayda var. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni`nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Annesi, Kanuni`nin ilk başkadını olan Mahidevran Hatun`dur. Dedesi Yavuz Sultan Selim`in vefatı üzerine, babası Kanuni ile birlikte İstanbul`a gelen Şehzade Mustafa, 1533 yılında Saruhan Sancakbeyliğine atandı. Aynı dönem, Şehzade Mustafa`nın annesi Mahidevran Hatun ile Mehmed, Selim, Bayezid ve Cihangir adlı dört şehzadenin annesi olan Hurrem Sultan arasındaki rekabetin ateşli bir biçimde yaşandığı yıllardır.

Tarihi kaynaklar Şehzade Mustafa`yı iyi yetişmiş, cesur ve halkın sevdiği bir kişi olarak tasvir etmekteyse de, babası Kanuni için durum pek de öyle gözükmemektedir. Manisa sancakbeyliği, padişah`ın vefatı durumunda yerine geçecek şehzadeye ayrılan bir yer olarak bilinmekteydi. Burada sancakbeyliği görevini yürüten Şehzade Mustafa bir zaman sonra Amasya`ya kaydırıldı. Manisa`ya ise, Kanuni`nin Hurrem`den olma ve Şehzade Mustafa`dan altı yaş küçük oğlu Şehzade Mehmet getirildi. Bunun anlamı, Hurrem`in oğullarından birinin sultan olması için yoğun bir çaba gösterildiği ve Kanuni`nin de bu etkiye direnemediğiydi. Tüm bunlar gerçekleşirken beklenmeyen bir durum ortaya çıktı. Kanuni`nin Şehzade Mustafa`ya tercih ettiği Şehzade Mehmet, henüz 22 yaşında iken vefat etti. Şehzade Mehmet`in vefatından sonra Şehzade Mustafa bir kez daha öne çıksa da, Manisa Sancakbeyliğine bu kez yine Hurrem`in oğlu olan Şehzade Selim getirildi. Bu durum, Hurrem`in kendi oğullarından birisini sultan yapmak konusundaki ihtirasını ve gayretini göstermekteydi.

İmparatorluğun büyük başarılar elde ettiği bu dönemde bir yandan da taht kavgaları için için devam etmekteydi. Ordu, ulema ve meşayih Şehzade Mustafa`nın sultanlığının uygun olduğunu düşünürken, Hurrem ve Rüstem Paşa Şehzade Bayezid`in sultanlığından yana idiler. Bedenen özürlü olan Şehzade Cihangir`i ise hizmetli takımı çok sevmekteydi. Tüm bu taht mücadelelerinde adı anılmayan tek kişi ise Şehzade Selim idi. Gerek sultan olmaya kayıtsızlığı, gerek aykırı ve düzensiz hayatı onun sultan olabileceğine ilişkin herhangi bir ihtimalin doğmamasına yol açıyordu.

Ordunun, alimlerin ve meşayihin Şehzade Mustafa`dan yana olması boşuna değildi elbette. Zira Şehzade Mustafa, hem bedenen, hem de karakter itibariyle dedesi Yavuz Sultan Selim`e benzemekteydi. Diğer kardeşlerinden farklı olarak çok iyi yetişmiş, döneminin alimleri ve şairleri tarafından çevrelenmişti. İmparatorluğun daha da güçlenmesini sağlayacak adımları atmakta kararlılık gösterecek bir şehzade olmasının yanısıra, yavaş yavaş Osmanlı seçkinlerini çürütmeye başlayan içkiye ve kötü alışkanlıklara karşı büyük bir nefret duyuyordu. Halk tarafından sevilmesinin sebebi ise, güleryüzlü, mütevazı ve cömert olmasıydı.

Her ne kadar hemen herkes Şehzade Mustafa`nın Kanuni sonrasında tahta geçmesinin uygun olduğunu düşünse de, Hurrem ve Rüstem Paşa Şehzade Mustafa`ya karşı müthiş bir kin duyuyorlardı. Bu arada Hurrem, çirkin ve cahil bir kimse olan Rüstem`e kızını vererek onu sultanın damadı da yapmasını bilmişti. Hurrem`in bunu yapmaktaki amacı, Şehzade Mustafa`nın tahta geçmesini engelleyecek ittifaklar kurmak istemesiysi. Rüstem Paşa`nın Şehzade Mustafa`ya olan kini ise, Mustafa`nın sultan olması halinde saraydan uzaklaştırılacağını çok iyi bilmesiydi. Böylece Şehzade Mustafa`nın tahta çıkmasını isteyen ordu, ulema, meşayih ve halk karşısında, saray entrikalarını çok iyi bilen Hurrem-Rüstem ittifakı bütün hileleriyle ve pervasızlığıyla işlemeye başlamıştı.

Peki Kanuni bu işin neresindeydi? Kanuni Sultan Süleyman, on bir askeri sefere çıkmış olmanın yorgunluğunu ve nikris hastalığıyla mücadele etmenin zayıflığını yaşıyordu. Bu durum onun gün geçtikçe Hurrem-Rüstem ittifakının etkisi altına girmesine yol açıyordu. Hurrem ve Rüstem de Kanuni Sultan Süleyman`a sürekli olarak Şehzade Mustafa`nın sultan olmak istediğini ve Yavuz Sultan Selim`in babası II. Bayezid`i tahttan indirmesini hatırlatıyorlardı. Gerçekten de Yavuz Sultan Selim, doğuda büyüyen ve Osmanlı halkını tehdit eden Safevi tehlikesine ve Memlukların yıkıcı teşebbüslerine karşı gerekli tedbirleri bir türlü alamayan babası II. Bayezid`i tahttan inmeye zorlamıştı. Yaşlı Bayezid, Safevi ve Memluk tehlikeleri karşısında gün geçtikçe zayıflayan devlete yön vermekten uzaklaşmış, saraydaki bazı muhterisler ise Yavuz`un kendi çıkarlarına mani olacağı gerekçesiyle ona diş biliyorlardı. Yavuz Sultan Selim`in babası II. Bayezid`i tahttan inmeye zorlaması bu şartlar altında olmuştu. İşte Hurrem ile Rüstem`in Kanuni`ye sürekli olarak hatırlattıkları durum buydu. İşin aslı ise, Hürrem`in kendi oğlunu sultan yapmak istemesi ve Rüstem`in de damat olması hasebiyle saraydan edindiği nüfuzu kaybetme korkusuydu.

"Osmanlı tarihinin en muhteris kadın efendisi Hurrem, en hileci veziri ise Rüstem Paşa`dır" dense abartılı olmaz. Bu ikili karşısında Şehzade Mustafa`nın durumu çok zordu. Artık seferlere bile çıkmayan Kanuni`den sonra sultanın muhakkak Şehzade Mustafa olması gerektiği fikri gittikçe yaygınlaşıyordu. Bu teveccüh ve Şehzade Mustafa`yı herkesin sevmesi karşısında Hurrem-Rüstem ittifakının entrikaları ve pervasızlığı da gittikçe artıyordu. Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa`nın mührünü yaptırarak İran Şahı Tahmasb`a mektup yazmış, İran Şahının cevabını da Kanuni Sultan Süleyman`a sunmuştu. Bu ve benzeri bir dizi entrika ile Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa`nın kendisine isyan edeceğine ve tahtı elinden alacağına ikna edilmişti. Artık Şehzade Mustafa, yani, Osmanlı tahtına en iyi varis olabilecek, halkın, ordunun, alimlerin, meşayihin sevdiği bu kıymetli şahsiyet, oğlunu sultan yapmak isteyen Hurrem`in ve damatlıktan gelen çıkarlarını ve maddi nüfuzunu elde tutmaya çalışan Rüstem Paşa`nın hileleriyle adeta bir isyancı gibi gösterilmekteydi.

Peki daha sonra ne olmuştur? İşin o kısmı oldukça hazindir. Şehzade Mustafa, sefere giden ve kumandanlığını babasının yaptığı orduya katılma emri alır. Yanında beş bin kişilik bir kuvveti olduğu halde emredileni yapar. Şehzade Mustafa kendisinden ve masumiyetinden o kadar emindir ki, ikinci vezir Ahmed Paşa`nın el altından kendisine yolladığı uyarıyı umursamadan babasının huzuruna çıkmaktan çekinmez. Zira babasının adaletine ve kendisinin masumiyetine güvenmektedir. Hatta, hayatından endişe eden bazı yakınları Şehzade Mustafa`yı, babası ile açık alanda ve at üzerinde görüşmesi yönünde ikna etmeye çalışmışlarsa da, Mustafa bunu bile gereksiz saymıştır.

Şehzade, babasının adaletine ve kendi masumiyetine güvenerek babasının çadırına gitmeye karar vermiştir. Şehzade Mustafa`yı o çadırda bekleyen, Hurrem`in ihtirasla ve Rüstem`in hilelerle doldurduğu Kanuni Sultan Süleyman`ın verdiği emirdir. Osmanlı`nın en iyi yetişmiş Şehzadelerinden olan Mustafa babasının çadırına girer girmez, yedi dilsiz celladın saldırısına uğrayarak hunharca boğulmuştur. Rivayet odur ki, boğulduktan sonra çadır önünde teşhir edilen Şehzade Mustafa`nın yüzü bembeyaz imiş. Ayaklarında kırmızı çizmeleri, kavuğunda da beyaz turna tüyü sokulu imiş.

Kanuni Sultan Süleyman`ın, Hurrem`in ihtirası ve Rüstem Paşa`nın hileleri ile boğdurttuğu Şehzade Mustafa`nın akıbeti Osmanlı halkında geniş yankı bulmuştur. Kanuni`nin süt kardeşi Mehmed Çelebi bu kararı dolayısıyla sultana çok ağır sözler söylemiş, padişahla araları açılmıştır. Her kesimden insanın sevdiği Şehzade Mustafa`nın boğdurtulması sebebiyle derin bir üzüntü ve ümitsizlik doğmuştur. Halk arasında uzun süre, "Umudumuz Mustafa ile söndü" sözünün söylendiği rivayet edilmektedir. Hatta, saraya gönderilen imzasız bir ihbar mektubunda, "keşke Mustafa öleceğine biz kırılsaydık" denilmiştir. Fakat olan olmuş, Şehzade Mustafa saray entrikalarına ve Rüstem Paşanın hilelerine kurban gitmiştir.

Şehzade Mustafa`nın öldürülmesi başlı başına hazin bir olay ve haksızlık olduğu kadar, Osmanlı tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Bedenen özürlü olan Şehzade Cihangir`in vefatı, Şehzade Bayezid`in babasına isyan ederek İran`a kaçması ve ardından da idam ettirilmesi sonrasında, sultan olması hiç beklenmeyen Şehzade Selim Osmanlı tahtına çıkmıştır. Osmanlı sultanı olmayı hakedecek donanımdan ve beceriden yoksun olan Sultan Selim ise, devleti yönetmek ve yeni fetihlere yönelmek yerine, saray eğlenceleri ile vakit geçirmiş, içki ve sefahat hayatına dalmıştır.

Yazının başına dönelim tekrar. Şöyle demiştik: "Tarihi bilmek, bugünü anlayıp yarını kurmak için mecburidir." Gerçekten de durum budur. Tarihin nasıl işlediğini, nerelerde hatalar yapıldığını, aynı hataları tekrarlamamanın lüzumunu iyi kavramak gerekir. Bu gereklilik, büyük iddialarla toplum karşısına çıkan, dünyaya nizam verme arzusunda olanlar için daha da önemlidir. Görüldüğü üzere, oğlu tahta geçsin diye ihtiras içinde yanan Hurrem, kendi düzeni bozulmasın diye her çeşit hileyi uygulayan damat Rüstem Paşa, Osmanlı`yı yıkacak bir teşebbüsün parçası olmuşlardır. Hurrem`in ve Rüstem Paşa`nın nasıl böylesine büyük bir hatayı işlediğini anlamak mümkün değil. Şehzade Mustafa`nın ne kadar iyi yetiştiğini, alimler, meşayıh, ordu ve halk tarafından ne kadar çok sevildiğini; lüks hayata düşkün ve toy Sarı Selim`den ne kadar üstün olduğunu niye göremedi Hurrem ve Rüstem Paşa? Göremediler çünkü, ihtiras ve kin gözlerini kör etmişti. Peki ya Kanuni, o neden kavrayamadı bunu? Kavrayamadı çünkü, Şehzade Mustafa`nın kendisini tahttan indireceğine inandırılmıştı. Oysa Şehzade Mustafa, ordunun, alimlerin, meşayihin ve halkın sevgilisi olan Mustafa, başına gelebilecekler kendisine haber verildiği halde babasının huzuruna çıkacak kadar emindi masumiyetinden.

Tarihi uzun kış gecelerini dolduran masallar olarak görmemek gerek. İnsanlar tarihi öğrendikçe bugünü daha iyi anlayabilirler. Yarını kurmanın tek yolu, tarihin gösterdiği ibretlerden ders almaktır.

Hurrem, Rüstem, Kanuni, Şehzade Mustafa ve dilsiz cellatlar. Siz o gün orada olsa idiniz, kimden yana olurdunuz? Şu kadarını söyleyeyim ki, ihtişamını her surette hürmetle andığımız, muhabbetle adını zikrettiğimiz ve yaşasaydık ordusunda nefer olmayı onur bileceğimiz Ulu Sultan Kanuni`nin her kararının haklı olmadığını tarih bize göstermektedir. Ve yine tarih bize göstermektedir ki, Kanuni`nin her kararını doğru bilmek, bu kararların her zaman Osmanlı`nın lehine olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen Kanuni`nin kararını onaylamak, Hurrem`in ihtirasına ve Rüstemin hilelerine destek olmaktır. Ben eğer o gün orada olsa idim, Şehzade Mustafa`ya hak verenlerden olurdum. Zira aksine davranmak, Şehzade Mustafa`yı boğan dilsiz cellatların yaptığıyla aynı olabilir.

Hiç yorum yok: