GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 3 Ağustos 2015 Pazartesi 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


Su uyur, Hulusi Akar!

Posted: 02 Aug 2015 04:21 AM PDT



Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) olağan toplantısı 3-5 Ağustos tarihlerinde yapılacak.

Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) olağan toplantısı 3-5 Ağustos tarihlerinde yapılacak. Terfi, emeklilik işlemleri ile disiplin cezalarının ele alınacağı toplantıda TSK'nın komuta kademesinde önemli değişiklikler yaşanacak.

YAŞ toplantısı, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında 3-5 Ağustos'ta gerçekleştirilecek.

Toplantıda, terfi sırasındaki albay, general ve amirallerin bir üst rütbeye yükseltilmesi, general ve amirallerin görev sürelerinin uzatılması, emeklilik işlemleri, disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle TSK'dan ayrılacak personel ile TSK'yı ilgilendiren diğer konular görüşülecek.

Genelkurmay Başkanlığı Karargahı Çakmak Salonu'nda gerçekleştirilecek toplantıya Başbakan Davutoğlu ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Atay ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile diğer YAŞ üyesi komutanlar katılacak.

Şura üyeleri, toplantı öncesinde ise Anıtkabir'i ziyaret edecek.

Şura kararları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayına sunulduktan sonra kamuoyuna açıklanacak.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Atay'ın görev süresi şura ile sona erecek.

TSK Personel Kanunu çerçevesinde Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanının görev süreleri bir yıl daha uzatılabiliyor.

Dört yıllık görev süresinin sonuna gelen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel'in emekli olmasıyla teamüller gereği Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akar'ın Genelkurmay Başkanlığına getirilmesi öngörülüyor.

ERKEN DEVİR TESLİM

Bu arada veda ziyaretlerine başlayan Genelkurmay Başkanı Özel'in bu yıl Yüksek Askeri Şura'nın hemen ardından ay sonunu beklemeden görevi teslim edeceği belirtildi.

Genelkurmay Başkanları'nın devir teslim törenleri genelde Ağustos ayının son haftasında yapılıyor. Orgeneral Özel'in ise görev teslimini 14 Ağustos'ta yapacağı bildirildi. Askeri kaynaklar bu tarihin özel bir anlam taşımadığına vurgularken Orgeneral Özel'in kişisel tercihi olduğunu, etik açıdan bu yöntemi uygulamayı tercih ettiğini kaydetti.

HULUSİ AKAR KİMDİR

Genelkurmay Başkanlığı'na atanması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar'ın özgeçmişi ise şöyle:

1972 yılında Kara Harp Okulundan ve 1973 yılında Piyade Okulundan mezun oldu.

1973-1980 yıllarında çeşitli birliklerde ve Kara Harp Okulunda Takım Bölük Komutanlığı ve Bilgi İşlem Subaylığı görevlerinde bulundu.

1982 yılında Kara Harp Akademisinden, 1985 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisinden, 1987 yılında Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetler Kurmay Kolejinden mezun oldu.

Genelkurmay Başkanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli karargâh ve birliklerde Harekât ve Eğitim Kısım Amirliği, İcra Subaylığı ve Şube Müdürlüğü görevlerini icra etti. Ayrıca, Kara Harp Akademisinde Öğretim Elemanlığı ve 1990-1993 yılları arasında Napoli / İtalya'daki Müttefik Kuvvetler Güney Bölge Komutanlığı Karargâhında İstihbarat Subaylığı görevlerinde bulundu. Orgeneral Akar, 1993-1994 yıllarında K.K.K Özel Kalem ve Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlükleri, 1994-1997 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü görevlerini yerine getirdi, 1997-1998 yıllarında Bosna-Hersek Türk Görev Kuvvet Komutanlığı görevinde bulundu.

1998 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiş ve bu rütbede 1998-2000 yılları arasında Tunceli/Hozat'ta İç Güvenlik Tugay Komutanlığı, 2000-2002 yılları arasında Napoli / İtalya'daki Müttefik Kuvvetler Güney Bölge Komutanlığı Karargâhı Plan ve Prensipler Başkanlığı görevlerini yürütmüş, 2002 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etti.

Tümgeneral rütbesiyle; 2002-2005 yılları arasında Kara Harp Okulu Komutanlığı, 2005-2007 yılları arasında Kara Harp Akademisi Komutanlığı görevlerini yaptı ve 2007 yılında Korgeneralliğe terfi etti.

Korgeneral rütbesiyle; 2007-2009 yılları arasında Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı, 2009-2011 yılları arasında 3'üncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu ve 2011 yılında Orgeneralliğe terfi etti.

2011-2013 yılları arasında Genelkurmay II'nci Başkanlığı görevini yürüten Orgeneral Akar, 03 Ağustos 2013 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı.

Genelkurmay Başkanlığınca İç Güvenlik Harekâtındaki başarılarından dolayı Üstün Cesaret ve Feragat Madalyasıyla ödüllendirilen Orgeneral Akar, ayrıca TSK Üstün Hizmet Madalyası ve TSK Şeref Madalyasıyla ile taltif edildi. Akar aynı zamanda Bosna-Hersek'te SFOR harekâtındaki görevinden dolayı ABD Liyakat Madalyası ve Kore Cumhuriyeti Milli Güvenlik Liyakat Madalyası sahibi.

Orgeneral Hulusi Akar, Şule Akar ile evli ve iki çocuk babası.

Akar eğer atanırsa 2019'a kadar Genelkurmay Başkanlığı görevinde kalabilecek.

ABD'DEN ÖVGÜ

18 Ekim 2012'de Amerika'nın Ankara Büyükelçiliği tarafından hazırlanmış bir belgede Amerikalılar Orgeneral Hulusi Akar'dan da söz ediliyordu:

Söz konusu belge, Amerikan Genelkurmay İkinci Başkanı Oramiral James Winnefeld'in o ay Türkiye'ye yapacağı ziyaret öncesi hazırlanmıştı.

Ve Amerikalı komutana Türkiye'deki durumla ilgili genel bir değerlendirme sunulmuştu.

Winnefeld'in bir araya geleceği mevkidaşı Akar için ise aynen şunlar yazılıydı:

"Sizin asıl muhatabınız, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, harika İngilizce konuşuyor, parlak ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki çalışmalara ve gelişmeye tamamen hâkim. (…)"

Geleceğin genelkurmay başkanını akrabası anlatıyor

Gazeteci-Yazar Yavuz Selim Demirağ, "İmamların Öcü - Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Cemaat Yapılanması" isimli kitabında önümüzdeki dönemde Genelkurmay Başkanı olması beklenen Orgeneral Hulusi Akar'dan da söz ediyor.

Akar'ın uzaktan akrabası olduğunu yazan Demirağ kitapta, "TSK'daki paralel devlet yapılanmasındaki araştırmaların çoğunluğunda yollar Hulusi Akar'ın kavşağında birleşiyor. Oysa Hulusi Akar bu satırların yazarının hemşerisi ve dolaylı akrabasıdır. Onun adını ilk kez Kara Harp Okulu Komutanlığı'na atandığında duydum. Rahmetli babamın halasının oğullarından İzzet Ünal, generalliğe terfisinde Akar'dan bahsetmişti. Ünal ile akrabalık ilişkilerimiz düğün, bayram ve cenazelerde bir araya gelmenin ötesine geçmediği için fazla bir samimiyetim yoktu. Bu yüzden Ünal, aynı zamanda kayınbiraderi olan Akar'ın Harp Okulu Komutanlığı'ndan sonra yolunun hızla açılacağını söylediğinde fazla kulak asmamıştım" ifadelerini kullanması dikkat çekiyor.

Demirağ, Hulusi Akar'ın harp okulu zamanında arkadaşları tarafından "Su uyur, Hulusi Akar" diye anıldığını da aktarıyor. "Akar, Harbiye'de öğrencilerin sosyal etkinliklerini ve özel hayatlarını mercek altına almıştı. Askeri okulların kültüründe en büyük suç sayılan 'ispiyonculuk' neredeyse teşvik edilir hale geldi. Akar öylesine 'seri' çalışıyordu ki öğrenciler aralarında 'Su uyur, Hulusi Akar' diye şakalaşıyorlardı" cümleleriyle bu durumu aktaran Demirağ, Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı'na getirilmesi arifesinde ortaya çıkan ordudaki Cemaatçi yapılanmaya ilişkin ipuçlarına da yer veriyor.

Demirağ konuyla ilgili "İmamların Öcü" adlı kitabında şu ifadeleri kullanıyor:

"Harp Okulu'nda Öğrenci Alay Komutanlığı son derece stratejik bir görevdir. 1981 mezunu olan Sadık Üstün Albay beklendiği gibi generalliğe terfi edemedi. Bu durumun sorumlusu olarak Yaşar Büyükanıt, Ergin Saygun ve İlker Başbuğ'u gördüğü bilinen Sadık Albay, emekli olmasına rağmen Hulusi Akar ile irtibatını hiç koparmadı. Akar'ın Hasdal Askeri Cezaevi'nin de sorumluluk alanında bulunduğu 3. Kolordu Komutanlığı sırasında emekli Albay Sadık, Kolordu karargâhında saatlerce Akar ile bir araya geliyordu. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğu elbette bilinmiyor ama bir korgeneralin makamında emekli bir albayla saatlerce sık sık görüşmesinin teamüllere uygun olduğunu söylemek mümkün değil. Sadık Üstün gibi Kara Harp Okulu'nda Öğrenci Alay Komutanlığı yapıp da generalliğe terfi etmeyen bir albay yoktur. Hilmi Özkök de benim Harp Okulu Alay Komutanım idi ve general olacağını öğrenci olarak biz bile bilirdik. Üstün için devre arkadaşları olan 1981'liler, 'Halen imamların peşindedir' diyor."

AKAR'IN DÖNEMİNDE ALEVİ OLDUKLARI İÇİN ELENDİLER

Demirağ, Hulusi Akar'ın komutanlığı döneminde yapılan Sözleşmeli Subay eğitimi Sınavları'nda bazı personellerin Alevi olduğu gerekçesiye elendiğini de iddia ediyor.

Demirağ bu iddiayı "Sözleşmeli subaylar Harp Okulu yerine sivil üniversiteleri bitiren çeşitli mesleklerdeki personelden oluşur. Yazılı ve mülakat sınavlarından sonra kabul edilerek eğitimden geçirilirler. Akar'ın komutanlığındaki sınavlarda birçok sözleşmeli subayın yazılı sınavları geçtikleri halde mülakatlarda 'Alevi oldukları gerekçesiyle' elendiklerini de belirteyim" ifadeleri ile dile getiriyor.

AKAR'IN YANINA ATANAN İMAM HATİPLİ KİM

Kitapta Hulusi Akar'ın ilerleyen yıllarda özel kalemi görevini yürütecek Ahmet Erdoğan'dan da şöyle bahsediliyor:
"Ahmet Erdoğan 1986 yılında Tokat İmam Hatip Okulu'ndan sivil liseye geçti. Daha sonra askeri liseye giren Erdoğan, Harp Okulu'ndan 1994 yılında mezun olup akademiyi bitirdiği yıl, 3. Kolordu Komutanı Hulusi Akar'ın 'icra subayı' olarak görevlendirildi. 'İcra subaylığı' bir nevi 'özel kalem' ya da 'emir subaylığı' niteliğindedir. Komutanın bütün irtibatlarını ayarlayan Ahmet Erdoğan'ın akademiden yeni mezun olmuş bir kurmay subay olmasına rağmen buraya atanması hakikaten ilginçtir. Teamüllere göre akademiden yeni mezun subay kıtada 'tabur komutanlığına' tayin edilir, yani araziye çıkar. Oysa Erdoğan, nokta tayiniyle Akar'ın yanı başında görevlendirilmiştir."

3 şehit 38 yaralı

Posted: 02 Aug 2015 04:11 AM PDT



PKK, Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'ne bağlı Karabulak Jandarma Komutanlığı binasına 2 ton bomba yüklü traktörle intihar saldırısı düzenledi. Saldırıda, 2 asker şehit düştü, 31 asker de yaralandı. Mardin'in Midyat ilçesinde ise askeri aracın geçişi sırasında PKK'lıların yola önceden döşediği mayın patladı. Olayda bir asker şehit olurken, 7 asker de yaralandı.

Doğubayazıt'a 15 kilometre uzaklıkta Iğdır karayolu kenarında bulunan Karabulak Jandarma karakol binasına bugün saat 03.00'te 2 ton bomba yüklü traktörle yapılan intihar saldırısı düzenlendi.

İntihar saldırısını düzenleyen teröristin kimliğinin tespit edilmesine çalışılıyor.

MARDİN'DE MAYINLI SALDIRI

Mardin'in Midyat ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında PKK'lıların yola önceden döşediği mayın patladı. Olayda bir asker şehit olurken, 7 asker de yaralandı.

Midyat'ın Gelinkaya Mahallesi mevkisinden geçen Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı'nda güvenliği sağlayan askeri aracın geçişi sırasında, PKK'lı teröristlerin yola önceden döşediği mayın patladı. Olayda bir asker şehit olurken, 7 asker de yaralandı. Yaralı askerler önce Midyat Devlet Hastanesine oradan da Mardin'deki tam teşekküllü hastaneye sevk edildiler. PKK'lıların etkisiz hale getirilmesi için bölgede operasyon başlatıldı.

TSK'DAN AÇIKLAMA

TSK tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

"01 Ağustos 2015 günü Mardin / Midyat ilçesi Şenkaya Mahallesi mülki sınırları içerisindeki Botaş boru hattının emniyeti maksadıyla 22.50-23.05 saatleri arasında yol emniyeti ve kontrol devriyesi yapıldığı esnada Bölücü Terör Örgütü mensubu bir grup terörist tarafından el yapımı patlayıcı ve uzun namlulu silahlar ile saldırıda bulunulmuştur. Devriye unsurları tarafından saldırıya anında karşılık verilmiştir. Silahlı saldırı sonucunda el yapımı patlayıcının infilakı nedeniyle Kahraman bir askerimiz şehit olmuş, yedi personelimiz yaralanmıştır.

02 Ağustos 2015 günü saat 03.00 sıralarında Ağrı / Doğubayazıt ilçesi Karabulak Jandarma Karakol Komutanlığı nizamiyesinde Bölücü Terör Örgütü mensubu bir grup terörist tarafından patlayıcı madde yüklü traktör patlatılmış ve uzun namlulu silahlar ile saldırıda bulunulmuştur. Saldırı sonucunda Kahraman iki askerimiz şehit olmuş, dördü ağır olmak üzere 31 askerimiz yaralanmıştır.

İnsanlıktan nasibini almamış caniler tarafından adice ve kalleşçe gerçekleştirilen bu saldırıları şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet, kahraman şehitlerimizin değerli ailelerine, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımıza, Yüce Milletimize başsağlığı ve sabır, saldırıda yaralanan personelimize de acil şifalar temenni ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Dershanelerin geleceği ne olacak?

Posted: 02 Aug 2015 04:07 AM PDT



Anayasa Mahkemesi'nin kararının ardından dershane yöneticileriyle buluşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "Dershaneyi unutun, kurs açın. Kurslarda 3 ders olacak. Mezun öğrenciler, temel liselerin açacağı kurslara gidebilecek" dedi.

Habertürk'ten Pervin Kaplan'ın haberine göre; Anayasa Mahkemesi'nin dershanelerin özel okula dönüşmesiyle ilgili iptal kararının gerekçesini açıklamasının ardından "Dershanelerin geleceği ne olacak?" tartışmaları da başlamıştı. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve bürokratları, dershane sektörünün temsilcileriyle önceki gün buluştu ve kendilerine üzerinde çalıştıkları yönetmeliği anlattı. İşte "dershane dönüşümünün" ayrıntıları:

DERSHANEYİ UNUTUN: Artık dershaneyi unutun. Dershane olmayacak. Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla birlikte zaten dershane kavramı da yasadan çıkmış oldu. Bundan sonra dershaneler kapanacak.

3 DERSTEN KURS AÇIN: Adına dershane denilmeyecek, "takviye kursları" olacak. Ancak her kursta sadece 3 dersten "takviye" verilecek. Kurslar ancak "matematik", "fizik" "kimya" gibi 3 ders seçecek ve sadece bu derslerle ilgili özel ders verebilecek.

TEMEL LİSE SÜRECEK AMA: Temel liseler devam edecek, kayıt almayı sürdürün. Bu liselerin kalıcı olup olmayacağı belli değil ama 4 yıl sonra kapatılacaklarına ilişkin bir karar da verilemedi. Mezun öğrenciler temel liselerin açacağı hazırlık kurslarına gidebilecek. Bu kurslar hafta sonları ve ücretli olacak. Temel liselerin kendi öğrencileri ise akşam kurslarına katılacak. Bu kurslar onlara ücretsiz olacak. Dershane yöneticileri temel liselerde dershanelerde olduğu gibi "paket" hazırlık kursları yapmayı istedi ancak "Diğer açılacak kurslara haksızlık olur, siz de 3 dersten açın" denildi.

ETÜT MERKEZİNDE YAŞ SINIRI: Etüt merkezlerine 12 yaşın üzeri öğrencilerin gidemeyeceğine ilişkin yasa da iptal edildi. Bu merkezlere en fazla 6. sınıf öğrencileri gidebilecekti. Bu durumda ilk ve ortaokul öğrencileri de gidebilecek. Ancak bu merkezlerde "sınava hazırlık" diye bir program olmayacak. Merkezler ödevlere yardım edecek.

KOTA ARTIRILACAK: Temel liseler her sınıfa toplam öğrenci kontenjanının yüzde 30'u kadar öğrenci alabilecekti. Bu kotanın gerekçesi temel liselerin 11. ve 12. sınıf öğrencilerini almasını önlemekti. Bu kota yeniden düzenlenecek, artırılacak.

Taliban’ın yeni lideri Molla Ahtar Mansur, “cihadın devam edeceğini” açıkladı

Posted: 02 Aug 2015 04:03 AM PDT



Taliban'ın yeni lideri Molla Ahtar Mansur, Afganistan'a şeriat gelinceye kadar "cihadın devam edeceğini" açıkladı.

Kararların şeriat çerçevesinde alınacağını bildiren Mansur, buna şu anda hükümetle devam ettirilen barış görüşmelerin de dahil olduğunu açıkladı, örgüt hakkında çıkan söylentilere prim verilmemesi çağrısında bulundu.

Molla Ahtar Mansur, önceki lider Molla Ömer'in sağken kendisine tüm yetkilerini verdiğini ve onun talimatı üzerine liderlik yaptığını belirterek, örgütün birlik mücadelesini ne pahasına olursa olsun sürdüreceğini açıkladı.

Amerika'nın Sesi'ndeki habere göre; Molla Ahtar Mansur'un sözünü ettiği "söylentiler", Taliban liderliğine getirilmesiyle ilgili olarak örgüt içinde rahatsızlık oluştuğu yönünde.

Öte yandan Hakkani şebekesinin kurucusu Celalettin Hakkani'nin de öldüğü yönündeki iddia, Taliban tarafından reddedildi. Hakkani'nin oğlu Siracettin Hakkani, Taliban'a yeni lider seçilen Molla Mansur'un yardımcılarından biri olmuştu.

Amerika'nın Sesi ve diğer haber kuruluşlarına Peştu dilinde gönderilen yazılı açıklamada, Taliban sözcüsü Zebihullah Mücahit, Celalettin Hakkani'nin rahatsızlık geçirdiğini doğruladı, ancak tamamen iyileştiğini belirtti.


ÖLÜM VE SONRASI…

Molla Ahtar Mansur, Molla Muhammet Ömer'in ölümünün açıklanmasından sonra Taliban liderliğine getirildi. Taliban yeni doğrulasa da, Molla Ömer'in iki yıl önce ölmüş olabileceği iddia ediliyor.

Molla Ömer'in ölümünü Taliban'dan ayrılan grubun lideri Fiday Mahaz açıklamıştı. Ancak Fiday Mahaz, Molla Ömer'in zehirlenerek öldüğünü öne sürüyor.

Taliban bu iddiaları yanıtlamadı.

Amerika, Taliban'ın yeni liderlerine, Kabil hükümetiyle yürütülen barış görüşmelerine devam etme çağrısında bulundu, bunun "gerçek barış" vaat ettiğini savundu.

Amerika'nın Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Daniel Feldman, Molla Ömer'in ölümünün açıklanmasından sonra iptal edilen barış görüşmelerinin yeniden başlaması çağrısında bulundu.

Dün Pakistan Genelkurmay Başkanı Rahil Şerif'le bir araya gelen Feldman, bu ülkenin Afgan hükümetiyle Taliban'ı bir araya getirme çabalarını övdü.

AKP Cemaat kavgası, Kütahya'da cami kapattırdı

Posted: 02 Aug 2015 04:00 AM PDT



Kütahya valisi Şerif Yılmaz'a bir vatandaşın caminin neden kapatıldığını sorması üzerine vali Yılmaz, "Kapatılan camide İsrail uşaklığı öğretiliyor, ben kapattım. Ona söyleyin. Hainlerin tüm müesselerini kapatırım, kapatacağım" dedi. Söz konusu caminin Cemaat'e yakın bir vakfa ait olduğu iddia edildi.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Kütahya'da Cuma namazı için gittiği Ulu Camii'nde namaz çıkışı bir vatandaşın "Sayın bakanım, Kütahya'da 36 yıllık camiyi neden kapattınız?" sorusu ile karşılaştı. Bunun üzerine Kütahya Valisi Şerif Yılmaz devreye girerek "Kapatılan camide İsrail uşaklığı öğretiliyor, ben kapattım. Ona söyleyin. Hainlerin tüm müesselerini kapatırım, kapatacağım" dedi. Valinin bu açıklaması üzerine soruyu soran vatandaş arkasına dönerek "Kim İsrail uşağıysa Allah belasını versin" ifadelerini kullandı.


Bakan Veysel Eroğlu ise AKP'nin cami kapatmadığını, camideki cemaati rahatsız etmemek için konuyu dışarıda konuşmalarının daha uygun olacağını söyledi. Bakanın açıklamalarından sonra Kütahya Valisi Şerif Yılmaz, "Hainlerin ocağının hepsini kapatacağız" dedi.

Cami çıkışında soruyu soran kişi emniyet tarafından kimlik kontrolünden geçirildi.

Aleviler IŞİD nöbeti tutuyor

Posted: 02 Aug 2015 03:56 AM PDT



CHP'li Umut Oran, 25 yıldır yakından bildiği Adıyaman'a yaptığı son ziyarette bölgede herkesin bildiği ancak "Aman Adıyaman'ın adı lekelenmesin" denilerek gizlenen IŞİD gerçeğine dair bazı çarpıcı gelişmeleri, ekonomik göstergelerle birlikte rapor haline getirerek kamuoyuna açıkladı.

CHP'li Umut Oran, 26-27 Temmuz 2015'te Adıyaman'a yaptığı ziyarette halkın, partililerin IŞİD ile ilgili sıkıntılarını dinleyip, gizlenen bazı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Gözlemlerini hükümet nezdinde takip edilmesi için CHP Grup Başkanvekillerine de gönderen Umut Oran, konuyla ilgili yazılı basın açıklaması da yaptı. Oran'ın açıklaması şöyle:

ALEVİ YURTTAŞLARIMIZ AYLARDIR IŞİD NÖBETİ TUTUYOR

Adıyaman'da 26-27 Temmuz'da yaptığım temaslar sonucunda acı bir gerçek ile karşı karşıya kaldım: IŞİD Adıyaman için gerçekten de çok büyük bir tehdit. Merkez dışında dağlarda, yaylalarda yaşayan Adıyamanlılar, özellikle Alevi yurttaşlarımız evlerinin önünde, köylerinin dışında gece gündüz nöbet tutuyorlar. Üstelik bu yeni bir durum değil aylardır olabilecek bir IŞİD baskınına karşı bu şekilde yaşıyorlar.

6 AYDIR SÜREN GİZLİ SORUŞTURMA NEDEN BİTİRİLEMİYOR?

Alevi vatandaşlarımız bu kaygılarını bir yılı aşkın bir süre önce Adıyaman'ın güvenliğinden sorumlu olan kamu görevlilerine ve seçilmiş il yöneticilerine aktarıyor. Yine bu vatandaşlarımız IŞİD'in tuzağına düşürdüğü kendi yavrularını dahi ihbar ediyorlar, ama nafile kimseden 'tık' yok. Sanki yukarıdan IŞİD'i 'görme', 'duyma' 'konuşma' şeklinde emir gelmiş tüm kamu görevlileri de buna uyuyor gibi. Yeri gelmişken soralım Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı'nda 6 aydır devam eden ve 200'ü aşkın şüphelisi bulunan gizli bir soruşturma olmasına rağmen neden iddianame bir türlü hazırlanamamaktadır?

AMAN ADIYAMAN'IN İSMİ LEKELENMESİN!

Güya ülkeyi yönetenler böylelikle IŞİD'i koruyup kollarken, vatandaşı da "Adıyaman'ın ismi IŞİD ile anılmasın, Adıyaman'ın ismi lekelenmesin" yalanıyla baskı altına almaya çalışıyorlar. Peki, isimleri, yaşamları, gelecekleri lekelenen beyinleri çelinen gençlerimiz ne olacak, ya da hayatları kararmış, umutları sönmüş, gözü yaşlı aileleri ne yapacak?

EMNİYETE 18 AİLE BAŞVURDU, AMA NAFİLE

Özellikle 2013 yılından bu yana Adıyaman'da 200'ün üzerinde gencin IŞİD terör örgütüne katıldığı belirtilmektedir. Diyarbakır bombacısı Orhan Gönder'in ailesinin 2014 yılı haziran ayında emniyet müdürlüğüne bizzat çocukları hakkında şikâyetçi olmasına rağmen salıverilmesi gibi birçok örnek var. Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğüne çocuklarının kayboldukları iddiası ile 18 aile müracaatta bulunmuş, bu ailelerin taleplerinin gereği de yapılmamıştır. IŞİD'e eleman sağlayan kişilerin kimler olduğunu aileler çok iyi biliyor açık kimlikleriyle emniyete bildiriyorlar fakat bunların hiçbiri yine önlenmiyor. Adıyaman Merkez İlçeden, Samsat ilçesi Bağarası Köyünde, Kâhta İlçesi Gülveren Köyünden, Çelikhan İlçesinden katılımların olduğunu sağır sultan bile duydu, bunları önlemek çok mu zor?

GECELERİ GİZLİ DEFİN YAPILIYOR

İŞID'e katılan ve Suriye'deki çatışmalarda öldürülenlerin geceleri Adıyaman'da gizlice defnedildiğini ildeki herkes biliyor. Böyle bir durum yetkililerin bilgisi onayı dışında yapılabilir mi?

ÖNCE 6 BİN DOLAR SONRA 1200'ER DOLAR DAHA

Örgüte çocukları katılan aileler ile yapılan görüşmeler sonucunda örgütün çok rahat bir şekilde çocuklara ulaştığı, devşirme sürecini aleni bir şekilde yaptığı ortaya çıkmaktadır. Örgütün eleman devşirmede değişik taktik ve yöntemler kullandığı belirtilmektedir. Bunlardan bir tanesi para vaadidir. Örgüt elemanları başlangıçta 6 bin Amerikan doları, daha sonra ise 1.200 Amerikan doları vererek gençleri kandırmaktadır.

KAHVEHANELER IŞİD KARARGAHI

Kent ekonomisi olmadığı için Adıyaman'da işsiz gençler ve mevsimlik çalışıp yılın büyük bölümünde boş duranların daimi mekânları olan kahvehane ve çay ocakları, İldeki tüm işyeri sayısını ikiye katlamış durumda. Bu mekânlar, IŞİD vb. radikal örgütlere eleman temin eden odakların da yoğun faaliyet gösterdiği yerler.

2 Ağustos Dünya Çingene Soykırım günü

Posted: 02 Aug 2015 03:54 AM PDT



Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı, 2 Ağustos'un "Dünya Çingene Soykırım günü" olduğunu belirterek Nazi Almanyası'nda 500 binden fazla Çingene'nin fırınlarda yakıldığını, tıbbi deneylerde kullanıldıklarını ve aç bırakılarak yok edildiklerini belirtti.

Turan Şallı'nın "2 Ağustos Dünya Çingene Soykırım günü" nedeniyle yaptığı açıklama şöyle:

"2 Ağustos Dünya Çingene Soykırım günüdür. Nazi Almanya'sında kendilerine özgü yaşamları, dili, kültürü, ve toplumla uyum sağlayamadığı gerekçesi altında bir anlamda "katli vaciptir" anlayışı ile 500 binden fazla Çingene (Zigeuner ) gaz odalarında, fırınlarda yakılarak, tıbbi deneylerde kullanılması, aç bırakılmaları suretiyle yok edilmişlerdir.

2.Dünya Savaşında katledilen ırk olarak genelde Yahudiler bilinir. Çingeneler kendi aralarında örgütlü bir yapı kuramadığından Çingene Soykırımı: PORRAJMOS-(çingenece 'parçalanmak') Çingenelerce yeterince gündeme getirilemedi. Yahudiler, Alman Devletinden tazminat almalarına karşın, Çingeneler bu hakkını kullanamadı. Tarihin geçmiş sayfalarında sadece Almanya'da soykırıma uğramamışlardır. İngiltere, İsveç'te 1500 yıllarında insanlık dışı uygulamalara maruz bırakıldığı, Çingeneleri asma kanunları olduğu bilinmektedir. Yani bir Çingene'yi asıp öldürmek suç değildi.

Yüzyıllarca göçebe bir yaşam sürdürmelerinden dolayı yazılı bir dili olmadı. Eğitimsiz oluşları, yaşam kültürü diğer toplumlar arasında kabul görmedi. Gittikleri her yerden başka bir yere sürüldüler. Gitmeyenlere işkence... Sindirilmiş, yeryüzünün çaresizleri, esmer tenli insanları karanlık kaderlerine terk edildiler.

Vatanları hiç olmadı. Halk arasında buçuk millet olarak anıldı.

Çingenelerin hiçbir zaman devlet kurma düşünceleri olmamıştır. Türkiye'de olduğu kadar Avrupa topraklarında da ayrımcılık devam etmektedir. Çingeneler tanımlanamayan UFO gibidir. Dünyanın her yerinde ayrı bir isimle adlandırılır. Köklerimizin Hindistan olduğu yazılıdır.

ÇİVİYİ YAPANIN SUÇU VAR DA ÇARMIHA GERENİN HİÇ Mİ SUÇU YOK

Rivayet derki: "İsa'yı çarmıha geren çivileri Çingeneler yapmıştır." İşte bu yüzden lanetlenmiştir Çingene ırkı. "Yerleri, yurtları olmasın. Ülkeler, şehirler, dağlar, tepeler onları kabul etmesin. Bir yere ait olamasınlar, nesiller boyu dolanıp dursunlar" diyen ağır bir lanettir bu.

Rivayete baktığımızda durumun vahameti bugün ortada. Çiviyi Çingeneler yapmışsa yüce Rabbimizin verdiği güç ve akılla yaptık. Çingeneler hazreti İsa'yı çarmıha germedi. Çiviyi yapanın suçu var da, çarmığa gerenin hiç mi suçu yok?

Katledildik, yok edildik. Günahı boyunlarında kaldı. Çingenelere olduğu kadar yapılan tüm soykırımları kınıyoruz.

Çingenelerin kendilerine özgü yaşamları garipsenmekte, gülümsemekten öte geçmemesine rağmen Allah bizi bu topraklardan ayırmasın.

Turan Şallı

Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı"

Hüzünlü Kent: Antakya

Posted: 02 Aug 2015 03:21 AM PDT



Suriye iç savaşı beşinci yılını doldurdu. Bizler savaşı; sığınmacılarla, dünyanın değişik yerlerinden gelmiş kökten dinci teröristlerin sokaklarında, çarşılarında dolaştığı, hastalarının tedavilerinin yapıldığı, mahallelerinde sığınmacı gettolarının oluştuğu bir kentte yaşıyoruz. Başka bir değişle hüzünlü kent Antakya'da...

Bir kent hüzünlenir mi? Bir kentin hüzünlendiğini geçen beş yıl içinde yaşayarak tanıklık ettik. "Medeniyetlerin şehri", "Barış, hoşgörü, birlikte yaşamanın" örneği olarak sunduğumuz kent, adım adım sevgiden, barıştan uzaklaştı. Böyle sürerse birlikte yaşamaktan da uzaklaşacak. Evlerine kapanan hemşerilerinin yükselen çığlıklarına duymazdan gelecek, hüznünün yüreğinin derinliklerine akmasına izin verecek.

Hüzünlü Antakya'yı anlatmak kolay değil. Yaşanan iç savaştan en çok etkilenen kentlerin başında geliyor. Sınırımız iç savaş öncesi sanal bir niteliğe sahipti. Karşı tarafta dostlarımız, sevgililerimiz, akrabalarımız bulunuyordu. Akşam gezmelerine gidecek kadar yakın hissediyorduk. Bir sabah emperyalistler ve Neo-Muaviyeler ortak savaş başlattı. Uyandığımızda kapımızın önünde binlerle ifade edilen Suriyeli hemşerilerimizi gördük. Bugün BM verilerine göre Hatay'da beş kampta 15.404 sığınmacı yaşamakta. Kamp dışında yaşayanların beş yüz-altı yüz bin kişi olduğu sanılıyor. Büyük çoğunluğu çocuklar ve kadınlar. Her sokak başında dilenen, parklarda günlük yaşamını sürdüren, pazarda bir şey satmak için uğraşan…

Antakya'yı hüzünlendiren etkenlerin başında kenttin demografik yapısının bir taraf (etnik/mezhep) lehine bozulmasıdır. Türk, Alevi Arap, Sünni Arap, Kürt ve Hristiyan Arap nüfus arası kurulan iç dengenin/üretilen yaşam kültürünün aşınıyor olması kaygılara neden olmakta. İşsizlik ve yoksulluk derinleşti. İç savaş başlamadan önce yüzlerle ifade edilen yurttaşlarımız günü birlik "gel/git ekonomisi" yaparak geçimlerini sağlıyorlardı. Orta ölçekli ticari taksi işletmeciliği başta olmak üzere değişik bağlantılı işkolları gelişmişti. Bunlar ortadan kalktı. Bölgenin ana uğraşı olan taşımacılık/transit geçişler durdu. Kentimizin savaşın parçası olarak görülmesi nedeniyle iç ve dış turizm azaldı. Sığınmacılar açtıkları iş yerlerinde kayıt dışı çalışarak (vergi, bağkur, diğer harçlardan yoksun) esnafımız/sanatkârlarımızla haksız rekabet etmeleri gerginlik yaratıyor. İşverenlerin sığınmacıları ucuz emek kaynağı olarak görmeleri, emeğin değerini aşındırdı. Emek sömürüsü derinleşti, sosyal güvenlik dışı çalışma yaygınlaştı.

Sokaklarında, parklarında, çarşılarında güven içinde dolaşılamayan bir kent olduk. Mahalle içlerinde sığınmacı "gettolarının oluşması, yan komşunuzun uyuyan terör hücresi olduğunu bilmek korku/endişe yayıyor. Arkanıza takılan dilencinin isteğini yerine getirmediğinizde küfretmesi, çekiştirerek rahatsızlık vermesi sıradanlaştı. Sığınmacılar ve yerel halk arasında adli vakalar sürekli artıyor. Parklarda, köşe başlarında "fuhuş" pazarlığını her an tanıklık edebilirsiniz. Kadın ve çocuk istismarı yoğunlaştı. İkinci, üçüncü eş olarak gayri resmi evliliklerin sayısında artış yaşanıyor.

Antakya'nın hüznü son Silopi kırımı ile arttı. Mahallerinde yüzlerle ifade edilen uyuyan IŞİD hücreleri olduğunu, sokaklarında canlı bombaların dolaştığını bilerek yaşamak kolay değil. Barış istiyoruz. Zenginliğimizi yeniden üretip komşularımızla paylaşmak, akşam gezmeleri yaparak birlikte "çiğdem çitlemek" istiyoruz. Bunu başaramazsak hüzünden "ince hastalığa" yakalanıp öleceğiz.


İrfan O. Hatipoğlu
Mustafa Kemal Üniversitesi

Makedonya'nın İncisi Ohri!

Posted: 01 Aug 2015 11:00 PM PDT

Ulusal eğitimciler, geçirdikleri güzel bir gecenin ardından, sabah kahvaltılarını aldıktan sonra, Makedonya'nın incileriyle meşhur, sadece Balkan ülkelerinden değil, Avrupa ve Asya ülkelerinden de turist çeken turizm merkezi Ohri'ye doğru yol aldılar.

Arnavutluk ve Makedonya sınır kapılarından geçildikten sonra, Ohri'de Makedonya Rehberi Cengiz Vata'yı aldık.

Resneli Niyazi'nin yaptırdığı, fakat içinde yaşamasının en yakın adamı tarafından katledilmesi nedeniyle mümkün olmadığı, konağı ziyaret edildi.

1906 yılında Selanik'te kurulan ''Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'' hücre örgütlenmesiyle Manastır kolunu oluşturarak, 1907 yılında Avrupa koluyla birleşerek ''Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'' adını aldı.

1908 öncesi ilk isyanı düzenleyen ve 1897 Yunan Muharebesi'ndeki cesaretiyle tanınan Resneli Niyazi'nin ''İttihat Terakki'ye'' kaydı bizzat Enver Paşa tarafından yapıldı.

Bölgede sevilmeleri nedeniyle Resne'ye Niyazi Bey, Ohri'ye Eyüp Sabri Bey, İttihat Terakki tarafından komutan olarak atandılar.

Niyazi Bey çetelere karşı savaşırken, Eyüp Sabri Bey örgütlenme işini yürüttü. Bu nedenle Ohri, Manastır vilayetinde en güvenilir ve en örgütlü yer olmuştur.

Resne'den, Atatürk'ün askeri idadiyi okuduğu Manastır'a geçildi. Atatürk'e aşık olan Eleni'nin mektubunu Zeynep Demiryürek okudu. Herkesi duygulandıran mektup, büyük alkış aldı.

Şarkıda adı geçen Manastır'ın ortasındaki havuz ve çeşme, ziyaret edildi Atatürk'ün yolunu gözlerken Eleni'nin çıktığı balkon ve evin fotoğrafı çekildi. Ohri'ye dönüldü.

Ohri Gölü 1979, kent 1989 yılında Unesco Dünya Mirasları Listesi'ne alındı. 6000 yıllık tarihe sahip kent M.Ö 4. Yüzyılda 2. Flip'in egemenliğine geçti. 990-1015 arası 1. Bulgar Devleti'nin başkenti oldu. 997-1018 Rahip Clemens ve Naum tarafından hiristiyanlık merkezi haline getirildi. 1797 yılına kadar bağımsız piskoposluk olarak varlığını sürdürdü. 1385 yılında Osmanlı egemenliğine giren kent, 1912 yılında Osmanlı'dan kopmuştur.

Yılın her günü ayrı bir kilisede ibadet etmek için 365 kilise yapıldığı söylenir. Ohri slavlar için önemli olan Kril Alfabesi'nin doğduğu kenttir. Osmanlı'dan kalma Safranbolu evlerine benzeyen konutlar, koruma altındadır.

Şehri tepeden görmek için Kale ziyareti yapıldı. Elveda Rumeli dizisinin çekildiği yerler ziyaret edildi.

Alışveriş için gruba süre verildi. Gölde yetişen Pasita balığının pullarından elde edilen sıvının, sedef ile karıştırılmasından elde edilen incilerden grubumuz, Çeşme'de yazlığı bulunan Nazlı Hanım'ın dükkanından edindi.

Göl kenarındaki otelde, bir sonraki gün ziyaret edilecek olan Üsküp için dinlenmeye geçildi.






Haber : Osman Gazi OKTAY
Fotoğraf : Cengiz OKTAY

Hiç yorum yok: