Sözcü Haber |
- Ölü bebeği 60 yıl karnında taşıdı
- KPSS'deki merkezi yerleştirme kadrolarını Başbakan'a sordu
- Demirtaş’tan AB ve NATO‘ya çağrı
- İran’la serbest bölge kuruluyor
- Bakan Avcı'dan "dershane" açıklaması
- Cüneyt Özdemir Kanal D Haber’deki görevinden ayrıldığını duyurdu
- Şehidin baba ocağına ateş düştü
- Erken seçim yakın
- Türk halkı AB ülkelerinden 2-3 kat daha pahalı et yiyor
- IŞİD Türkçe bilen canlı bomba arıyor!
- Fethullah Gülen cemaate "silahlanın" talimatı mı verdi?
- Atama için başvuru tarihi 31 Ağustos
- Hiroşima kurbanları 70. yılında anıldı
- Çanakkale Kara Savaşı'nın 100. yılı
- MHP'li seçmenin yüzde 3'ü oyunu HDP'ye verdi
- Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası izleyiciyle buluşacak
- Terörle mücadeleyi yürütecek ‘Bora Tugayları’
- Kadına karşı şiddet suçu işleyenler için caydırıcı cezalar olmalı
- Hulusi Akar'ı bir de benden tanıyınız
| Ölü bebeği 60 yıl karnında taşıdı Posted: 07 Aug 2015 05:00 PM PDT 91 yaşındaki Estela Melendez geçtiğimiz Ocak ayında eşini kaybetti. 74 yıl boyunca evli kalmalarına rağmen, en çok istedikleri şey yani bir çocukları hiç olmamıştı. Ya da en azından yaşlı kadın böyle sanıyordu. 7 Ağustos 2015 Doktorlar bile inanamadı Melendez, karın ağrısı ve şişkinlik ile doktora gidince doktorlar bir çeşit tümörden şüphelendi. Ancak röntgende çıkan görüntü uzmanları önce panikletti kısa bir süre sonra ise tümörün aslında Melendez'in karnında 60 yıldan daha fazla süredir bulunan bir fetüs olduğu belirlendi. 60 YIL BOYUNCA FETÜS İLE YAŞADI Estela Melendez, 60 yıl önce hamile kalmış ama bunu hiç farketmemişti. Daha sonra bebeği rahminde ölmesine rağmen yaşlı kadın yıllarca bununla yaşadı. GENEL ANESTEZİ BEBEĞİ BIRAKMAKTAN DAHA ZARARLI Melendez ise karnındaki şişliğin nedeninin bebek olduğunu öğrendikten sonra alınmasını istese de uzmanlar o yaşta bir kadına genel anestezi yapılmasının bebeğin orada kalmasından daha fazla zarar verebileceğini söylüyor. |
| KPSS'deki merkezi yerleştirme kadrolarını Başbakan'a sordu Posted: 07 Aug 2015 03:00 PM PDT CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, KPSS'deki merkezi yerleştirme kadrolarını Meclis gündemine taşıdı. Gök, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na sunduğu soru önergesinde, "Yaklaşık 3,5 Milyon adayın girdiği KPSS sonuçlarına göre merkezi yerleştirmeye sadece 3.850 kadro bırakılmış olmasını doğru ve yeterli midir?" diye sordu. CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Meclis'e sunduğu soru önergesinde, "Halen bazı kurumlarda uygulanmakta olan yazılı ve/veya sözlü sınav ile personel alımı yapılmak suretiyle KPSS'den yüksek puan alan adayların yerine, sözlü sınavda başarılı sayılan adayların atamasının yapılıyor olması, KPSS'ye hazırlanmış ve yüksek puan almış binlerce adayın mağduriyetine neden olmaktadır. Bu bağlamda; Yaklaşık 3,5 Milyon adayın girdiği KPSS sonuçlarına göre Merkezi Yerleştirmeye sadece 3.850 kadro bırakılmış olmasını doğru ve yeterli buluyor musunuz? Bu eksikliğin giderilmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Yıllarca KPSS'ye hazırlanarak sınavda yüksek puan almış kişilerin hakkının yenilmemesi için sadece sözlü sınavlarla yapılan atamalar için iddia edilen muhtemel adam kayırmaların ve yakınları işe sokmanın son bulmasını sağlamak için almayı düşündüğünüz önlemler nedir? Örneğin; Merkezi Yerleştirme işlemlerinden çıkarılarak, diğer bakanlıklardan ve kuruluşlardan farklı olarak; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının spesifik gümrük elemanı kadroları haricindeki bilişim elemanı, teknik personel, yardımcı hizmet personeli ve genel idare hizmetlerindeki diğer memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonlarına sadece kurumsal sözlü sınavla, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü mühendis kadrolarına kurumsal yazılı ve/veya sözlü sınavla, Kamu kurum ve kuruluşlarının hazine avukatı ve hukuk müşaviri kadroları ile avukat kadro ve pozisyonlarına yine aynı şekilde kurumsal yazılı ve/veya sözlü sınavlarla personel alınmasının objektif gerekçeleri nelerdir? Kişiye özel ilanları sona erdirmek suretiyle KPSS'ye girerek, Merkezi Yerleştirme için başvuranların mağduriyetine son vermeyi sağlayacak mısınız? Merkezi Yerleştirme kadro sayılarının arttırılması ve kadroların dağıtımında adaletli davranılması için hangi önlemleri alacaksınız? Sadece Öğretmen ve Sağlıkçılar değil bütün meslek gruplarının Merkezi Yerleştirme ile alımlarını sağlayacak mısınız? Merkezi Yerleştirmeden çıkarılan ve yazılı ve/veya sözlü sınav yöntemi ile memur alımı yapan kurumların durumunun yeniden incelenmesini sağlayarak uygulama sınavı ile spesifik kadrolar arayan kurumlar (örneğin Adalet Bakanlığı Katiplik kadrosu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Memurları gibi ) dışındaki diğer kurumların tekrar Merkezi Yerleştirmeye dahil edilmesi için ilgililere bir talimat verecek misiniz?" diye sordu. |
| Demirtaş’tan AB ve NATO‘ya çağrı Posted: 07 Aug 2015 02:30 PM PDT HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, sürpriz bir şekilde gittiği Brüksel'de, barış sürecinin devamı için Ankara'ya baskı yapılması çağrısında bulundu. Halkların Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, çarşamba günü sürpriz bir şekilde gittiği Brüksel'de temaslarını sürdürüyor. Kürt sorununun barışçı çözümü için AB'yi daha aktif olmaya çağıran Demirtaş, "AB, PKK ile Türkiye arasında müzakereleri çok açık ve belirgin bir şekilde desteklemelidir" dedi. AB'nin Ankara ile PKK lideri Abdullah Öcalan arasında görüşmelerin ilerlemesi ve yeni bir ateşkes için baskı yapmasını isteyen Demirtaş, NATO'yu da Kuzey Irak'taki PKK hedeflerine yönelik Türk operasyonlarına karşı belirgin bir konum almaya çağırdı. Demirtaş, yaşananın adil olmayan ve dayanağı bulunmayan bir savaş olduğunu söyledi. Geçen hafta AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile bir telefon görüşmesi yapan Selahattin Demirtaş, bugün Mogherini'nin büro şefi Stefano Manservisi ile bir araya gelecek. TARAFSIZ GÖZLEMCİ ÇAĞRISI Demirtaş perşembe günü Alman basın ajansı dpa'ya verdiği demeçte, seçimler sonrasında artık bir koalisyon hükümeti kurulması şansı görmediğini belirterek, Türkiye'nin erken seçimlere doğru yol aldığını söylemişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı propaganda yoluyla HDP'ye zarar vermek için elinden geleni yapmakla suçlayan Demirtaş, AB'nin ateşkes ve müzakerelerin yeniden başlaması için devreye girmesini istedi. Demirtaş dpa'ya verdiği demeçte, gelecekte müzakerelere tarafsız bir gözlemcinin de dahil olması gerektiğini belirterek, bu rolü AB'nin ya da başka bir kurumun üstlenebileceğini kaydetti. Demirtaş'ın Brüksel'de PKK için lobi çalışmalarını koordine eden KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar ve Kongra-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal ile de görüştüğü belirtiliyor. |
| İran’la serbest bölge kuruluyor Posted: 07 Aug 2015 02:00 PM PDT Van ve sınırındaki İran'ın Hoy kentinde kurulacak serbest bölgede 2 ülkenin firmaları da çeşitli avantajlara sahip olacak Türkiye ve İran, mevzuatlarını yenileme çalışması yaparken, bu ülke Avrupa ve Rusya ile yaptığı dış ticarette Trabzon Limanı'ndan aktif olarak yararlanabilecek. Türkiye, Batı ülkeleri ile ilişkilerini yeni bir düzleme oturtmaya çalışan İran ile güçlü ekonomik işbirlikleri kurmak için projeler geliştiriyor. Bunların en önemlilerinden biri olan, İran-Türkiye sınırında ortak bir serbest bölge kurulması projesinde çalışmalar sürüyor. Elde edilen bilgilere göre, Van ve sınırındaki İran'ın Hoy kentinde kurulacak serbest bölgede iki ülke firmaları çeşitli avantajlar sahip olarak faaliyet gösterecek. Şu aşamada iki ülkenin serbest bölge mevzuatları arasındaki farklılıkları gidermeye yönelik mevzuatları uyumlaştırma çalışmaları yapılıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın martta İran'a yaptığı resmi ziyaretteki üst düzey görüşme masasında alınan kararlardan birisi de sınırda kurulacak bir ortak serbest bölgeydi. Mevzuat değişecek Hoy'un Van'a yaklaşık 2 saat uzaklıktaki en yakın İran şehri olduğunu belirten Ege Bölgesi ve İran İşbirliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hossein Arian, Urmiye Ticaret Odası'ndan aldığı bilgiye göre, iki ülke cumhurbaşkanları nezdinde yapılan görüşmede ortak serbest bölge kurulması kararının alındığını ve bölgenin kurulmasının kesinleştiğini belirterek, "Ancak İran gümrük kuralları ile Türkiye'nin gümrük kuralları farklı olduğu için müşterek bir serbest bölge kurulması zor. Şu anda İran ve Türkiye gümrük mevzuatlarını uyumlaştırılıyor. Urmiye Ticaret Odası'ndan bu konudaki çalışmaların bitmek üzere olduğunu öğrendim" şeklinde bilgi verdi. Yoğun ilgi var Müşterek serbest bölge ile iki ülke ortasındaki kara sınırı avantajının kullanılmasının hedeflendiğini vurgulayan Arian, "İran'da 30 serbest bölge var. Türkiye'ye en yakın serbest bölge, sınırındaki Maku kentinde. Bu serbest bölgeyi Türk firmaları da kullanıyor. İran'da enerji ve işçilik çok ucuz. Türkiye'nin de teknoloji ve sanayi altyapısı güçlü. Kurulacak müşterek serbest bölgede iki ülke firmalarının bu avantajları kullanarak üçüncü ülkelere yönelik de üretim yapması hedefleniyor" dedi. Hossein Arian, İran ile Batılı devletlerin nükleer müzakerelerde anlaşmaya varmaları sonrasında, Türkiye ve İran'daki şirketlerden Ege Bölgesi ve İran İşbirliği Derneği'ne yoğun başvuru geldiğini belirterek, "Özellikle ambargo zamanında İran'a sırt çevirmediği için Türkiye ile ticaretin geliştirilmesine öncelik vermek isteniyor. Biz bu nükleer anlaşmanın imzalanacağını düşündüğümüz için yaklaşık 6-7 önce kendimiz ticarete yoğunlaşacağımız şekilde hazırlandık" diye konuştu. Fuarcılık önemli Türkiye-İran ticaretinde avantajlı alanları belirlemek için araştırma yaptıklarını ifade eden Arian, şu bilgileri verdi: "Yeni dönemde şart ve kuralları çok iyi tespit etmeliyiz. Eski yöntemlerle iş yapamayız. İran-Türkiye arasında tercihli serbest ticaret için 11 yıl önce karar alındı, 2015'te tamamlandı. Bu kapsamdaki ürünlere yoğunlaşmak istiyoruz. Fuarcılık ilgili avantajlar var, kara sınırı çok önemli bir avantaj. İran, konumu nedeniyle Avrupa ve Afrika'dan Türkiye'ye gelen ticaret trafiğini kullanabilir. Ziraat ve Halkbank Türkiye-İran ve üçüncü ülkeler arasında ikili ve üçlü çoklu programlar ayarlamayı planlıyoruz. İran-Türkiye-Afrika, İran-Türkiye-Almanya gibi. Nakliye ve fuarcılığı önemli sektörler olarak görüyoruz." Hossein Arian, İran bankalarının yeniden yurtdışı bağlantılarının sağlanması ile yurtdışı para transferinde yaşanan sorunların ortadan kalkacağı bilgisini verdi. Arian, Ziraat Bankası ile Halkbank'ın İran'da şube açmasının gündemde olduğunu, İran sermayeli Bank Mellat'ın da Türkiye'de daha aktif olacağını aktardı. Lojistik yatırım Arian, İran'la turizm konusunda da güçlü potansiyel olduğunu, bu alanda da girişimleri olduğunu vurgulayarak, "İzmir'de ve İran'da bir acenteyle anlaşma yaptık. Ege Bölgesi'nden İran'a tur düzenlemeyi planlıyoruz" dedi. İran, Avrupa ve Rusya ile yaptığı dış ticarette Trabzon Limanı'nı aktif kullanmak istiyor. Bu liman İran'ın Basra limanlarından yaptığı sevkiyatta daha ekonomik bir rota. İran, Tebriz-Trabzon arasında demiryolu projesini hayata geç irmek istiyor. Van Gölü'nde kesintiye uğrayan Türkiye-İran demiryolu da iki ülke lojistiğinde önemli bir pürüz oluşturuyor. Van Gölü'ne gelen trenler iki feribotla Tatvan'a ulaştırılıyor. Özellikle kışın bazı vagonların 2-3 ay durduğu belirtiliyor. İran, ciddi zaman kaybına yol açan bu kesintinin giderilmesini istiyor. Doğu Anadolu'da ortak OSB hazırlığı AP Eylem Planı'na göre başta İran olmak üzere komşu ülkelerle ticari ilişkiler geliştirilirken, öncelikle Doğubayazıt'ta İran ile Türk sanayicilerinin kullanımına yönelik özel destekli ortak bir organize sanayi bölgesi kurulması için çalışmalar gerçekleştirilecek.. Doğu Anadolu Bölgesinde serbest bölge kurulmasının ekonomiye katkısının irdelenmesi amacıyla fizibilite çalışmaları yapılacak. Kalkınma Bakanlığı'nca hazırlanan DAP Eylem Planına göre, bölgede mevcut kara gümrük kapıları modernize edilecek. Bu kapsamda da öncelikle Doğubayazıt ilçesinde İran ile Türk sanayicilerinin kullanımına yönelik özel destekli ortak bir organize sanayi bölgesi (OSB) kurulması amacıyla çalışmalar gerçekleştirilecek. Ayrıca benzeri uygulamaların diğer komşu ülkelerle de gerçekleştirilmesi için analiz, etüt ve fizibilite çalışmaları yapılacak. Zor pazar temkinli davranın İran'a, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan ambargonun kaldırılması kararı, Türk ihracat dünyasında heyecana yol açarken, Ekonomi Bakanlığı, Türk ihracatçılarının pazarın zorluklarını da göz önünde bulundurarak temkinli hareket edilmesinin gereğini belirtti. Yerel bir partner ile yola çıkılmasının önemli olduğu, ancak doğru partner konusunda titiz davranılmasının daha da önemli olduğu vurgulandı. Ekonomi Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü Ortadoğu Ülkeleri Daire Başkanı Bilgehan Ramazan Caner ve Ekonomi Bakanlığı Serbest Bölgeler, Yurtdışı Yatırımlar ve Hizmetler Genel Müdürlüğü Yurtdışı Yatırımlar Daire Başkanı Ömür Atılgan, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu'na, "İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılmasının Türkiye-İran ticari ilişkilerine etkileri" konulu bir bilgilendirme toplantısı yaptı. İran'ın 82 milyonluk nüfusu, 500 milyar dolarlık ekonomisi, uzun süredir ambargo altında kalmış tüketime aç bir halkın olması ve Türkiye'ye yakınlığı ile büyük fırsatları barındırdığını belirten Ekonomi Bakanlığı Daire Başkanı Bilgehan Ramazan Caner, Türk ihracatçılarına İran'a karşı iyimser ama temkinli yaklaşmaları çağrısında bulundu. Caner, İran pazarı ile ilgili riskleri ise şöyle özetledi: "İran'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmaması, ekonomide sıkı korumacı politikaları, mevzuatındaki belirsizlikler, iç politik riskleri, iş yapma zorlukları, global ekonomiden kopuklukları." İlk Türk heyeti Tebriz'e çıkarma yaptı İran'a uygulanan ambargonun kısa süre önce kaldırılmasının ardından Türk işadamlarından oluşan ilk ticari heyet Tebriz'e adeta çıkarma yaptı. Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği (DAİB) ve Ekonomi Bakanlığı'nın organizasyonuyla gerçekleşen ziyarete, Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, DAİB Başkanı Cemal Şengel ve yönetim kurulu üyelerinin dahil olduğu 40 kişi katıldı. 120 iş görüşmesi yapıldı, 50'den fazlası olumlu sonuçlandı. DAİB Başkanı Cemal Şengel, ambargonun kaldırılmasının sadece İran değil tüm dünyanın ticaretine katık sağlayacağını belirterek, DAİB olarak 10 milyar dolarlık ihracat hedefi belirlediklerini aktardı. İran'a yapılan ziyarette çok üst düzey karşılamayla ağırlandıklarını belirten Cemal Şengel, Erzurum ve Tebriz'in İpekyolu hattı üzerinde olduğunu söyleyerek, bunun avantajından da yararlanacaklarını söyledi.Yapılan 120 görüşmeden 50'den fazlasının olumlu sonuçlandığının altını çizen Şengel, özellikle mobilya, gıda ve su ürünlerinde yatırım konusunda mutabakata varıldığını bildirdi. Cemal Şengel, ortamın çok uluslu şirketlere bırakılmadan bir an önce büyük şirketlerin de devreye girmesi gerektiğini kaydetti. |
| Bakan Avcı'dan "dershane" açıklaması Posted: 07 Aug 2015 01:34 PM PDT Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı: "Yeni yönetmelik yarın çıkmış olacak. Dershaneler, özel öğretim kursu adı altında tanımlandı." Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, dershanelerin dönüşüm sürecinde düzenlenen özel eğitim kurumlarında değişiklik yapılmasına ilişkin Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'ni, Resmi Gazete'de yayınlanmak üzere bugün Başbakanlığa gönderdiklerini belirterek, "Bu gece herhalde yayınlanır. Yarın yönetmeliğimiz çıkmış olacak" dedi. Avcı, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Sapardurdı Toylıyev'i ile görüşmesi öncesinde Çırağan Sarayı'nın bahçesinde gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı sonrası dershanelerin dönüşmesine yönelik Milli Eğitim Bakanlığının yönetmelik çalışmasına ilişkin soru üzerine Avcı, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararındaki ilkesini göz önüne alarak Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde gerekli düzenlemelerin yapıldığını söyledi. Avcı, özel öğretim kurumlarında değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayınlanmak üzere bugün Başbakanlığa gönderdiklerini belirterek, "Bu gece herhalde yayınlanır. Yarın yönetmeliğimiz çıkmış olacak" diye konuştu. Yönetmelikteki düzenlemeleri açıklayan Avcı, ilgili yasada ve yönetmeliklerde "dershane" diye bir kurum tanımının olmadığını bildirdi. Gerek Anayasa, gerek Milli Eğitim Temel Kanunu, gerek diğer yasalarda Türkiye'de yapılacak her türlü eğitim ve öğretimin Milli Eğitim Bakanlığının denetiminde ve gözetiminde yapılmasına ilişkin hükümler olduğunu vurgulayan Avcı, şöyle devam etti: "Bu hem bir sorumluluk hem de bir görevlendirme Milli Eğitim Bakanlığı açısından. Biz Türkiye'de her ne ad altında olursa olsun eğitim öğretim faaliyeti gösteren bütün kurumları gözetlemekle ve denetlemekle yükümlüyüz, sorumluyuz. Bu sorumluluğumuzu da nasıl yerine getiriyoruz? İlgili yasada ve yönetmelikte 'Hangi kurum nasıl tanımlanmış, o kurumun kriterleri nedir, açılış kriterleri nedir, faaliyet kriterleri nedir?' Bunlar ayrıntılı olarak tanımlanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı da herhangi bir kurum açma izni için müracaat ettiğinde, önce açma kriterlerine uyuyor mu? Buna bakıyoruz. Sonra uygulayacağı program Milli Eğitim Temel Kanunu'nun temel ilkeleri açısından uygun bir program mı? Bunu denetliyoruz. Sonra açma izni veriyoruz. Sonra da bu kriterler doğrultusunda periyodik denetimlerimizi sürdürüyoruz. Bu, bütün kurumlar için geçerlidir. Kendi okullarımız için, resmi okullar ve özel okullar, tüm kurslar, etüt ve eğitim merkezleri için geçerlidir. Dolayısıyla bu kriterlerin net bir biçimde tanımlanmış olması gerekmektedir." - Dershane yerine "Özel Öğretim Kursları" Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde yapılan son değişikliklerle, daha önce çok genel ifadeyle çeşitli kurslar başlığı altında belirtilen kursları dört sınıfta topladıklarını kaydetti. Bunlardan birinin de daha önce dershaneler üzerinden okul dışı eğitim almak isteyen öğrencilerin ve velilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte olduğunu ifade eden Avcı, "Özel Öğretim Kursları, adı altında bunu tanımladık. Özel Öğretim Kursları'nın nasıl açılacağı veya mevcut kurumlardan özel öğretim kurumlarına nasıl dönüştüreceği kriterleriyle ayrıntılı olarak burada vurgulanmıştır" dedi. Avcı, Anayasa Mahkemesinin dönüşüm programının kendisini iptal etmediğini belirterek, şöyle devam etti: "Dolayısıyla temel liseler gibi diğer kurslar da zaten devam ediyorlar. Diğer kurslardan, diğer kurumlardan özel okula, anaokuluna, ilkokula, liseye, özel etüt eğitim merkezine veya çeşitli kurslara dönüşmek isteyen kurumların önü açıktı zaten. Anayasa Mahkemesinin kararında bu net bir biçimde vurgulanıyor. Dolayısıyla dönüşen veya dönüşmeyen, dönüşmek için daha önce müracaat etmiş ve etmemiş olan her kurum Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde belirtilen esaslar çerçevesinde dönüşebilecekler. Faaliyetlerini özel öğretim kursu adı altında, eğer özel okula dönüşmek istiyorlarsa özel okul adı altında, etüt eğitim merkezi olarak dönüşmek istiyorlarsa o ad altında ve onun kriterlerine uygun olarak sürdürebilecekler. Özel öğretim kurumları hafta içerisinde ve hafta sonunda, okul dışı eğitim desteği isteyen öğrencilerimize kurs vermek üzere düzenlenmiş kurumlardır. Bakan Avcı, özel öğretim kurumlarının hangi programları uygulayacağının yönetmelikte açık bir şekilde vurgulandığını, matematik ve fen grubu gibi çeşitli bilim guruplarını oluşturduklarını belirterek, Talim Terbiye Kurulu tarafından bu bilim guruplarına ilişkin çerçeve kurs programının hazırlandığını söyledi. Özel öğretim kursuna dönüşmek isteyen kurumların,Talim Terbiye Kurulu tarafından onaylanmış kurs çerçeve yönetmeliğinde sınıflandırılmış bilim gruplarından istedikleri üçünden kurs açabileceklerini anlatan Avcı, "Bu kursların fiziki altyapısı, binası nasıl olacak, programları, haftada kaç saat, yılda kaç gün olacak, hangi özel şartlarda bu kurslar açılabilecek? Bunların hepsi yönetmeliğimizde açık bir şekilde tanımlanmıştır. Dolayısıyla yarından itibaren Anayasa Mahkemesinin 'Okul dışı eğitim alma ihtiyacına' yaptığı vurguyu karşılayacak nitelikte özel öğretim kursları eğitim öğretim hayatımıza katılmış olacaklar. Hayırlı olmasını diliyorum." Okullarda ücretsiz olarak takviye kursları verdiklerini, geçen yıl 2 milyon 600 binin üzerinde öğrencinin bu kurslara devam ettiğini anlatan Avcı, "Eğer bunu da yeterli bulmuyorlarsa, 'İlla serbest piyasadan biz kurs almak istiyoruz' diyorlarsa bu kursların verileceği yerler de özel öğretim kurslarıdır" dedi. Bakan Avcı, sürecin yönetilmesinde AYM'nin gerekçeli kararından önce ve sonra sektör temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde, bütün kurs ve düzenlemelerin hangi temel ilkeler çerçevesinde yürümesi gerektiği, sektörün bu konudaki hassasiyetlerinin neler olduğu konusunda sektör temsilci ve kuruluşlarının öneri ve değerlendirmelerini aldıklarını anlatarak, bundan sonra da Milli Eğitim Bakanlığının sektörle iş birliği içinde okul dışı takviye almak isteyen öğrenci ve velilerin taleplerini karşılayacak düzenlemeleri daha da iyileştirerek sürdüreceğini söyledi. Her kursun kaç ders vereceği yönündeki bir soru üzerine Avcı, Talim Terbiye Kurulunun bu kurslarda müfredata dayalı olarak verilecek olan eğitimlerin hangi alanlarda olacağını çerçeve programla belirlediğini ifade etti. Bakan Avcı, "Bunlar gruplandırıldı. Matematik, fizik ve sosyal bilgiler gibi gruplandırıldı" dedi. - 'Sınıflar 16 kişilik olacak" Özel öğretim kursu açan aynı kurumun, aynı binada üç bilim grubunda kurs açabileceğini ifade eden Avcı, sınıflarda öğrenci kontenjanının en fazla 16 olacağını kaydetti. Avcı, "Madem çok özel bir eğitim, özel bir takviye kursu talep ediliyor, sektörün bu talebi karşılayabileceği optimum şeyi de 16 olarak belirledik. Dolayısıyla özel öğretim kurslarında hiçbir sınıf 16'nın üzerinde olamayacak. 16'nın altında olabilir ama azami sayı 16" dedi. Temel liselerde hafta içerisinde kendi öğrencilerine, hafta sonlarında ise mezunlara özel öğretim kursu açma hakkını verdiklerini, yönetmelikte bunun da olduğunu belirten Avcı, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Biz daha önce defalarca duyurduk. Okullarımızda açtığımız ücretsiz kurslarda kayıtlı öğrencilerimize takviye kursu veriyoruz. 'Mezunlar ne olacak' diye soruluyor. Geçen yıl bunun cevabını fiilen verdik aslında. Onlara da mezunlara da halk eğitim merkezlerinde bu kursları veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Deniyor ki; 'halk eğitim merkezlerinin altyapısı buna müsait mi?' Evet müsait. Çünkü halk eğitim merkezleri diğer kurs türlerinde olduğu gibi bu tür takviye kurslarında da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bütün okulların dersliklerini belli bir planlama dahilinde kullanabiliyorlar. Dolayısıyla o konuda altyapı sorunumuz da öğretmen sorunumuz da yok. Demek ki bu son düzenlemeyle birlikte temel liselerde alınan eğitimin ve hafta sonlarında verilen eğitimin dışında, Milli Eğitim Bakanlığı olarak bütün okullarda verdiğimiz ücretsiz takviye kursları var. Bütün derslerden var. Kendi öğretmenlerimiz tarafından veriliyor. Mezunlar için de halk eğitim merkezlerinde verilen yine ücretsiz takviye kursları var. Bununla da yetinmeyenler için şimdi yeni bir seçenek daha oluşturmuş oluyoruz. Bu da özel öğretim kursları. Ayrıca nasıl biz devlet okullarında takviye kursları açıyorsak, özel okullarımız da kendi okullarında, kendi öğrencilerine hafta sonlarında takviye kursları açabiliyorlar." - "Pazar günleri kurs olmayacak" Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, AYM'nin gerekçeli kararında belirtilmiş olan "Okul dışı eğitim alma seçeneklerinin çoğaltılması talebi"nin de böylece en geniş anlamda karşılanmış olduğunu söyledi. "Kurslar hem hafta içi hem de hafta sonu mu olacak?" sorusu üzerine Bakan Avcı, "Evet hafta içi ve hafta sonu. Ama hafta sonunda sadece bir gün. Çocuklarımıza mutlaka bir gün dinlenme payı bırakmak istedik. O nedenle cumartesi günleri olacak, pazar günleri olmayacak. Okullarda kayıtlı olan ve öğrenim çağındaki öğrencilerimiz için hafta sonlarında cumartesi günleri. Çocuklarımızın pazarlarına müdahale ettirmiyoruz." Bir gazetecinin, "Dershane ismi olmayacak artık, özel eğitim kursu olarak değişecek. Yeniden bir yapılandırma mı olacak, yoksa oldukları şekilde devam edebilecekler mi?" sorusunu Avcı, şöyle yanıtladı: "Yönetmelikte, 'özel öğretim kursu nedir, nasıl açılır, hangi altyapıyla açılır, hangi müfredat uygular, hangi eğitim öğretimi uygular, bütün bunlar tanımlanmıştır. Dolayısıyla şu ana kadar dönüşüm için müracaat eden ve etmeyen kurumlar da bu yönetmelik hükümlerine göre dönüşerek, faaliyetlerini sürdürecekler" şeklinde yanıtladı. Belli bir yaş gurubundaki öğrencilerle mezunların, aynı kurumlarda, aynı mekanlarda, aynı kurslarda eğitim görmelerini istemediklerini anlatan Avcı, yönetmelikte yaptıkları düzenlemeyle onun tedbirini aldıklarını anlattı. Bakan Avcı, öğrencilerin kendi yaş ve sınıf grubunda kurslara devam edebileceklerini ifade ederek, "Yani siz lise 1 öğrencisiyseniz, lise 2, lise 3 kurslarına gitmeyeceksiniz veya mezunlarla birlikte gitmeyeceksiniz" dedi. İlk ve ortaokula gidecek öğrencilerin de özel etüt merkezlerinde bu kurslardan yararlanacağını belirten Avcı, "Özel eğitim merkezinden verilen takviye kursta derslerine yardımcı olacak, eğitimlerden özel etüt merkezinde yararlanmaya devam edecekler. Bu arada bir 12 yaş sınırı koymuştuk. Onu AYM iptal etti. Biz de yönetmelikte, ilkokul ve ortaokul öğrencileri diye AYM'nin işareti doğrultusunda düzenlemiş olduk" diye konuştu. - "Dershane adı altında bir kurum yok" Düzenlemeleri, konunun uzmanları ve hukukçulardan görüş alarak gerçekleştirdiklerinin altını dile getiren Avcı, şu anda yürürlükte olan yasal düzenlemelerde "dershane" adı altında bir kurumun tanımlanmadığını kaydetti. Avcı, şöyle devam etti: "Yok böyle bir kurum. Şu olabilir; meclis açılır, bu iptal davasını açan milletvekili veya isteyen başka milletvekilleri, mecliste, 'biz bu düzenlemeleri beğenmiyoruz, eskisi gibi kontrolsüz, denetimsiz, müfredatı belli olmayan ve her isteyenin istediği yerde, istediği koşullarda açabileceği, istediği eğitimi verebileceği bir dershane' diye bir kurum tanımlarlar. Onu yasaya koyarlar. O zaman da Milli Eğitim Bakanlığı yasa gereğince ona izin verir. Ama şu anda öyle bir kurum yok" dedi. Öğrencilerin okullarda haftada 35 saat ders gördüğünü belirten Avcı, "Üniversitede göreceği eğitime ilişkin takviye kursu almak isteyen öğrenciler hangi üniversiteyi tercih ederse, hangi üçlü grubu seçmesi gerekir, bunları hesapladık. Tıp fakültesine gidecek bir öğrencinin seçebileceği üçlü grup belli. Yani 'ben öyle bir kursa gideyim ki hem tıp, hem edebiyat, hem mühendislik fakültesine gidecek bütün donanımlara sahip olayım'. Böyle süper bir kurs. Bunu biz okulda yapıyoruz, eğitimi okullarımızda veriyoruz" şeklinde konuştu. Müfredatlarda yaptıkları değişikliklerde, öğrencilerin herhangi bir ilave test eğitimine ihtiyaç duymadan üniversiteye devam edebilecekleri veya ortaokuldan liseye geçiş düzenlemelerini yaptıklarını ifade eden Avcı, "Buna rağmen bu bir geçiş dönemidir. Hala bu tür kurumlara ihtiyaç duyan en azından psikolojik olarak böyle bir desteğe ihtiyaç duyan velilerimiz olduğunu biliyoruz. Onların ihtiyaçlarını da bu düzenlemeyle fazlasıyla karşıladığımızı umuyoruz" diye konuştu. AYM'nin gerekçeli kararı sonrası dershanelerin dönüşmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığının çalışmaları konusunda bir soru üzerine soru üzerine Avcı, konuyu bir kez daha özetlemekte yarar olduğunu söyledi. TBMM'de 1 Mart 2014 tarihinde çıkan bir yasayla Özel Öğretim Kurumları'nın tanımlanmasının yeniden yapıldığını anımsatan Avcı, Özel Öğretim Kurumları Yasası'nda, yasa koyucunun özel öğretim kurumundan ne anladığının çok açık bir biçimde tanımladığını vurguladı. Buna göre 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası'nda özel okulların, özel eğitim merkezleri, azınlık okulları, yabancı okulların ve çeşitli kursların olduğuna dikkati çeken Avcı, bunların hangi çerçevede faaliyet göstereceklerinin Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde tanımlandığını anlattı. Bakan Avcı, şöyle konuştu: "Anayasa Mahkemesinde açılan iptal davası sanki sadece dershanelerle ilgili bir yasa ve onunla ilgili bir iptal davası gibi algılandı. Hayır. İlgili yasadaki 8 maddeyle ilgili iptal davası açıldı. Bunlardan bazıları hakkında da AYM, yürütmeyi yani Bakanlığı haklı bularak, yasa koyucunun düzenlemesini doğru bularak, iptal yönüne gitmedi. Bu arada 1 Eylül 2015 tarihinden itibaren dershanelerin faaliyetlerine son vermesine ilişkin düzenlemeyi iptal etti. Böylece yasada ve mevzuatta daha önce dershane kavramı yasadan ve yönetmelikten çıkartıldığı için bir boşluk oluştu." AYM'nin gerekçeli kararının ardından yaptıkları açıklamalarda, bu boşluğun idari, ikincil mevzuatta, yönetmeliklerde ve yönergelerde yapılacak düzenlemelerle giderileceğini, Bakanlığın, özellikle takviye alma ihtiyacı duyan çocukların ve velilerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak çalışmaları yapacağını söylediklerini anımsatan Avcı, şöyle konuştu: "AYM'nin iptal kararında, gerekçeli kararda da görüldüğü gibi aslında iptal hükmü verilirken, Anayasa'ya uygunluk 4 kriter açısından değerlendiriliyor. Bunlardan bir tanesi temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan bir düzenleme yapılmış mı? Temel hak ve özgürlüklerden kastedilen teşebbüs hürriyeti, bir de eğitim öğretim hakkı. AYM'nin gerekçeli kararından da görülüyor ki yaptığımız düzenleme özüne dokunan bir düzenleme değil. İkinci kriter, bu tür temel hak ve hürriyetlerle ilgili düzenlemeler ancak kanunla sınırlandırılabileceği ilkesi var biliyorsunuz. AYM'nin üzerinde durduğu ve iptale gerekçe gösterdiği temel kriter, ölçülülük. Yani bu düzenlemeyi yaparken ölçülü davrandınız mı? Bu kriter üzerinden değerlendirmesini yapmış." - "Temel lise uygulamamız aynen devam edecek" Bakan Avcı, AYM'deki gerek yazılı savunmalarında gerekse sözlü açıklamalarında düzenlemeyi yaparken okul dışı eğitim almak isteyen öğrencilerle, çocuklarına okul dışı eğitim aldırmak isteyen velilerin taleplerini karşılayacak ne tür düzenlemeler yaptıklarını ayrıntılı olarak açıkladıklarını aktararak, konuşmasına şöyle devam etti: "Neydi o düzenlemeler? Birincisi özel okula dönüşme. Özel teşebbüse, eğitim alanında faaliyet göstermek istediği taktirde özel okul kurma hakkını genişleten bir düzenleme yaptık. Nasıl genişlettik? Dershaneden özel okula dönüşmek isteyen kurumlar eğer belli bir süre içerisinde özel okul olma kriterini karşılayamayacak durumdaysalar onlara 4 yıllık bir süre tanıdık ve temel lise yaparak kurumlarını, özel okul olma kriterlerini de esneterek 4 yıllık bir süre için onlara bir geçiş imkanı sağladık. AYM de verdiği kararda, bu uygulamamazı doğru bulduğu için temel lise uygulamamız aynen devam edecek." Bakan Avcı, veli ve öğrencilerin okul dışı eğitim alma taleplerini karşılamak için yaptıkları ikinci düzenlemede bütün devlet okullarında isteyen her öğrenciye ücretsiz olarak verdikleri takviye kursları olduğunu anımsattı. Gerek hafta içinde gerek hafta sonunda isteyen öğrencilere bütün okullarda takviye kursları açtıklarını ifade eden Avcı, geçen yıl takviye kurslarına 2 milyon 600 binin üzerinde öğrencinin devam ettiğini bildirdi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 112 binin üzerinde öğretmenin hafta içi ve hafta sonunda öğrencilere takviye kursu verdiğini belirterek," AYM'de de ifade ettiğimiz gibi kamuoyunun da yakından bildiği gibi öğrencilerimizin okul dışı takviye alma imkanlarını genişletecek uygulamaları zaten başlatmıştık" şeklinde konuştu. |
| Cüneyt Özdemir Kanal D Haber’deki görevinden ayrıldığını duyurdu Posted: 07 Aug 2015 01:06 PM PDT Özdemir, Twitter hesabından yaptığı duyuruda "Gelecek sezon bir televizyon klasiği 5n1k'ya KanalD'de devam ediyorum. KanalD Anahaber yolculuğunda bana eşlik eden herkese ise teşekkürler" diye yazdı. Özdemir'in ayrılığıyla ilgili olarak ise Kanal D'den resmi bir açıklama yapılmadı. Cüneyt Özdemir, yine Twitter'dan İMC TV'ye geçtiği yönündeki söylentilerin de doğru olmadığını söyledi. |
| Şehidin baba ocağına ateş düştü Posted: 07 Aug 2015 12:39 PM PDT 23 yaşındaki Jandarma Uzman Onbaşı Muhammet Oruç'un Adana'daki baba evinde gözyaşları sel oldu. AĞRI'nın Doğubayazıt ve Van'ın Çaldıran ilçelerini birbirine bağlayan Tendürek Geçidi'nde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan 23 yaşındaki Jandarma Uzman Onbaşı Muhammet Oruç'un Adana'daki baba evine ateş düştü. Tendürek Geçidi'nde PKK'lı teröristlerle çıkan çatışmada Jandarma Uzman Onbaşı Muhammet Oruç'un şehit olduğu haberi Adana'nın merkez Yüreğir İlçesi Ulubatlı Hasan Mahallesi'ndeki baba ocağına akşam saatlerinde ulaştı. Ayşe ve Ahmet Oruç çifti, çocuklarının şehit haberini aldıktan sonra fenalık geçirdi. Oruç çifti ambulansla Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülüp tedaviye alındı. Şehidin baba evi ve sokak Türk bayraklarıyla donatıldı. Askerliğini 2013 yılında Mardin'de yapan Oruç'un, vatani görevini tamamlamasının ardından sınava girerek Jandarma Uzman Onbaşı olduğu ve yaklaşık bir yıldır da Ağrı'nın Patnos İlçesi 3'üncü Jandarma Komando Alayı 1'inci Komando Taburu'nda uzman onbaşı olarak görev yaptığı bildirildi. Yarın sabah saatlerinde havayolu ile Adana'ya getirilecek olan Şehit Jandarma Uzman Onbaşı Muhammet Oruç naaşı, Sabancı Merkez Cami'nde öğle namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Asri Şehitlik Mezarlığı'nda toprağa verilecek. |
| Posted: 07 Aug 2015 12:00 PM PDT AKP ile CHP arasında 11 günde tamamlanan ve yaklaşık 35 saat süren 'keşif amaçlı' görüşmelerden sonuç çıkmadı. Taraflar temel konularda uzlaşamadı. Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu'nun yapması planlanan görüşme de formaliteden öte bir anlam ifade etmeyecek AKP ve CHP heyetleri arasında 11 gün boyunca devam eden ve geçtiğimiz Pazartesi günü sona eren istikşafi (araştırmaya ve anlamaya yönelik) görüşmelerden olumlu sonuç çıkmadı. Taraflar dış politika başta olmak üzere, eğitim, ekonomi, çevre, yargı, temel hak ve özgürlükler gibi ana başlıklarda uzlaşamadı. AKP ve CHP'nin Avrupa Birliği (AB) ve ABD ile ilişkiler konusunda benzer görüşleri seslendirdiği belirtildi. CHP, AB ile ilişkileri geliştirmek için Aralık 2014'te Brüksel'de ofis açmıştı. Avrupa Birliği Bakanlığı'nı ihdas eden AKP de bu yıl 15 Ocak'ta Brüksel Temsilciliği'ni açmıştı. Bunun yanı sıra her iki parti de ABD ile ilişkileri sıkı tutmaya çalışıyor. AB'de uzlaşma, Ortadoğu'da zıtlaşma AB konusunda aynı eksende yer alan AKP ile CHP, Ortadoğu'da farklı düşünüyor. CHP; Türkiye'nin Suriye, Mısır ve İsrail politikalarının gözden geçirilmesini talep ediyor. Bu talep Ortadoğu politikasının mimarı olan Başbakan Davutoğlu'nun yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da kabul görmedi. İki parti çevre konularında da uzlaşamıyor. Gezi Parkı olaylarına yaklaşımın çevreye bakışta iki parti arasında uçuruma yol açtığı belirtiliyor. Eğitim konusunda açı farkı AKP ile CHP, eğitim politikalarında da oldukça farklı düşünüyor. CHP, YÖK'ün kaldırılmasını ve 12 yıllık temel eğitimi savunurken, geçmişte YÖK'e karşı çıkan AKP buna yanaşmıyor. İki parti seçim barajının indirilmesinde uzlaşırken, AKP bunun yanı sıra 'il barajı' konulmasını savundu. CHP ekonomi konusunda seçim vaatlerinin uygulanmasını isterken, AKP 'bütçe açık verir' diyerek buna karşı çıktı. CHP, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın anayasal yetkilerine dönmesini talep ederken, AKP bu konuya olumlu yaklaşmadı. Yargı konusunda CHP, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yasasının yeniden ele alınmasını isterken, AKP bu konuya olumlu yaklaşmadı. |
| Türk halkı AB ülkelerinden 2-3 kat daha pahalı et yiyor Posted: 07 Aug 2015 11:00 AM PDT TGDF Başkanı Kopuz, et fiyatlarının artmasında spekülatörlerin de etkisi olduğuna işaret ederek, "Türk halkı AB ülkelerinden 2-3 kat daha pahalı et yiyor" dedi Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, Türk halkının AB ülkelerinden 2-3 kat daha pahalı et yediğini belirterek, spekülatif stok yapan aracıların enflasyonu olumsuz etkilediğinden bahsetti. Kopuz, gıda sektöründe sıkça gündeme gelen konulardan birinin de kırmızı et olduğunu dile getirerek, yaklaşık yüzde 30 civarında fiyat artışı yaşandığını, yem, saman gibi besicilik maddelerinin yüksek fiyatının kırmızı ete zam olarak yansıdığını bildirdi. Türkiye'de 1-2 aylık buzağı fiyatı 1400 lira iken AB'de ortalama 270 Euro (825 TL) seviyesinde olduğunu aktaran Kopuz, aynı şekilde 250 kilogram ağırlığa gelmiş besilik dana fiyatının AB ülkelerinde ortalama kilogram fiyatının 2.43 Euro, Türkiye'de ise 15-17 lira seviyesinde olduğunu aktardı. Et fiyatları nasıl düşer? Kopuz, et fiyatlarının ucuzlamasına yönelik çözüm önerilerini sunarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yem bitkileri ve yem ham maddelerinin üretiminin artırılması, hayvancılık politikalarının belirlenmesinde en önemli faktör olan tarım istatistiklerinin gözden geçirilmesi, küçükbaş hayvan sayısının ve üretiminin artırılması, tüketiminin yükseltilmesi için çalışmaların yoğunlaştırılması, destek miktarlarının 5 yıllık dönemler halinde belirlenmesi ve modernize olamayan mezbahaların kapatılması için belirlenen son sürenin bu sene sonunda yeniden uzatılması gereklidir. Bu önlemler alındığında fiyatlar stabil hale gelebilir." Sadece Van Türkiye'nin et sorununu çözer Kopuz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın izin verdiği 200 bin besilik ithalatının bu aydan itibaren kesime girecek olmasıyla fiyatların stabil hale geleceğini düşündüklerini belirterek, ancak uzun vadede fiyat politikası için bahsettiği önlemlerin alınmasının gerekli olduğunu vurguladı. Kurban Bayramı arzında yaklaşık 3 milyon kesim yapılacağının öngörüldüğünü ifade eden Kopuz, geçen yıl bu rakamın 850 bin büyükbaş, 2.5 milyon civarında da küçükbaştan oluştuğunu anımsattı. Kopuz, fiyatların düşmesi için gereken her şeyin yapılmasının önemine değinerek, Türkiye'de tarım ve hayvancılık politikalarının tekrar revize edilmesi gerektiğini aktardı. Türkiye'nin aslında yetiştirebileceği bir şeyin ithal edilmesinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Kopuz, "Bırakın et ithalatını yapmayı sadece Van bölgesinde yetiştirilecek küçükbaş hayvan Türkiye'ye yetmeli" dedi. Kopuz, özellikle et ithalatı konusunda kendisinin de çekinceleri olduğunu belirterek, "Bu etler donmuş olarak alınmamalı. Heyet gönderilip nasıl kesilip stoklandığı denetlenmeli. İthal ette çok dikkatli olunmalı" diye konuştu. Türkiye'de besicilik ırkının yetişmediğini ifade eden Kopuz, Arjantin ve bazı ülkelerin hayvancılıkta çok önde olduğunu, Türkiye'nin verim sağlayabileceği hayvanları maalesef talep üzerine kesim haneye gönderdiğini söyledi. Türkiye'de Ramazan Bayramı'nın gıda ve içecek, Kurban Bayramı'nın et fiyatları açısından istismar edildiğini aktaran Kopuz, fırsatçıların önüne geçmek istediklerini, bir yıldır gıda fiyatlarındaki spekülatörleri gündem ettiklerini anlattı. Zeytinyağında tağşiş var TGDF Başkanı Şemsi Kopuz, taklit ve tağşiş ürünlerin herkes için büyük bir problem olduğunu belirterek, son zamanlarda zeytinyağı fiyatlarındaki dalgalanma ile de bu tür haberlerin sık sık gündeme geldiğini, bitkisel yağ sektörünün son yıllardaki en önemli sorunu olan tağşişin son aylarda yaygınlaştığını anlattı. Kopuz, "En fazla tüketilen ayçiçeği yağına soya, kanola gibi daha ucuz olan yağlar karıştırılmakta, hatta tüketici ayçiçeği yağı adı altında soya veya kanola yağı almaktadır" dedi. |
| IŞİD Türkçe bilen canlı bomba arıyor! Posted: 07 Aug 2015 10:00 AM PDT Emniyet birimlerine ulaşan yabancı kaynaklı bir istihbarata göre, IŞİD Türkiye'de eylem yapacak 5 canlı bomba arayaşında. IŞİD, Türkiye'de eylem yapabilecek canlı bomba arayışına girdi. Emniyet birimlerine ulaşan yabancı kaynaklı bir istihbarata göre, IŞİD Türkiye'de eylem yapacak 5 canlı bomba arayaşında. IŞİD'in canlı bombada iyi derecede Türkçe konuşabilme özelliği arıyor. 'UÇAKLARI HEDEF ALABİLİR' Yabancı bir ülkenin istihbarat birimlerinden Türk Emniyet birimlerine, IŞİD'in Türkiye'de intihar saldırısı düzenleyecek 5 canlı bomba aradığı ve bu kişilerin iyi Türkçe konuşabilen kişiler olmasına dikkat edildiği bilgisi geldi. Aynı bilgi notunda ayrıca IŞİD'in olası saldırı girişiminde x-raydan geçme özelliğine sahip "gizli bomba" adı verilen yeni bir patlayıcı yapma çabasında olduğu bilgisi de Emniyet'e ulaştı. Emniyet birimleri IŞİD'ın "gizli bomba"yla uçakları hedef alma ihtimaline karşı tedbirlerini arttırdı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, geçtiğimiz günlerde tüm birimlere bir yazı göndererek, terör örgütlerince metro ve metrobüs duraklarına yönelik bombalı saldırı yapılabileceği uyarısında bulunmuş, uyarı yazısında "Yenikapı, Hacıosman, Osmanbey ve Taksim metroları ile metrobüs duraklarının hedef alınabileceği belirtilmişti. Uyarı yazısıyla birlikte polis Marmaray, metro ve metrobüslerdeki tedbirleri arttırırken, özel güvenlik de şüpheli gördüğü kişilerin çantalarını el dedektörü ile kontrol etmeye başladı. SULTANAHMET BOMBACISINI GETİRTMİŞLER Öte yandan IŞİD'e eleman kazandırdığı gerekçesiyle tutuklanan Azeri asıllı Abdullah Abdulaev ve 'Ebu Hanzala' kod adlı Halis Bayancuk'un, Sultanahmet'te polis noktasına düzenlenen saldırıyı gerçekleştiren Diana Ramazova'yı İstanbul'a getirdiği sorgu aşamasında ortaya çıktı. Abdulaev'in, 6 ay önce polis memuru Kenan Kumaş'ın şehit olduğu eylemi gerçekleştiren Ramazova'nın gelişine yardımcı olduğu ve eylemden önce Başakşehir'de 4 gün sakladığı belirlendi. |
| Fethullah Gülen cemaate "silahlanın" talimatı mı verdi? Posted: 07 Aug 2015 09:00 AM PDT Fethullah Gülen ile uzun yıllar beraber hareket eden Latif Erdoğan, Akit gazetesindeki köşesinde çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi. Erdoğan, Fethullah Gülen'in cemaate silahlanma talimatı verdiğini yazdı. Erdoğan yazısında şunları kaydetti: "FETÖ liderinden gelen son mesajlar, terör örgütü olmayı içselleştirme doğrultusunda cereyan ediyor. Bütün elemanlara silahlanma ve silah kullanmayı öğrenme talimatı verdi. Bir ay kadar önce verilen bu talimatla, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın kendi taraftarlarına yaptığı silahlanma çağrısı hem zaman hem de içerik bakımından ayniyet ölçüsünde bir benzerliğe sahip. Sanırım, her iki çağrıyı ve aralarındaki benzerliği devlet, günü geldiğinde hesabını sormak üzere bir kenara not etmiştir. FETÖ lideri, bu talimatı bir iç savaş beklentisiyle vermiş görünüyor." |
| Atama için başvuru tarihi 31 Ağustos Posted: 07 Aug 2015 08:00 AM PDT Ağustos ayı içerisinde yapılacak olan 37 bin öğretmen ataması için başvuru tarihi belli oldu. Başvurular 31 Ağustos tarihinde yapılacak. Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hamda Aydoğdu, Bakanlığın Ağustos ayında yapılacağını duyurduğu 37 bin öğretmen ataması için başvuruların 31 Ağustos'ta alınacağını açıkladı. Sayıları geçen yıl 330 bin olan, son KPSS sınavıyla 415 bine ulaşan ataması yapılmayan öğretmenler sorununa Milli Eğitim Bakanlığı'nın 37 bin atamayla çözüm bulmaya çalışması ise tartışma konusu oldu. Eğitim sendikaları, 120 bini aşan kadro ihtiyacı varken 37 bin atama yapılacak olmasını "MEB, kadrolu öğretmen yerine ücretli öğretmenlerle açığı kapatmaya çalışıyor" düşüncesini akla getirdiğine dikkat çekti. |
| Hiroşima kurbanları 70. yılında anıldı Posted: 07 Aug 2015 07:30 AM PDT Japonya 'nın Hiroşima kentine atom bombası atılmasının 70. yılı dolayısıyla kentte hayatını kaybedenler törenle anıldı. Dünyada ilk kez atom bombası atılan ve tamamına yakını yok olan Hiroşima'daki anma töreni, saldırının merkez üssü yakınındaki Barış Parkı'nda düzenlendi. Japonya 'nın Hiroşima kentine atom bombası atılmasının 70. yılı dolayısıyla kentte hayatını kaybedenler törenle anıldı. Dünyada ilk kez atom bombası atılan ve tamamına yakını yok olan Hiroşima'daki anma töreni, saldırının merkez üssü yakınındaki Barış Parkı'nda düzenlendi. Törene Japonya Başbakanı Şinzo Abe'nin yanı sıra ABD'nin Japonya Büyükelçisi Caroline Kennedy'nin de aralarında bulunduğu 100'den fazla ülkenin temsilcisi katıldı. Törende konuşan Hiroşima Belediye Başkanı Kazumi Matsui gelecek yıl Japonya'da yapılacak G7 Zirvesi çerçevesinde, dünya liderlerine atom bombalarının bıraktığı derin izleri görmeleri için Hiroşima'yı ve Nagasaki'yi ziyaret etme çağrısında bulundu. ABD Başkanı Obama'yı ve politikaya yön veren diğer isimleri bombalanan kentlere gelip "hibakush" olarak adlandırılan ve hayatta kalan mağdurlardan felaketin boyutlarını dinlemeye, atom bombası gerçeğiyle yüzleşmeye davet eden Matsui, "Sonrasında eminim ki nükleer silah sözleşmesi de dahil bir yasal çerçeve üzerinde tartışmalar başlayacak" dedi. ABD'nin B-29 tipi uçağın "küçük çocuk" (little boy) adlı bombayı Hiroşima'ya bırakmasıyla ilk anda 70 bin kişi ölmüştü. ABD, Hiroşima'dan 3 gün sonra Nagasaki'ye de "şişman adam" (fat man) adlı bombayı atmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nda Japon Deniz Kuvvetleri'nin en önemli üslerinden biri olan Hiroşima, o dönemde torpido üretim merkezi olarak da biliniyordu. Ancak kentin vurulma nedeninin sadece bununla sınırlı olmadığı, diğer bir kriter de kentin deniz kıyısında ve etrafının dağlarla çevrili olması şeklinde açıklanmıştı. Atom bombasının Hiroşima semalarında patladığı ilk anda 70 bin kişi hayatını kaybetmiş, daha sonraki iki ila dört ay arasında ise 200 bine yakın kişi yaşamını yitirmişti. İzleyen aylar ve yıllarda radyasyona bağlı hastalıklardan çok sayıda kişi hayatını kaybetmişti. |
| Çanakkale Kara Savaşı'nın 100. yılı Posted: 07 Aug 2015 07:00 AM PDT Çanakkale Kara Savaşları'nın 100. yılı nedeniyle düzenlenen anma etkinliği 57. Alay Şehitliği'nde Avustralya Genel Valisi Peter Cosgrove'un katılımıyla başladı. Çanakkale Kara Savaşları'nın 100. yılı nedeniyle düzenlenen anma etkinliği 57. Alay Şehitliği'nde Avustralya Genel Valisi Peter Cosgrove'un katılımıyla başladı. Şehitlikte düzenlenen törene Cosgrove'un yanı sıra Çanakkale Valisi Ahmet Çınar, Gelibolu Yarımadası Tarihi Alan Başkanı Mehmet Gürkan, Avustralya'nın Çanakkale Konsolosu Nicholas Sergi, üst düzey temsilciler ve askeri personel katıldı. Cosgrove ve Çınar, Şehitlik anıtına çelenk bıraktıktan sonra basına değerlendirmede bulundu. Cosgrove, "Bugün Türk toprağını savunan şehitlerin yattığı 57. Alay Şehitliği'nde olmaktan büyük onur duyuyorum" dedi. Cosgrove, şöyle devam etti: "Burada yatanlar Türkiye'nin Çanakkale yarımadasındaki cesur savaşını temsil ediyor. 57. Alay, Avustralya ve müttefik kuvvetlerinin durdurulmasında önemli bir rol oynadı. Bugün bu cesur insanları anmak için buradayız. 56. ve 58. Alay dururken 57. Alay artık bulunmuyor ancak gönüllerde yaşamaya devam ediyor." Çanakkale Valisi Ahmet Çınar ise anma törenlerinin her yıl 24-25 Nisan tarihlerinde yapıldığını hatırlatarak şunları kaydetti: "Bu tören bu yıl ikincisi ve sadece 100. yıla özel olarak yapılan bir tören. Sayın Genel Vali'ye ve katılımcılara teşekkür ediyorum. Sayın Genel Vali'nin bu yılki törenleri 57. Alay Şehitliği'nden başlatmış olması da çok anlamlı." Çınar ve Cosgrove, konuşmalarının ardından bazı mezarlık taşlarına karanfil bıraktı. |
| MHP'li seçmenin yüzde 3'ü oyunu HDP'ye verdi Posted: 07 Aug 2015 06:31 AM PDT Gezici'den siyaseti altüst edecek anket… MHP çıldıracak... HDP şoke olacak! Gezici Araştırma'nın patronu Murat Gezici Bugün TV'de Erkan Akkuş'un konuğu oldu. Gezici erken seçim hakkında AKP'nin önündeki anketlerde bulunan söylemlerden yola çıkarak Kasım ayında bir erken seçime karşı çıkacağını erken seçimi Mart ayında isteyeceğini söyledi. Gezici Kasım ayında olası bir erken seçimin 'imkansız' olduğunu da belirtti. Gezici, 3 muhalefet partisi bir ataya gelip Kasım ayında erken seçim istese bile AKP'nin buna karşı çıkarak erken seçimi mart ayında isteyeceğini iddia etti. MHP'Lİ SEÇMENİN YÜZDE 3'Ü OYUNU HDP'YE VERDİ 7 Haziran'da sandık başında bir anket yaptığını belirten Gezici şunları söyledi: Sandığa gelen seçmene "kime ve ne için oy verdiniz?" diye sorduk. 2011 yılında MHP'ye oy vermiş ve aynı zamanda 2015 yılında MHP'ye oy verenlere de sorduk. Burada şöyle bir ayrıntı vardı; 2011 seçimlerinde MHP'ye oy vermiş yüzde 13'lük seçmenin yüzde 3'ü götürüp oyunu HDP'ye vermiştir. Bunun verilmediğini iddia etmek bile mümkün değildir. Bütün araştırma şirketlerinin elinde buna benzer raporlar var. Örneğin yakın bir tarihte KONDA'nın elinde de böyle bir sonuç görmüştüm. Devlet Bahçeli'nin bu durumu mutlaka bildiğini düşünüyorum. HDP'DE GEÇİCİ OY YOKTUR "HDP'de geçici oy yoktur" şeklinde önemli bir tespitte daha bulunan Gezici "Artık bir milat yaşanmıştır. 7 Haziran'dan sonra HDP'nin oylarının hala düşmediği görülüyor. Yani bahsedildiği gibi bir emanet oy yok. Bugün Türkiye'de ciddi bir tartışma ortamı yaşandı. Bunlara rağmen ne HDP'de düşme var. Ne MHP'de ve AKP'de yükselme var" dedi. ESAS EMANET OY MHP'YE VERİLMİŞTİR Bu açıklamasının ardından asıl bombayı patlatan Murat Gezici esas emanet oyun MHP'de olduğunu söyledi. Gezici, MHP oy veren seçmenin yüzde 25'inin gönülsüz bir şekilde oy verdiğini söylediğini belirterek HDP'ye oy veren seçmenin ise yüzde 5'inin "ben gönülsüz oy verdim" dediğini öne sürdü. BU PAZAR SEÇİM OLSA HDP YÜZDE KAÇ OY ALIR? Bu Pazar bir seçim olsa HDP'nin en az yüzde 12 oy alacağını söyleyen Gezici "Eğer daha da Türkiyeleşirse İmralı ile PKK arasına biraz daha mesafe koyarsa HDP ciddi anlamda oylarını arttırır. Eğer ki HDP muhafazakar bir söylem kullanırsa oyunu daha da arttırabilir" dedi. MHP TABANINDA MECLİS BAŞKANLIĞI SEÇİMİ TEPKİ GETİRDİ MHP'nin TBMM Başkanı seçiminde oynadığı rol kendi tabanında çok ciddi tepkiye neden olduğunu da belirten Gezici "Halaçoğlu'nun açıklamaları halk tarafından kabul edilmedi. MHP seçmeninin yüzde 12'si sandığa gitmiyor şu anda oy verecek parti bulamıyorlar. MHP aslında sıkışmış ikiye bölünmüş bir parti durumunda AKP iktidarına da yakın bir siyaset sürdüren MHP son dönemde de kendi tabanında çıkan farklı seslere de kulak vermeye çalışıyor ama tam anlamda organize olabilmiş değil." İfadelerini kullandı. |
| Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası izleyiciyle buluşacak Posted: 07 Aug 2015 06:30 AM PDT Zorlu Performans Sanatları Merkezi, ağustos ayı içinde klasik müzik ziyafeti verecek. 18 Ağustos'ta Cem Mansur'un yönettiği Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası izleyiciyle buluşacak Belli bir düzeyde müzik eğitimi ve yaşamı olan ülkelerdeki 'ulusal gençlik orkestrası' kavramını Türkiye'de de oluşturma amacıyla Cem Mansur liderliğinde kurulan ve Sabancı Vakfı'nın ana destekçisi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), 18 Ağustos'ta Zorlu Peformans Sanatları Merkezi'nde sahneye 'Bayram Akşamları' repertuvarı ile çıkacak. Türkiye'nin bütün konservatuarlarından sınavla seçilen ve yaşları 16 ile 22 arasında değişen 100 başarılı genç müzisyenden oluşan Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, her yaz, alanlarındaki en iyi eğitmenlerin yönetiminde 3 haftalık bir hazırlık dönemi sonrasında Türkiye ve yurtdışında bir dizi konser veriyor. 18 Ağustos'ta Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde sahneye çıkacak olan genç müzisyenler, konserin hemen öncesinde, müzik yoluyla sosyal bilinçlendirmeyi amaçladığı Demokrasi Laboratuvarı'nda birlikte yaşama kültürünü çok sesli müziğin çalışma ortamından örneklerle katılımcılara aktaracak. TUGFO şimdiye kadar Avrupa'nın belli başlı salonlarında ve festivallerinde dünyanın en önemli solistleriyle sahneye çıktı ve en önemli orkestralarla aynı afişi paylaştı. Bayerischer Rundfunk ve Deutsce Welle gibi önemli radyolar orkestranın konserlerini kaydedip yayınladı. Orkestra son bir yıl içinde, senfonik konserlerinin dışında Taormina Festivali'nde "Tosca", Royal Opera House prodüksiyonunda "La Boheme" operalarını da çaldı. TUGFO, Sabancı Vakfı'nın ana destekçiliği sayesinde daha uzun vadeli planlar yapabiliyor ve Türkiye'nin dünya vitrinlerinde görünürlüğünü daha da artırıyor. Şimdiye kadar Viyana, Berlin, Roma, Milano, Linz, Bonn, Amsterdam, Brüksel, Verona, Floransa, Essen, Dortmund gibi merkezlerin en prestijli festivallerinde konserler veren orkestra, çağımızın en büyük piyanistlerinden Murray Perahia ile İstanbul'da verdiği ilk konserin ardından Salvatore Accardo, Shlomo Mintz, Kristof Barati, Alice Sara-Ott ve Natalia Gutman gibi büyük isimlerle de Avrupa'nın önemli konser salonlarında sahneye çıktı. |
| Terörle mücadeleyi yürütecek ‘Bora Tugayları’ Posted: 07 Aug 2015 06:00 AM PDT Terörle mücadeleyi yürütecek 'Bora Tugayları' Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda eğitildi. PKK'ya karşı etkin bir çalışma yapacak olan 9 birlikte subay, astsubay ve uzman çavuşlar görev alıyor PKK'ya karşı mücadele için subay, astsubay ve uzman çavuşlardan oluşan 9 tugay oluşturuldu. "BORA Tugayları" adı verilen birliklerin göreve hazır olduğu bildirildi. Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre, PKK ile mücadele için Türk Silahlı Kuvvetlerinde geniş çaplı hazırlık yapıldı. Yaklaşık bir yıl önce alınan karar doğrultusunda özel birlikler oluşturuldu. Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının özel birliklerinden farklı olan bu birliklerin eğitimi Özel Kuvvetler Komutanlığında gerçekleştirildi. Tamamen rütbelilerden oluşan bu birliklerde subaylar, astsubaylar ve uzman çavuşların yer aldığı ifade edildi. EĞİTİMLERİ TAMAM 9 tugaydan oluşan bu özel birliklerin 3'ünün batıda (Denizli, İstanbul, Ankara), 6'sının Doğu ve Güneydoğu bölgesinde konuşlanacağı öğrenildi. Batıda görev yapacak olan tugayların Karadeniz'e yönelen PKK'lılara yönelik operasyonları da yürütecekleri vurgulandı. Gönüllülük esasına göre oluşturulan birliklerin kadroları özel olarak seçildi. Eğitimini tamamlayan birliklerin önümüzdeki kısa süre içinde bölgede göreve başlayacakları bildirildi. Çok esnek bir çalışma yürütecek olan birlikler, "BORA Tugayları" olarak anılıyor. Bu birliklerin adı tugay olsa da normal tugay seviyesinde değil. Tugaylar konuşlandıkları bölgeye ve görevin durumuna göre 300 ile 500 kişi arasında değişecek. Teröre karşı profesyonel bir ekip olarak görev yapacaklar. 'TERÖRİSTLER KAÇACAK DELİK ARAYACAK' Yeni oluşturulan birliklerde tim komutanı ve yardımcılarının subaylardan, destek unsur komutanlarının birinin subay, birinin astsubaylardan, nişancıların da astsubay ve uzman çavuşlardan oluşacağı ifade edildi. Uzun yıllar bölgede görev yapmış ve PKK'ya karşı mücadele etmiş bir general de oluşturulan yeni birlikler ve PKK'ya karşı mücadele konusunda şunları söyledi: "Belli ki bu çalışmalar büyük bir gizlilik içinde ve ciddi bir şekilde yürütülmüş. Şu anda görevde olan 'Yıldırım unsurlarına' benzer birlikler oluşturulmuş. Doğru yapılmış. Açılım zarar görmesin diye Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve polisin eli kolu bağlanmıştı. PKK bu dönemde istediği gibi hareket etti. Dağdan şehre indi. Suriye'de meskun mahal eğitiminden geçti. Şimdi yeniden hareketlendi. Biz zamanında izlenen politikaların yanlış olduğunu söyledik. Ama dinletemedik. Zararın neresinden dönülse kardır. Şimdi izlenen yol doğrudur. Kurulduğu ifade edilen yeni birlikler PKK ile mücadele için gereklidir. Zaten Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın özel birlikleri de var. Yıldırım unsurları her an hazırdır. Hepsi koordineli bir şekilde hareket edince PKK kaçacak delik arayacaktır. PKK ile mücadelenin profesyonelce yürütülmesi başarı için önemlidir. Bu yolla açılım sürecinde güvenlik güçlerinin hareketsiz bırakılması nedeniyle oluşan zafiyetler de telafi edilmiş olur." TERÖRE KARŞI MÜCADELEDE ZAFİYET GİDERİLECEK Konu ile ilgili olarak Aydınlık'a bilgi veren bir yetkili, "açılım" süreci nedeniyle teröre karşı mücadelede bir zafiyet ortaya çıktığını kaydederek, "Ne yazık ki uzunca bir süredir terörle mücadele engellendi. Bu da doğal olarak güvenlik güçlerinin terörle mücadelesinde zafiyet yarattı. Şimdi bu zafiyet ortadan kaldırılacak. Yüksek Askeri Şura toplantısı bitti. Şimdi yeni atanan komutanlar göreve başlayacak. Son değerlendirmelerin ışığında PKK'ya karşı mücadelede daha etkin önlemler alınacak. Oluşturulan birlikler yurt içinde görev yapacak" dedi. |
| Kadına karşı şiddet suçu işleyenler için caydırıcı cezalar olmalı Posted: 07 Aug 2015 04:53 AM PDT Her geçen gün gelen kadın cinayetleri haberlerine rağmen bu cinayetlerle ilgili görülen davalarda emsal teşkil edecek bir ceza verilmemesi, katilleri daha çok cesaretlendiriyor. 2015 Haziran ayında 26, Temmuz ayında da 15 kadın çeşitli nedenlerle öldürüldü. Ağustos ayında da kadın cinayetleriyle ilgili 4 önemli dava olacak. Antalya'da Deniz Aktaş'ın öldürülmesiyle ilgili dava dün görüldü. 13 Ağustos'ta Eskişehir'de Huriye Kara, 17 Ağustos'ta Ankara'da Hatice Kaçmaz, 19 Ağustos'ta da Akşehir'de Fatma Coşkun'un öldürülmesiyle ilgili davalar görülecek. Ankara'da geçen yıl Eylül ayında, 'evlenme teklifini reddettiği' gerekçesiyle öldürülen Hatice Kaçmaz'ın duruşmasında sanık Orhan Munis hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmişti. Kaçmaz ailesinin avukatı Ceren Şimşek bu önemli davada savcının verdiği mütalaanın bile emsal değeri olması gerektiğini söyledi. CAYDIRICI CEZALAR OLMALI Aydınlık'a konuşan Şimşek, "Sanıklar ağırlaştırılmış müebbetten çok korkuyor. Bu sebeple kadına karşı şiddet suçu işleyenler için caydırıcı cezalar olmalıdır. Aslında son birkaç kadına şiddet/kadın cinayeti dosyasında iyi hal ve haksız tahrik indirimi olmaksızın en üst hadden ceza veriyor, mahkemeler. Yozgat Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Arzu Boztaş ve Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Sırma Didar davalarında ısrarla anlatılan 'aldatma' senaryolarına rağmen mahkeme hiçbir indirim uygulamaksızın en üst hadden ceza verdi. Bu konuda mahkemelerde bir gelişme var ama yeterli değil henüz" dedi. Kadınlara yönelik özellikle AKP'lilerin şiddet söylemlerini eleştiren Şimşek, "AKP'lilerin söylemleri tabi ki bu şiddetin yükselmesine sebep oluyor. Zaten şiddetin sebebi kadın-erkek eşitsizliği. Buna gerek RTE'nin 'fıtrat' gerekse de Bülent Arınç'ın 'bir kadın olarak sus' söylemleri bu eşitsizliği yeniden üreterek, şiddetin yükselmesine sebep olmaktadır" diye konuştu. |
| Hulusi Akar'ı bir de benden tanıyınız Posted: 07 Aug 2015 02:28 AM PDT Prof. Dr. Celal Şengör son günlerde başlayan yeni Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tartışmasına katıldı. Prof.Dr. Celal Şengör son günlerde başlayan yeni Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tartışmasına katıldı. Akar'ın ABD''den aldığı madalyaya ilişkin eleştirilere yanıt veren Şengör, "bir kere madalyayı bir general değil, onun bağlı olduğu ordu, yani ABD vermiştir. Biz beğensek de beğenmesek de ABD'nin resmen müttefiki bir NATO üyesiyiz. NATO ordusu kâğıt üzerinde tektir. Onun içinden gelen bir madalyayı reddetmek en hafifinden diplomatik krize yol açar, Türkiye'nin başına dert olurdu." dedi. Hürriyet'ten Yalçın Bayer'in bugünkü köşesinde yer verdiği Şengör'ün Akar'a ilişkin açıklamaları şöyle: "Hulusi Akar'ı bir de benden tanıyınız HULUSİ Akar generalim hakkında gene fısıltı melaneti başladı. Buna müdahale etmek gerekir. Bu konuda bir yazı yazdım. Orgeneral Sayın Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı olur olmaz aleyhte propaganda başlayıverdi. Vay efendim, askerimizin başına çuval geçiren generalden madalya kabul etmiş! Aziz yurttaşlarım: Bu tür zırvalıkları okumayınız bile. Bunlar kötü niyetlilerin ürettiği, ordumuzu yıpratmaya yönelik kara propagandadır. Akar generalin öyle bir madalyayı reddetme şansı yoktu. Bir kere madalyayı bir general değil, onun bağlı olduğu ordu, yani ABD vermiştir. Biz beğensek de beğenmesek de ABD'nin resmen müttefiki bir NATO üyesiyiz. NATO ordusu kâğıt üzerinde tektir. Onun içinden gelen bir madalyayı reddetmek en hafifinden diplomatik krize yol açar, Türkiye'nin başına dert olurdu. Bir general böyle bir krize yol açacak bir adımı atamaz. Atsaydı, isyankâr durumuna düşerek kendi ordusunun disiplinini yaralardı. SORUMLU ASKER DEĞİL Benim tanıdığım Akar generalim, katıksız bir vatansever, iyi bir asker ve iyi bir insandır. İçinden geçtiğimiz bu çok zor günlerde kahraman ordumuza laf etmeye kalkanlara lütfen artık fırsat vermeyelim. Balyoz'u, Casusluk ve Fuhuş davaları rezilliklerini unutmayalım. Bunları hiç hak etmeyen kahraman ordumuza yeteri kadar zarar verdik, artık yeter! Askerimizin başına çuval geçirilmesinin sorumlularını arıyorsanız bakacağınız yer sivil politikacılardır, askerler değil." Şengör, son olarak Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın vefatının ardından verdiği başsağlığı ilanıyla gündeme gelmişti. __________________________________ Müyesser Yıldız yazdı Hangi Cemaat yazarı "kefil" oldu Geçmiş yılların aksine ne kadar sakin bir YAŞ'a hazırlık dönemi yaşadık. Müstakbel Genelkurmay Başkanı hakkında ne SMS mesajları, ne sağlık raporları, ne "ağlama duvarı" resimleri, ne kozmik odalardaki konuşmalarına dair ses kayıtları çıktı!.. Evet, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı'na gelmesi hemen hemen kesinleşmiş gibi. Özgeçmişi yayınlanıyor. Bazı eksiklikler var; Sadece onları tamamlamak istiyorum. GÜL'ÜN OKUL ARKADAŞI Akar, Kayseri Lisesi mezunu. 1980 yılından bu yana Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturan komutanları dikkate alırsak, galiba askeri lise kökenli olmayan 4'üncü Başkan olacak. Daha önemlisi önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu okuldan mezun, aralarında 2 yıl var. Muhtemelen aynı dönemde okudular. Generallik öncesinde Harp Akademisi'nde öğretim görevlisi olan Akar, Tümgeneral rütbesinde Kara Harp Okulu Komutanlığı ardından Kara Harp Akademisi Komutanlığı yaptı. Kara Harp Okulu Komutanlığı dönemi 2002-2005. Bu döneme ilişkin iki iddia vardır. Birincisi; dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün dönemin okul komutanı Nejat Bek'i (Bek yıllar sonra Balyoz'dan tutuklanacaktır) süresi bitmeden görevden aldığı ve yerine Akar'ı atadığıdır... İkincisi; Cemaat'in Harp Okullarından soruları çaldığı öne sürülen yılların başlangıcının 2005 olarak gösterilmesidir... AKAR'I 2004'TE "KEŞFEDEN" VE ONA "KEFİL" OLAN YAZAR Akar'ın Harp Okulu komutanlığı dönemine ilişkin iki yazı var. O dönemde Hürriyet'te, şimdilerde Cemaat'in Bugün Gazetesi'nde yazan Ali Atıf Bir'e ait. Okula konferansa davet edilen Ali Atıf Bir 2 Mayıs 2004'te, "Harp Okulu'nda Kurtlar Vadisi" başlıklı yazısında, Komutan Hulusi Akar'a, "Söylenmeyecek, konuşulmayacak bir şey var mı bu çatı altında?" diye sorduğunu belirttikten sonra şunları anlattı: "Okul Komutanı Hulusi Akar, 'Hocam bu çatı altında her şeyi konuşabilirsiniz. Biz özellikle öğrencilerimizin farklı bakış açılarını görmelerini, çok yönlü düşünmelerini ve yaratıcı olmalarını istiyoruz' dedi ve önyargılarıma yanıt verircesine ekledi: 'Asker mantığı' önyargısını düzeltmek zorundayız. Orduyu sadece 'itaat kurumu' olarak görmek yanlış. Ordu hem itaat hem liyakat kurumudur. En büyük komutanından küçük görevlisine kadar karar almadan önce herkesten görüşlerini söylemesi, ama karar verildikten sonra da herkesin harfiyen uyması beklenir. Bu en çağdaş şirkette de böyle olmaz mı?'. Ayrılırken, Okul Komutanı Tümgeneral Hulusi Akar, 'KHO' logolu bir de kravat etti. Harp Okulu da artık 'branding' yapıyor anlayacağınız..." Ertesi yıl bir daha okula çağrıldı Ali Atıf Bir. 28 Nisan 2005'te "Haziran Gecesi Yıldırımlar Yaratamıyor" başlığıyla bu defa şunları yazdı: "Konferans bittikten sonra Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Hulusi Akar'ı makamında ziyaret ettim. Geçen konferans sonrasında Akar'ın sohbetinden çok memnun kalmıştım. Bu kez Kara Harp Okulu'nun 2001 yılından bu yana sürdürdüğü yüksek lisans programlarından söz ettik. Akar, büyük bir heyecanla Savunma Yönetimi, Teknoloji Yönetimi, Lojistik Yönetimi gibi programların nasıl işlediğinden söz etti. Kara Harp Okulu'nun yüksek lisans programları sivillere de açıkmış, bilmiyordum, şaşırdım. Akar da 'Kendimizi duyuramıyoruz işte!' deyip, hayıflandı. Hulusi Akar'la her konuşuşumda adeta bir rektörle konuşuyormuş gibi bir izlenime kapılıyorum. Akar'ın vizyonu, bilimselliğe bakışı çok mutlu ediyor beni. Türkiye adına umutlanıyorum.. Kara Harp Okulu, yakında Kara Harp Üniversitesi olmasın?" Gelelim Ali Atıf Bir'in henüz AKP-Cemaat savaşı başlamadan, 6 Ağustos 2013'te Akar'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gelmesi üzerine Bugün Gazetesi'ndeki yayınlanan yazısına... Başlığı, "Hulusi Paşa'yı çok önce keşfetmiştim" idi. Hürriyet'te yazdığı yukarıdaki yazılarını özetledikten sonra şöyle dedi: "Son YAŞ sonrası bildiğiniz üzere Orgeneral Hulusi Akar Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 2015 yılında da Genelkurmay Başkanı olması gerekiyor. Emekliye sevk edilen Orgeneral Bekir Kalyoncu'yu tanımam, nasıl biridir bilmem, o yüzden 'çok iyi oldu' gibi şeyler yazıp, haksızlık yapmayayım. Ancak Orgeneral Hulusi Akar'ın Türkiye için büyük bir şans olduğunu yazmak zorundayım. Son derece vizyoner, açık fikirli ve özgürlükçü bir asker. Bazılarının, 'TSK düştü, ele geçirildi, AK Partileşti' propagandalarına da kanmayın, Hulusi Paşa'nın yönetiminde TSK'nın emin ellerde olacağına ilk elden kefilim." ERMENİ UZMANI Akar'ın Tümgeneral rütbesinde olduğu Okul Komutanlığı dönemine ilişkin bir not daha ekleyelim; Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora yaptı. 2005 tarihli tezinin konusu şu: "Harbord Military Mission to Armenia: The Story of An American Fact Finding Mission and Its Effects On Turkish-American Relations- Ermenistan'a Harbord Askeri Heyeti: Bir Amerikan Heyetinin Hikayesi ve Türk-Amerikan İlişkilerine Etkileri." General Harbord kimdir, kısaca hatırlatalım; Sevr planlarını çizen ABD Başkanı Wilson'un 1. Dünya Savaşı sonrasında Ermeni "soykırım" iftiralarını incelemek üzere bölgeye gönderdiği heyetin başkanıdır. Raporunda, "soykırım" iftiralarının yalan olduğunu yazar. Özetle, "soykırım" iftiralarının 100'üncü yılında, TSK'nın başına Ermeni uzmanı bir komutan geliyor. ÖZEL'İN SAĞ KOLU OLDU Akar'ın en zorlu yılları 3. Kolordu Komutanlığı yaptığı 2009-2011 arasıdır. Bu dönemi sonraya bırakıp, Orgeneral olmasının ardından 3. Kolordu'dan Genelkurmay 2. Başkanlığı'na gelişini özetleyelim. Normal şartlarda önünde Korkut Özarslan vardır. Ancak Özarslan Balyoz'dan tutuklanmış ve Akar'ın önü açılmıştır. Bundan sonra hep, "Özel'in sağ kolu" olarak anılacaktır. ORDU KOMUTANLIĞI YAPTI MI? Orgeneral Akar'ın çok konuşulan bir başka özelliği de TSK'daki yaygın teamüllerin aksine, hiç ordu komutanlığı yapmadan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması oldu. Akar'ın sadece 1998-2000 yılları arasında Tunceli Hozat'ta İç Güvenlik Tugay Komutanlığı yaptığı biliniyor. 2010 yılına gidelim. 2007'de Havaalanı'nda eşi Hayrünnisa Hanım'la tokalaşmamak için protokolden çıktığı iddiasıyla dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün öfkesini çeken dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Arslan Güner'in Jandarma Genel Komutanı olması beklenmektedir. Ancak Gül veto eder. Kulislerde Gül'ün Güner için, "20 yıldır Ankara dışına çıkmamış. Ordu Komutanlığı yapmamış. Güneydoğu'ya da gitmemiş" dediği konuşulur. CEMAAT'İN EN ÖNEMLİ KALEMİNDEN ÖZEL VE AKAR Adı Faruk Mercan, Cemaat'in en önemli kalemi olarak biliniyor. İki yazısında uzun uzun Özel ve Akar'ı anlattı. Detaylarını buradan (http://farukmercan.com/?m=201308 ve http://farukmercan.com/?p=197) okuyabilirsiniz. Bazı hatalarını düzeltmekle ve önemli gördüğüm kısımlarını aktarmakla yetineceğim. 21 Ağustos 2013 tarihli yazısının başlığı, "28 Şubat'ın terfi etmediği komutan, Kara Kuvvetleri Komutanı oldu" idi. KKK'lığına getirilmesi beklenen Bekir Kalyoncu ile Akar arasındaki "rekabet"ten söz eden Mercan, aynı dönem olmalarına rağmen Akar'ın 28 Şubat'ta terfi ettirilmediğini öne sürdü. Evet aynı dönemler, ama Kalyoncu'nun birincilikleri ve başarılarıyla birkaç terfi alıp, Akar'la arayı açtığını, Akar'ın normal terfi yılının 28 Şubat'ın yaşandığı 1997 değil, 1998 olduğunu görmezden geldi. Bu yazıda verilmek istenen "mesaj" açık, yoruma gerek yok. Sözkonusu uzun yazının başlangıç ve sonuç bölümünden üç paragraf daha aktarıp, diğer yazıya geçelim: "Yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Genelkurmay 2. Başkanı'ydı. Yani, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in en yakın çalışma arkadaşıydı. Genelkurmay karargahını, Orgeneral Necdet Özel adına sevk ve idare eden komutan Hulusi Akar'dı... 'Son darbe' gözüyle baktığım 28 Şubat döneminde, yani 1997'den itibaren TSK'da bir 'dizayn' daha yapıldı. Özellikle Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanı olduğu 1998'den itibaren, '28 şubat bin yıl sürecek' mantığı ile dizaynlar yapıldı. Çok ilginçtir, 'Ergenekon'un yeniden yapılanma tarihi de 1999'dur. Diyeceksiniz ki, bu kadar dizayna rağmen nasıl oldu da Hilmi Özkök, Necdet Özel gibi komutanlar Genelkurmay Başkanı olabildiler? Hilmi Özkök'ü Genelkurmay Başkanı yapmamak için her şey yapıldı. Necdet Özel için de benzer çalışmalar yapıldı… Yarın Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralacak olan Orgeneral Hulusi Akar'ın, 28 Şubat sürecinde nasıl terfi ettirilmediğini yukarıda anlattım… Şimdi TSK'da artık bir normalleşme döneminin başlaması bekleniyor. Tayini, terfisi kendi içinde liyakat unsuruna göre şekillenen, siyasete bulaşmayan ve ülkenın dış güvenliğine odaklanmış bir TSK. Kimsenin inancından, ibadetinden dolayı sorgulanmadığı, atılmadığı ve namaz kılanın da kılmayanın da yan yana, eşit şartlarda görev yapabildiği bir TSK. Ancak böyle bir TSK ile Türkiye bölgesinin oyun kurucu bir gücü haline gelebilir. Ve ancak böyle bir TSK ile, Türkiye sonsuza kadar darbecilik illetinden kurtulur…" "ÇÖZÜM SÜRECİNİN" ÖNÜNÜ AÇTILAR Mercan'ın, "AK Parti'yi muktedir yapan komutan" başlıklı yazısının tarihi de 8 Temmuz 2014, yani AKP-Cemaat savaşı sonrasına ait. 2011'de dönemin Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel hariç, Genelkurmay Başkanı Işık Koşener ve diğer komutanların istifasını hatırlatıp, AKP'nin ileri gelenlerinin, "Tam muktedir olduğumuz tarih 2011'dir" dediğini, Özel'in giydiği "ateşten gömleği" nasıl taşıdığını, askerleri "tam meşruiyet" çizgisine nasıl çektiğini anlattı. Devamında şu övgüler vardı: "Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Genelkurmay Başkanlığı makamında Orgeneral Özel ve karargâhta, komuta kademesinde Orgeneral Özel'in kadroları olmasaydı, Hükümet çözüm sürecini bu kadar rahat götüremezdi... Orgeneral Özel'in siyasete ve siyasi konulara uzak tavrını, Ankara temsilcileri olarak bütün resepsiyonlarda kendisiyle yaptığımız sohbetlerde gözlemliyoruz. Aynı durum; Orgeneral Özel'in en yakın çalışma arkadaşı olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar için de geçerli… Orgeneral Özel döneminde, Silahlı Kuvvetler'in Hükümet'in herhangi bir politikasına siyasi saiklerle müdahale ettiğine şahit olmadık. Güneydoğu'da çok zor asayiş şartlarında ve olaylarda bile Hükmet'in çözüm politikasına öncelik verildi. Diyarbakır'daki 'bayrak indirme' olayında askerin müdahale etmemesinin temelinde bu hassasiyet var." Mercan'ın bu yazıyı yazmasının asıl sebebi, o günlerde Özel'in "Paralel Paşalar" manşetleri yüzünden istifa edeceği söylentisinin çıkmasıydı. İstifa etmemesini isteyen Mercan, "Orgeneral Özel ve oluşturduğu yeni komuta kademesi ve Genelkurmay karargahı; sadece Hükümet'in değil; Türkiye'nin de şansı… Giderse, hem Hükümet, hem de Türkiye onu arayacak" dedi. BALYOZ VE HEDEFTEKİ AKAR TSK'ya "kumpasın" adı olan Balyoz sürecinde, tutuklu komutanların Özel kadar tepki gösterdiği bir diğer isim dönemin 3. Kolordu Komutanı Hulusi Akar'dı. 2009-2011 arasında yani Balyoz'un en önemli döneminde Hasdal Cezaevi ona bağlıydı. İlk tutuklanan komutanlar cezaevinde "tek tip elbise, havalandırma, ziyaretçi yasağı" gibi ağır koşullarda yaşadı. Öyle ki, Ali Tatar "Bir daha o deliğe girmemek için" intihar etti. O sıkıntılar zamanla aşıldı. Sonrasında "bilirkişi krizi" çıktı. Yüzlerce subayın bir kalemde tutuklanmasına yol açan, faraziyeye dayalı "bilirkişi raporunu" hazırlayan 3. Kolordu'da görevli, dahası Akar'ın "icra subayı" olduğu belirtilen Pilot Binbaşı Ahmet Erdoğan'dı. Erdoğan'ı, Akar'ın görevlendirdiği öne sürüldü... Açılan davalarda gelip, tanıklık yapmaları istendi, ama Akar da Erdoğan da tanıklık yapmadı... Bir Hasdal ziyaretinde Akar'ın, "Ben Ahmet Erdoğan'ı nereden bileyim?" şeklinde tepki gösterirken, Yargıtay'ın Balyoz mahkûmiyetlerini onamasından sonra 2013'te gittiği Mamak Cezaevi'nde, "Ahmet Erdoğan iyi bir arkadaşımızdır. O rapor, bir kazaydı" dediği öne sürüldü. Ahmet Erdoğan'ın avukatı yıllar sonra bir gazeteye gönderdiği tekzipte, "Müvekkilinin Akar'ın icra subayı değil, 3. Kolordu Harekât Başkanlığında Harekât Plan Subayı olduğunu ve onu Kolordu Komutanı değil, Kolordu Kurmay Başkanının görevlendirdiğini" belirtti. "Balyoz" yiyen komutanların Akar'a tepkisi hiç dinmedi... Akar'ın çevresi de hakkında çıkarılan söylentilerden hep "Balyozcuları" sorumlu tutttu... KİM DEDİ EŞİ TÜRBANLI DİYE 7 Haziran seçimlerinden önce TSK'daki "paralel yapıyla" mücadele edilmediği yönündeki iddialar ve Erdoğan'ın çevresinin, Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı'na sıcak bakmadığı yönündeki haberlerin ardından Sözcü'den Saygı Öztürk, "Askerin Askere Yaptığına Bakın" başlıklı bir yazı yazdı. TSK'daki "ihbar furyasının" bir ön kesme yöntemi haline geldiğine dikkat çeken Öztürk, özellikle Hulusi Akar'ı anlattı. Hiçbir yerde böyle bir şey yazılmadığı, konuşulmadığı, en azından kamuoyuna yansımadığı halde Akar'ın eşi ve kızının türbanlı olduğu, oğlunun ASELSAN'da çalıştığı söylentileri çıkarıldığını duyuran Öztürk, hiçbirisinin doğru olmadığını bildirdi. Dahası, Akar'ın eski model bir BMW'si bulunduğunu, resmi görevleri dışında resmi araç kullanmamayı prensip edindiğini, eşinin de belediye otobüsüne bindiğini vurguladı. Bu ifadelerin Akar'a en öfkeli "Balyozcuları" bile şaşırttığını, "Bunlar da nereden çıktı? Ayrıca kimi ilgilendirir ki?" dediğini belirttikten sonra devam edelim. BUNCA YILDIR NEREDEYDİN? Saygı Öztürk'ün yazısında bir bölüm daha vardı; Akar'ın, okul arkadaşı olan "Bir Ergenekon Sanığını Ziyaret Ettiğine" dairdi. Öztürk, "Belki birileri bu ziyareti öğrendiğinde, 'Akar da Ergenekoncu' diyebilir. Son yıllarda hemen herkes mutlaka 'şucu-bucu' diye nitelendirilmiyor mu?" diye soruyordu. Akar, hangi "Ergenekoncu"yu ziyaret etmişti peki? Danıştay suikastinin sorumlusu olarak tutuklanan, yaklaşık 8 yıl Silivri Cezaevi'nde kalan, pankreas kanseri olan, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, ayrıca 117 yıl hapis cezasına çarptırılan, AYM'nin kararından sonra 2014'te tahliye olan ve 5 ay önce hayatını kaybeden Kıbrıs fatihi Muzaffer Tekin'i. Ne zaman; Silivri'deyken mi? Hayır, ölüm döşeğindeyken. Tekin, o ziyaretten kısa bir süre sonra hayatını kaybetti zaten. Bizim öğrendiğimize göre, Akar'ın ziyareti sırasında Tekin, Silivri'deyken kimsenin gelip, ilgilenmediğini belirtip, "Bunca yıldan sonra ne oldu? İade-i itibar mı?" diye sormuş. ÇUVALCI KOMUTANDAN MADALYA Müstakbel Genelkurmay Başkanı ile ilgili son bir not: Bu Ocak ayının sonunda ABD'ye gitti. Ziyaret sırasında ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Raymond Odierno, Akar'a liyakat madalyası taktı. Odierno'yu tanıyorsunuz; 2003'te Kuzey Irak'ta Türk askerlerinin başına çuval geçiren birliğin komutanı. Türk heyetinin programında böyle bir tören gözükmediği için "Çuvalcı"nın madalyası Genelkurmay dahil herkes için "sürpriz" oldu. ABD'nin emri vaki yaptığı söylendi. Konuyla ilgili olarak ABD Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yayınlanan bilgi notunda ise, "Türkiye 1952'den beri NATO müttefikidir. Afganistan'da ISAF bünyesinde önemli rol oynamıştır" denildikten sonra madalya takmanın hikmet-i sebebi, "Akar'ın Suriye konusundaki tutumu ve Türkiye ile ABD askeri kuvvetlerinin işbirliğine katkılar" şeklinde açıklandı. ÖZEL'DEN, "BEN GİDERSEM DAHA KÖTÜ OLUR" MESAJI Kulislere yansıdığı kadarıyla iktidar Necdet Özel'in görev süresini uzatmak istiyordu, ama Özel "TSK'nın teamülleri bozulmasın" diye kabul etmedi. Yıllardır yaşanan inanılmaz "yıldızlar savaşından" sonra şaşırtıcı, bir o kadar da takdire şayan bir tavır elbette. Lâkin bir de 29 Ekim 2013'te Çankaya Köşkü'nde söyledikleri var. Balyoz mahkumiyetlerine en yoğun tepkilerin yaşandığı ve Özel'e ağır eleştirilerin yöneltildiği günlerdi; Şu sert karşılığı verdi: "TSK milletin ordusudur. Biz bütün siyasi akımlardan uzak durmaya çalışıyoruz. Silahlı Kuvvetleri siyasallaştırmak için gayret gösteriyorlar. Çünkü Silahlı Kuvvetler mutlak itaat ve disipline dayalı yapısında zafiyet olursa Türkiye'nin bekasının etkiler. Beni kişisel olarak hedef tahtasına oturtursanız, ben de insanım. Bir süre sonra beni de bulamayabilirsiniz..." Kendi ifadesiyle, "en zor zamanda" geldi ve de en zor zamanda gidiyor. Bakalım onu arayacak mıyız, aramayacak mıyız? Ya da kimler arayacak? |
| You are subscribed to email updates from Sözcü Haber To stop receiving these emails, you may unsubscribe now. | Email delivery powered by Google |
| Google Inc., 1600 Amphitheatre Parkway, Mountain View, CA 94043, United States | |



















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder