GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 13 Temmuz 2015 Pazartesi 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


Türkiye Cumhuriyeti, Tünceli Genel Seçimleri Analizi Ve Osmanlı’ Dan Bu Güne, Tunceli/Dersim Olaylarına Dinci Ve Emperyalist Etkisi Olmadan Son Noktayı Koyduk

Posted: 12 Jul 2015 04:16 PM PDT



Türkiye Cumhuriyeti, Tunceli Genel Seçimleri Analizi
Ve
Osmanlı' Dan Bu Güne, Tunceli/Dersim Olaylarına
Dinci Ve Emperyalist Etkisi Olmadan Son Noktayı Koyduk


Gelin hep birlikte çok partili döneme geçişten bu güne yalansız, dolansız, dinci Allahsızları ve Emperyalistleri işin içine karıştırmadan, hem TÜRKİYE, hem TUNCELİ genel seçim sonuçlarını, hem de TUNCELİ/DERSİM olaylarını kısaca üç madde halinde işleyelim.
1)KISACA TÜRKİYE GENEL SEÇİM SONUÇLARI, YALANSIZ, DİNCİ VE EMPERYALİST ETKİSİ OLMADAN YAPILAN ANALİZLER
2)KISACA TUNCELİ GENEL SEÇİM SONUÇLARI, YALANSIZ, DİNCİ VE EMPERYALİST ETKİSİ OLMADAN YAPILAN ANALİZLER
3)KISACA TUNCELİ/DERSİM OLAYLARI, YALANSIZ, DİNCİ VE EMPERYALİST ETKİSİ OLMADAN YAPILAN ANALİZLER

Ne acıdır ki TUNCELİ/DERSİM olayları ve buna benzer olaylar her zaman ve tekrar tekrar haram, haksız, emeksiz, kandırıkçı, dinci, emperyalist, oy için, ATATÜRK, Cumhuriyet düşmanlığı için, soysuzca hep kullanılmıştır.
Zamanın Başbakanı da atalarından öğrendiği bu lanetli tecrübeyi kullanmayı sürdürmüş ve aslında makamı gereği ölse de böyle bir şey yapmaması gerekirken kanlı oy uğruna, devlet adına TUNCELİ/DERSİM olaylarından ötürü özür dilemiştir.
Bu sayede yine çok iyi yaptıkları tekrardan lanetli süreci başlatmış oldular, hemen ardından bazı ve hatta hiç beklenmeyen partilerden RTE' ye destek gelmiş gaza basılmış, mevcut kukla Başbakan tarafından da TUNCELİ/DERSİM olayları KERBELA' ya benzetilerek yine hızla vites yükseltilmiştir. Bu hızla bir duvara toslamaları çok yakındır. O duvar, yıkılmaz gerçekliklerle sarılı, vatan ve millet aşkıyla zincirli, yiğit, mert, aziz ve asil şehit ve gazilerimizin ATATÜRK duvarıdır.

HİÇ UTANMADAN, ÇOK İYİ BİLDİKLERİ HALDE
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE, YÜCE TÜRK MİLLETİNE
BU ÇOK TEHLİKELİ YALANI SÖYLÜYORLAR

Çoğunluğu, ''BİR VAROLUŞ DESTANIMIZ KURTULUŞ SAVAŞI'' yıllarında da olduğu gibi satılık, sahtekar olan basın ve aydınımız, hep yine satılmış, nemalandırıldıkları dincilerin ve emperyalistlerin soysuz uşakları olmuşlardır. Hep yine kutsal vatan ve aziz milletini buruşturup çöp kavasına atma cüretini hiç düşünmeden göstermişlerdir. Paraya tapmış ve şeytanla kardeşlik yapmışlardır.
Gözü yaşlı, yüreği yaralı, kutsal vatanımız, asil vatansever milletimiz, hep bunlarla uğraşmıştır. Ama yine de hem kurtuluş yıllarında hem de bu gün ve ilelebet cennet vatanımıza ve aziz milletimize sahip çıkan vatansever halkımız ve az da olsa basınımız, aydınlarımız hiç eksik olmamıştır. Onların sayesinde asil milletimiz tarihi hakkında gerçekleri öğrenebiliyorlar. O dönemde ve bu dönemde yalnız gerçekleri konuşan yüce aydınlarımız canını dişine takarak bu asil görevi yerine getirmektedirler. Amaç ne paradır nede itibar amaç yalnız ama yalnız vatan, millet aşkıdır.
''Bu asil insanların biri, soysuzların binine bedeldir.''
''Allah tüm şehit ve gazilerimiz için olduğu gibi tüm vatansever, halkımız ve aydınlarımızdan da razı olsun ''

Şimdi elimizde bulunan gerçek, yalansız verilerle kısaca TUNCELİ/DERSİM olaylarına da noktayı koymuş olacağız. Aşağıda bulunan verilere baktığımızda bu günlere kadar yapılan 18 Genel seçimin 11'inde CHP, TUNCELİ' de birinci parti çıkmıştır bu da TUNCELİ halkının ne CHP ile ne yüce ATATÜRK ile ne de Cumhuriyet ile her hangi bir sıkıntısının olmadığının en büyük kanıtlarından birisidir. Bu tespit çok değerli bir öneme sahiptir. Ama nedense bu günlere kadar, şerefle, gururla haykırarak dile getirilmesi gereken bu durum halkımızdan özenle gizlenmiştir. Bunu dile getiren özellikle siyasi partiler olmak üzere, her ilgili kurum ve basın tarafında ki gerekli şahsiyetlerin sayısı yok denecek kadar azdır.
Yine en büyük delillerden biriside Cumhuriyet Halk Partisi' nin Genel Başkanı sayın; Kemal Kılıçdaroğlu' dur. TUNCELİ' li bir vatandaşımız CHP' nin Genel Başkanı olmuştur.
TUNCELİ/DERSİM olaylarıyla ilgili olarak. Yüce Türkiye Cumhuriyeti' nin, ezeli ve azılı en büyük düşmanları olan, Allahsız, yalancı, dini kullanan dinciler ve emperyalistlerdir.

5 Maddede İşleyeceğimiz
Başlıca Yalanlar ve Bu Yalanların Doğruları vb. Önemli Konular

A)-Zehirli gaz kullanıldı iddiası;
Ben, Dersim propagandalarında sıkça kullanılan zehirli gaz iddialarını epeyce araştırdım. İngiliz Devlet Arşivleri'nin gizliliği kaldırılmış belgelerini, yıllarca tek tek inceledim. İngiliz arşivlerinde bulduğum, dünyada ve Türkiye'de ilk kez, Bütün Dünya dergisinin Haziran 2012 tarihli sayısında yayımladığım belgeler; 1939'a dek Türkiye'nin elinde zehirli gaz silahı bulunmadığı gibi, zehirli gaz silahı konusunda uzman ordu personeli de bulunmadığını kanıtlıyor.
Yazar; Cengiz Özakıncı-1 HAZİRAN 2012

B)- Atatürk'ün Dersim Islahat Hareketi

Daha önce kamuoyuyla paylaşılmayan belge ve bilgilerle yeni bir Dersim Dosyası:

Genç Cumhuriyetin Dersim'e yönelik operasyonunun nedeni Kürtleri yok etmek, soykırıma uğratmak mıdır, yoksa rejim karşıtı, bölücü bir isyanı bastırmak mıdır? Neden sadece Dersim olaylarının sonuçlarından söz edilirken olayların nedenlerinden hiç söz edilmemektedir? Şimdi gelin hep birlikte 1937-1938'e uzanıp, Dersim İsyanı'nı anlamaya çalışalım.

En kanıksanmış Cumhuriyet tarihi yalanlarından biri "Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün liderliğindeki genç Cumhuriyetin, 1937-1938 yıllarında Dersim'de Kürtleri katlettiği!" biçimindedir. Ülkemizde bugün, tarihçisinden gazetecisine, eğitimcisinden siyasetçisine kadar neredeyse herkes, Türkiye Cumhuriyeti'nin Dersim'de bir kıyım ve katliam yaptığını peşinen kabul etmiş gibidir.

Örneğin, İsmail Beşikçi'nin bir kitabının adı, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi' dir. Hasan Cemal'in bir yazısının adı da, Dersim Katliamını Mazur Göstermeye Çalışmanın Ahmaklığı Üzerine'dir.

"Dersim yalanı" Türkiye'de son zamanlarda sıkça siyasete alet edilmeye de başlanmıştır. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis kürsüsünden defalarca "Tek Parti döneminde Dersim'de katliam yapıldı!" demiştir.

"Dersim'de katliam yapıldı!" iddiaları, bugün bazı iç ve dış Cumhuriyet düşmanlarınca, Türkiye'yi soykırımla suçlamak için kullanılmak istenmektedir. Örneğin, 13 Kasım 2008'de Avrupa Parlamentosu himayesinde Dersim Soykırımı Konferansı düzenlenmiştir. Düzenleyenler, bu konferansın amacını, Ermeni, Süryani, Pontus Rumlarına karşı soykırım suçu işleyen Türkiye'nin suçlar listesine yeni bir insanlık suçu daha ekleniyor: "Dersim soykırımı" biçiminde açıklanmıştır. Prof. Dr. Ronald Mönch, Dersim'de yaşananların insanlık suçu olduğunu savunarak Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkililer için, "Yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi!" demiştir.
Atatürk, 1935 yılında Meclisi açış konuşmasında Dersim'de yapılacak "ıslahat programını" şöyle açıklamıştır:

"Yeniden iki genel ispektörlük ve yeniden bazı vilayetlerin kurulması da lüzumlu görülmektedir. Bu arada Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünülmüştür. Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeye yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım. (bravo sesleri, alkışlar)

Tunceli'deki icraatımız neticeleri, bu hakikatın yakın ifadesidir. İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde inkişafına önem vermek çok yerinde olur."

"Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had bir şekil alan Tunçeli' de ki toplu şekavet (eşkıyalık) hadiseleri, muayyen bir program dahilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda bertaraf edilmiş, o mıntıkada bu gibi vakalar bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur. (bravo sesleri). Cumhuriyetin feyzinden yurdun diğer evlatları gibi oradakiler de tamamıyle istifade edeceklerdir."

Atatürk, Tunceli (Dersim)'deki eşkiyalığın, "Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını" engellemesine izin verilmeyeceğini, bunun için de Tunçeli'de bir "ıslahat programı" uygulanacağını 1935 yılında açıklamıştır.

Atatürk'ün "Dersim ıslahat programını" açıklarken söylediği, "İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde inkişafına önem vermek çok yerinde olur" sözleri, "Atatürk Dersim'de soykırım yapmak istiyordu!" diyen Cumhuriyet tarihi yalancılarını utandıracak niteliktedir.

Hükümetin halka "şevkat göstermesini" isteyen Atatürk, Cumhuriyet memurlarının bu "zihniyete" sahip olmalarının önemine işaret etmiştir.
Yazar; Sinan MEYDAN-1 HAZİRAN 2012


C)-Dersim İsyanı'nın Kökleri Koçgiri İsyanı'nda gizlidir
-"Dersim sonuçtur; başlangıç Koçgiri İsyanı'dır"
-Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi emperyalistlerce kullanılmıştır:
-Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi Bağımsız Kürdistan parolasıyla başlatılmıştır:
-Koçgiri İsyanının baş aktörleri Dersim İsyanı'nda da karşımıza çıkmıştır:
-Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi "bastırılması sırasında aşırı güç kullanıldığı" iddiasıyla tartışma konusu olmuştur:

Özetlemek gerekirse;
1919'daki Koçgiri İsyanı'nı İngiltere desteklemiştir; Koçgiri İsyanı'na katılan isyancıların ele başları 1937-38'de Dersim İsyanı'nda da karşımıza çıkmıştır.
1924'te çıkan Nasturi İsyanı'nı İngiltere desteklemiştir.
1925'te çıkan Şeyh Sait İsyanı'nı İngiltere desteklemiştir.
1925'teki Şeyh Sait İsyanı sonrasında yurt dışına kaçan isyancılardan bazıları
1927 yılında Ermenilerle birlikte Hoybun Cemiyeti'ni kurmuştur. Hoybun Cemiyeti'ni İngiltere, Fransa ve ABD desteklemiştir.
1930'daki Ağrı İsyanı'nı Hoybun Cemiyeti'nce desteklenmiştir.
1937-38'deki Dersim İsyanı'nın alt yapısı 1928-29'da hazırlanmıştır.
Yazar; Sinan MEYDAN-1 HAZİRAN 2012


D)-Osmanlı Dönemindeki Dersim İsyanları;
Dersim, Osmanlı döneminde çokça isyan etmiştir. Dersim aşiretleri, yaşadıkları bölgenin Osmanlı Devleti'nin maden ihtiyacını karşılayan bir bölge olduğunu fark ettikten sonra sıkça Osmanlı'ya karşı isyan etmişlerdir. Dersim aşiretleriyle Osmanlı arasındaki Alevi-Sünni ayrımı bu isyanları daha da şiddetlendirmiştir. Cengiz Özakıncı 'nın dediği gibi, "Maden demek, silah demek; top, tüfek, gülle demek; gümüş 'akça' ve 'bakır' mangır demekti. Çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlı devleti, ne zaman doğudaki komşuları Rusya ya da İran'la savaşa tutuşacak olsa, siyasal Aleviliğin, Kızılbaşlığın dağlar ve akarsularla korunaklı kalesi Dersim'in önde gelen kimi aşiretleri, Osmanlı'nın top, tüfek ve para üretiminin kaynağı olan çevredeki madenlere saldıracaktı."

Osmanlı Devleti' 1514, 1534-1535,1548-1549,1552-1554,1578-1590,1603-1611,1615-1618,1622-1639,1723-1727,1730-1732,17351736,1821-1823 tarihlerinde Alevi, Şii, Kızılbaş İran Devletiyle savaşmıştır. Bütün bu savaşlarda, Sünni Osmanlı'nın yerli top tüfek barut üretimi, kimi Alevi-Kızılbaş Dersim aşiretleri tarafından, yöredeki madenlere yapılan silahlı baskınlarla, saldırılarla kesintiye uğratılmıştır.

İsyancı Dersim aşiretleri 17. Yüzyıla kadar "İran'ın maşası" durumundayken, 19. yüzyıldan itibaren önce Rusya'nın, sonra da İngiltere'nin maşası durumuna gelmişlerdir.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda bazı Dersim aşiretleri, Rusya'nın yanında yer almak için Erzurum'daki Rus konsolosuna teklifte bulunmuştur.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında bazı Dersim aşiretleri o bölgedeki Türk kışlalarına, Türklere ve bazı illere saldırmıştır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Dersim'deki Kırgan aşireti, Hozat'ı basarak halkı gasp etmiştir.

1892'de Dersim'deki Koç ve Şam uşakları birleşerek büyük gruplar halinde azgınca etrafa saldırmıştır.

1893-1905 arasında Dersim'de zaman zaman büyük karışıklıklar çıkmış, Arapkir ve Kemah halkı can ve mallarını korumak için Saray ve Babıali'ye şikayet dilekçeleri göndermiştir.
Bütün bu belge ve bilgiler, Cumhuriyet döneminde 1937-1938'deki Dersim İsyanı'nın "Son Dersim İsyanı" olduğunu kanıtlamaktadır! Anlaşıldığı kadarıyla "Dersim'in asayişsizlik tarihçesi" bir hayli gerilere gitmektedir.

1896'da Osmanlı yönetimi, Dersim aşiretlerinin "başı bozuklukları", halka yönelik saldırıları, "yağma" ve "katliamları" üzerine Dersim'le yakından ilgilenmeye başlamıştır. Saray, Babıali, Anadolu Genel Müfettişi Müşir Şakir ve 4. Ordu Komutanı Zeki Paşa arasındaki yazışmalardan sonra Dersim hakkında bazı kararlar alınmıştır. Bu kararlardan beşincisi, "Dersimlilerin cidden ıslahı için alınması gereken önlemler"dir.

1896 tarihli 5. karardaki önlemelerden bazıları şunlardır:

• Muhtemel bir direniş hesaplanarak, bunu etkisiz hale getirecek kadar 4. Ordu'dan bir kuvvet ayrılacaktır.
• Bu kuvvet güçlü bir komutanın kontrolüne bırakılacaktır.
• Ayrılacak kuvvet sessizce Erzincan, Çemişgezek ve Mamuretülaziz civarından Dersim bölgesine sevk edilecektir.
• Dersim halkını, yirmi para yevmiye ve yarım okka ekmek vererek Hozat yolunun yapımında çalışmaya davet ederek "Dersimlilerin vahşetleri" önlenecektir.
• Aşiretler arasında birleşme önlenecektir.
• Amacın ziraat ve ticaret kapısı açmak olduğu telkin edilerek, halkın ıslahına çalışılacaktır.
• Bu telkinler sırasında muhalefet gösterilmediği takdirde şiddet gösterilmeyecek, aksi halde şiddet gösterilecektir.
• Ne şekilde olursa olsun hiç kimsenin malına el koymamak konusunda askerler uyarılacaktır.
• Bu uygulamaya karşı muhalefet edenlerin Trablus ve Yemen taraflarına sürgün edilecekleri bildirilecektir.
• Askeri harekatın uygulanması sırasında Dersim'de bir süre "örfi idare" uygulanacaktır.
• Dersim sancağı kaldırılacaktır.
• Ovacık, Hozat ve Kızılkilise'de gerektiği zaman Kuzuçan'da örfi idare ilan edilecek ve yer yer "örfi idare mahkemeleri" kurulacaktır.
• O bölgelerdeki kaymakamlık ve müdürlük görevleri o bölge komutanına devredilecektir.
• Kazalarda birer ikişer maliye memuru bulundurulacaktır.
• Uygun birkaç yerde "iptidayi mektepleri"açılacaktır. Eğitim görecek çocuklara yüz dirhem ekmek, senelik bir entari, kuşak ve festen ibaret kapama tarzında bir elbise verilerek çocuklar eğitime teşvik edilecektir.
• Dersim'de bulundurulacak askerin ihtiyaçları zamanında karşılanacaktır.

1896 tarihli bu kararlardan çok açık bir şekilde görüldüğü gibi Dersim, sadece Cumhuriyet döneminde "sorun" olmaya başlamamış, Osmanlı döneminde de çok ciddi bir sorun olmuştur. 19. yüzyılda bazı Dersim aşiretlerinin yağma, saldırı ve isyanları Osmanlı yöneticilerini Dersim ve civarında acil önlemler almaya yöneltmiştir. 1896 tarihli kararlara göre Dersim'e yönelik alınması düşünülen önlemler; bölgeye ordu sevk etmek, aşiretlerin birleşmesini önlemek, halka iş imkanları sağlamak, devlete yönelik muhalefete müsaade etmemek, asileri sürgünle cezalandırmak, bölge yönetimini sivillerden askerlere vermek, yer yer sıkıyönetim ilan edip, sıkıyönetim mahkemeleri kurmak, eğitim düzeyini arttırmak biçiminde sıralanmıştır ki, Dersim'e yönelik benzer önlemler, Cumhuriyet döneminde de gündeme gelmiştir.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, Dersim/Doğu Raporları

Dersim'deki karışıklıkların artması üzerine Osmanlı Devleti, Der-sim'deki asayişsizliklere karşı alınması gereken önlemler konusunda, bölgeye araştrrma-inceleme heyetleri göndererek raporlar hazırlatmıştır.

Osmanlı döneminde "Doğu ve Dersim" konusunda hazırlanan raporlar şunlardır:

1) Anadolu Genel Müfettişi Şakir Paşa'nın Raporu. (1899)
2) Mutasarrıf Mardini Arif Bey Raporu (1903)
3) Mutasarrıf Celal Bey Raporu (1906)

Osmanlı Devleti, bu raporlardaki önlemleri uygulamasına karşın Dersim'deki "eşkıyalık" ve "isyan" bir türlü bitmek bilmemiştir. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 1907'de, 1908'de, 1909'da ve 1916'da Dersim'deki isyancı aşiretler ve eşkıyalar üzerine askeri harekat düzenlemiştir.

Demek ki neymiş! Dersim'e askeri harekat düzenleyen sadece Genç Cumhuriyet değilmiş, Osmanlı da tam dört kez, Dersim'e askeri harekat düzenlemek zorunda kalmış!...
Ama nedendir bilinmez! Cumhuriyet'in Dersim harekatını "katliamcılık" olarak adlandıranlar, Osmanlı'nın Dersim harekatlarını bilmezlikten gelmektedirler!...
Genç Türkiye Cumhuriyeti, 1926 yılında daha Ağrı İsyanları devam ederken Dersim'in her an patlamaya hazır bir bomba olduğunu görerek Dersim'le ilgilenmeye başlamıştır.
Bu doğrultuda, Dersim'i daha iyi tanımak, Dersim'deki sorunları ve çözüm yollarını araştırmak üzere Dersim'e inceleme heyetleri ve raportörler gönderilmiştir.

Cumhuriyet döneminde Doğu ve Dersim konusunda hazırlanan raporlar şunlardır:

1. Ziya Gökalp'in "Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler" adlı Kitabı (1924).
2. Kütahya Milletvekili Neşit Hakkı Uluğ'un "Doğu'dan Bir Mektup" Başlıklı Çalışması. (1925).
3. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in Raporu (1926)
4. Elaziz Valisi Cemal (Bardakçı)'nın Raporu (1926)
5. Milli Emniyet Hizmetleri (MEH) Teşkilatı'nrn Van Vilayeti Raporu (1928)
6. MEH'in Urfa Vilayeti Raporu (1928)
7. MEH'in Hakkari Vilayeti Raporu (1928)
8. MEH'in Elaziz Vilayeti Raporu (1928)
9. MEH'in Mardin Vilayeti Raporu (1928)
10. MEH'in Siirt Vilayeti Raporu (1928)
11. MEH'in Diyarbakır Vilayeti Raporu (1928)
12. Elaziz Valisi Nizamettin Ataker'in Raporu
13. Birinci Umum Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) Bey'in Birinci Raporu (1930)
14. Büyük Erkanı Harbiye Reisliği'ne Rapor (Fevzi Çakmak Raporu). (1930)
15. Halis Paşa (Korg. Ömer Halis Bıyıktay) Raporu (1930)
16. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Raporu (1931)
17. Birinci Umum Müfettiş İbrahim Tali Bey'in İkinci Raporu (1931)
18. Jandarma Umum Kumandanlığı Raporu (1932)
19. Erzincan Valisi Ali Kemali Bey'in Erzincan Kitabı (1932)
20. İsmail Hüsrev Tökin'in "Türkiye Köy İktisadiyatı" adlı Kitabı(1934)
21. Başvekil İsmet İnönü Raporu (1935)
22. İktisat Vekili Celal Bayar'ın Şark Raporu (1936)
23. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya'nın Umumi Müfettişler Konferansı'nı Açış Konuşması (1936)
24. Birinci Umumi Müfettiş Abidin Özmen'in Umumi Müfettişler Konferansı'ndaki Konuşması (1936)
25. Üçüncü Umumi Müfettişi Tahsin Uzer'in Umumi Müfettişler Konferansı'ndaki Konuşması (1936)
26. Dödüncü Umum Müfettişi Korg. Abdullah Alpdoğan'ın Umumi Müfettişlikler Konferansı'ndaki Konuşması ve Raporu (1936)
27. Dördüncü Umum Müfettişliğin İkinci Raporu (1937 veya 1938)

Görüldüğü gibi genç Türkiye Cumhuriyeti, 1924-1938 arasında, genelde Kürt sorunu, özelde Dersim konusunda tam 27 adet rapor, kitap ve konuşma hazırlatmıştır. Atatürk, bütün bu raporlardan (çalışmalardan) çıkan "ortak analizlere" ve "ortak sonuçlara" göre "Dersim politikasını" biçimlendirmeye çalışmıştır. Yani, Cumhuriyet tarihi yalancılarının iddia ettikleri gibi genç Cumhuriyetin Dersim politikası, "Atatürk'ün veya İsmet İnönü'nün durup dururken ortaya attığı bir politika" değil; uzun araştırmalar, incelemeler, gözlemler ve sosyolojik tahlillerden sonra, yaşanan olaylar da dikkate alınarak geliştirilmiş son derece "gerçekçi","sistemli" ve "bütüncül" bir politikadır.

Genç Cumhuriyetin "Kürtçü isyanları önlemeye" yönelik "Doğu raporları", özellikle Şeyh Sait İsyanı'ndan sonra 1925-1928 yıllarında yoğunlaşmıştır. 1930'daki Ağrı İsyanı'ndan sonra Dersim İsyanı'nın ilk işaretlerinin görülmesi üzerine, 1930'ların ortalarında, yerinde incelemeler yapılmıştır.
Tunceli'deki "eşkıyalığı" bitirmek için belirli bir program çerçevesinde çalışıldığını belirten Atatürk, "Cumhuriyetin feyzinden yurdun diğer evlatları gibi oradakiler de tamamıyle istifade edeceklerdir." diyerek, Cumhuriyetin Dersim halkına sahip çıkacağını ifade etmiştir.



TUNCELİ/DERSİM olaylarının aslı şudur; O bölgede ki sıkıntılar Osmanlı döneminde başlamıştır. Toprak ağaları, Aşiretler vb. Osmanlı'ya hiç bir zaman vergi, asker vermemiş ve yeraltı kaynaklarından faydalandırmamış ayrı bir devlet gibi yaşayıp her konuda hep başkaldırmıştır. Ağa ve aşiret başları o bölgede yaşayan insanlara bir köle ya da bir mal gibi davranmış tüm özgürlüklerini ellerinden almış yaşanmayacak bir hale getirmişlerdir. Ayrıca, birbirine düşman olan ağalar ve aşiretler de mevcut olup ölen ve yaralanan insanların ve yakılıp, yıkılan yerlerin bir kısmı da bunlardan kaynaklanmaktadır. Osmanlı yüzyıllar boyunca bunların hakkından gelememiştir. Tek hakkından gelen yine adaletlice yüce TÜRKİYE CUMHURİYETİ olmuştur.
Bölgede yaşananların üzerinden henüz 8 yıl geçmişken, ve doğal olarak yaşananlar ile ilgili anılar belleklerde tazeyken başlayan çok partili hayatta… Tunceli halkı, olayların faili (!) CHP'ye sandıkta nasıl bir tepki göstermiş, artık CHP dışında başka parti seçenekleri de olmasına karşın sandıkta hangi tercihlerde bulunmuş, bunları konuşalım istiyorum.
Yazar; Sinan MEYDAN-1 HAZİRAN 2012
E)
"Dersim'de Aşırı Güc Kullanımından Atatürk Sorumludur" Yalanı;
Cumhuriyet tarihi yalancıları Dersim harekâtı söz konusu olunca sözü döndürüp dolaştırıp Atatürk'e getirir ve Dersim harekatındaki "aşırı güç kullanımından" Atatürk'ün sorumlu olduğunu iddia ederler. Onlara göre Atatürk bir "Kürt düşmanıdır" ve bu harekat sırasında Dersim'de Kürtlerin katledilmesini istemiştir! Cumhuriyet tarihi yalancılarının bu iddiasını çürütmek isteyenler ise "Atatürk' ün o sırada hasta olduğunu, dolayısıyla Dersim harekatından sorumlu olmadığını, harekatın sorumluluğunun İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Celal Bayar'a ait olduğunu iddia ederler."

Dersim- Atatürk ilişkisine geçmeden önce, Atatürk'ün bir "Kürt düşmanı" olmadığını çok iyi bilmek gerekir.

"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" diyen Atatürk, Türkiye'deki bütün etnik unsurları "Türk milleti" tanımı içinde gören, hiçbir etnik unsura karşı en ufak bir "düşmanlık" beslemeyen bir anlayışa sahiptir.

Bu gerçeklerden sonra, şimdi Atatürk'ün Dersim harekâtındaki rolüne geçebiliriz.

Öncelikle, "bağımsız" ve "çağdaş" bir "ulus devlet" kurmak isteyen Atatürk, bu isteğini tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için öncelikle, Doğu'daki kemikleşmiş "feodal yapıyı" kırması gerektiğine inanmıştır. Ancak emperyalizmin kıskacındaki feodaller, bölge halkını kışkırtarak Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı ayaklandırmıştır. Atatürk de bin bir güçlükle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak için bu ayaklanmaları bastırmıştır.

Buradan tekrar konumuza dönecek olursak: Öncelikle "Hangi Dersim harekâtı?" diye sormak gerekir; çünkü birincisi 1937'de, ikincisi de 1938'de olmak üzere iki Dersim harekâtı vardır.

Konuya soğuk kanlı olarak baktığımızda Atatürk'ün her iki Dersim harekâtından da sorumlu olduğu, ancak harekat sırasında "aşırı güç kullanımından" hiçbir şekilde sorumlu olmadığı anlaşılmaktadır.

I. Dersim harekâtından önce Atatürk, Seyit Rıza'yı "ikna etmek" için Cemal Bardakçı, İzzettin Paşa ve Abdullah Alpdoğan Paşa'yı görevlendirmiştir. Onlar aracılığıyla Seyit Rıza'ya ulaşarak, ondan, "Dersim'de kışkırtıcılık yapmamasını" istemiştir.

Ancak, Seyit Rıza Cumhuriyet'e meydan okumaya devam etmiştir. Atatürk, 1935 yılında Meclisi açış konuşmasında Dersim'de yapılacak "ıslahat programını" açıklarken, "...Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeye yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım. Tunceli'deki icraatımız neticeleri, bu hakikatin yakın ifadesidir." demiş ve "İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde inkişafına önem vermek çok yerinde olur." diyerek de asker ve memurlardan halka "şefkat göstermesini" istemiştir. Atatürk sözlerini "Cumhuriyetin feyzinden yurdun diğer evlatları gibi oradakiler de tamamıyla istifade edeceklerdir." diye bitirmiştir.

Görüldüğü gibi Atatürk, Dersim harekâtını tasarlarken hiç kimseye "Gidin Dersimlileri katledin!" dememiştir; tam tersine "İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde inkişafına önem vermek çok yerinde olur." diyerek, hükümeti isyanı bastırırken "şefkatli olunması" konusunda uyarmıştır.

İsyanın büyümesi üzerine 4 Mayıs 1937'de Ankara'da yapılan hükümet toplantısına Cumhurbaşkanı Atatürk de katılmıştır.

4 Mayıs 1937'de, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı, Atatürk'ün başkanlığında yaptığı toplantıda alınan kararları içeren "uyarı" bildirileri hazırlamış ve bu bildiriler "uçaklarla" bölgeye atılmıştır.

Atatürk, manevi kızlarından Sabiha Gökçen'in bu harekata katılmasını istemiştir. Dünyadaki ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen, anılarında, Atatürk'ün isteğiyle Dersim harekâtına katıldığını ve Atatürk'ün kendisine bir de tabanca verdiğini belirtmiştir.

Özetle, 1937'deki I. Dersim harekâtı Atatürk'ün bilgisi dahilinde yapılmıştır.

Atatürk'ün sorumlu olduğu I. Dersim harekatı sonrasında yargılanan 72 kişiden 27'sinin idamı istenmiş, ancak sadece 7'si idam edilmiştir.

1937 tarihli İngiliz Büyükelçiliği raporuna göre I. Dersim harekâtı sonrasında İsyancılardan 265'i öldürülmüş, 20'si yaralı ele geçirilmiş, 27'si yakalanmış, 849'u da teslim olmuştur. Bu sırada 1 subay 28 asker şehit olmuş, 3 subay 46 asker de yaralanmıştır. Genelkurmay kaynağı "Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar" adlı kitapta belgelere dayanılarak verilen arakamlar da bu rakamlara çok yakındır.

Görüldüğü gibi Atatürk'ün doğrudan sorumlu olduğu I. Dersim harekâtında 50 bin ile 100 bin arasında değil, sadece 265 isyancı öldürülmüştür.

1937'deki I. Dersim harekâtı sonrasında yakalanan Seyit Rıza, Elazığ'da yargılandıktan sonra 6 isyancıyla birlikte idam edilmiştir. Ancak Seyit Rıza idam edilirken başına zorla bir fötr şapka giydirilmiş ve idamdan sonra bu haliyle bir de fotoğrafı çekilmiştir. Bütün bunlar, Atatürk'ten habersiz, bazı işgüzarlar tarafından yapılmıştır.

Atatürk'ün Dersim harekâtındaki rolünü doğru bir şekilde ortaya koyabilmek için özellikle 1937'deki I. Dersim harekâtına bakmak gereklidir; çünkü 1938'deki II. Dersim harekatında Atatürk hastadır; harekâttan haberdardır, ama harekâtı çok yakından takip etmesi olanaksızdır.

1937'deki I. Dersim harekatında elebaşlarından Seyit Rıza ve onun etkileyerek ayaklandırdığı 6 aşiret reisi yakalanarak asılmıştır, ama isyancı tüm aşiretler etkisizleştirilememiştir. Bu nedenle çok kısa bir süre sonra, 1938'de II. Dersim İsyanı çıkmıştır. İşte tam da bu noktada "Atatürk, 40 bin ile 100 bin arasında Dersimliyi katletti!" diyen Cumhuriyet tarihi yalancılarının maskesi düşmüştür.

Çünkü, eğer bu iddia gerçekten doğru olsaydı, I. Dersim harekâtından çok kısa bir süre sonra II. Dersim İsyanı çıkmazdı!

1937'deki I. Dersim harekâtından kısa bir sonra, Dersim'de yeni bir isyanın patlak vermesi ve 1938'de II. Dersim harekâtının düzenlenmesi, I. Dersim harekatı sonunda çok büyük kayıplar yaşanmadığını ve dolayısıyla "aşırı güç kullanılmadığını" kanıtlamaktadır.

I. Dersim harekâtına göre, II. Dersim harekâtı çok daha şiddetli olmuştur. Bu harekât sırasında yer yer "aşırı güç kullanıldığı" da doğrudur.

II. Dersim harekâtı 1938 yazında gerçekleştirilmiştir. Elimizdeki belge, bilgi ve nüfus istatistiklerine göre II. Dersim harekâtı sırasında da 1500 ile 2500 civarında isyancı öldürülmüştür.

II. Dersim harekatı sırasında, 14 Ağustos 1938 tarihinde 4. Genel Müfettişlik tarafından isyan bölgesindeki aşiretlere yönelik "uyarı bildirisi" yayınlandığı tarihte Atatürk'ün hastalığı ortaya çıkmış ve tedavi süreci başlamıştır.

Hastalığı süratle ilerleyen Atatürk, 10 Kasım 1938'de vefat etmiştir. Rıza Zelyut'un dediği gibi: "Bu süreçte artık Kemal Atatürk'ün hastalığı iyice ağırlaşmıştı ve süreci kontrol edebilecek durumda değildi. Böylece onun Alevilere karşı olan koruma kalkanı da ortadan kalkmış durumdaydı."

"Yurtta barış dünyada barış" diyen, "Zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir" diyen, bir çınar ağacına bile kıyamayarak köşkünü birkaç metre kaydıran Atatürk'ü insan hayatına kasteden "katliamcı bir ırkçı" olarak göstermek son derece yanlış, "ahlâksız" ve "aşağılık" bir tavırdır.

Dersim yalancılarının Dersim harekâtından en çok sorumlu tuttukları bir diğer isim de İsmet İnönü'dür. Evet! 1937'deki I. Dersim harekâtından Atatürk cumhurbaşkanı, İsmet İnönü de başbakan olarak doğrudan sorumludur. Ancak 1938'deki II. Dersim harekâtından, daha doğrusu harekâtın oluşum biçiminden ne Atatürk ne de İnönü "doğrudan" sorumlu değildir. Çünkü, daha önce ifade ettiğimiz gibi o sırada Atatürk hastadır. İnönü ise Atatürk tarafından başbakanlıktan alınmıştır. 25 Ekim 1937'de Celal Bayar Hükümeti kurulmuştur, yani II. Dersim harekâtı sırasında başbakan İsmet İnönü değil Celal Bayar'dır. Bilindiği gibi aynı Celal Bayar bir süre sonra CHP'den ayrılıp DP'yi kuran ekipte yer almıştır.

Bu konuyu, yıllar önce Ahmet Taner Kışlalı'nın sorduğu şu soruyla bitirelim:

"Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk'ü ve Kemâlizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir: 'Suçlamalar doğru ise, Tunceli yani Dersim, niçin yıllar boyu Atatürk'ün partisine oy vermistir? Türkiye'de Kemalist partiye, ya da başka bir partiye verilen oyların yüzde 70'leri aştığı başka bir il var mıdır?' İşte Dersim gerçeği!... Gerisi, 'laf-ı güzaf'!"

Dersim harekatı sonrasında Tunceli'nin Doğu'nun parlayan yıldızı olduğu bir gerçektir. 1940'lardan itibaren hızla değişen Tunceli, kısa zaman içinde Türkiye'nin en aydınlık insanlarının yaşadığı, okuma yazma oranı en yüksek ili haline gelmiş, aydın Tunceli halkı "din" veya "faşizm" propagandası yapan sağ partilere değil, sosyal demokrat partilere oy vermiştir. Dersim'deki ölümlerin baş sorumlusu genç cumhuriyet ve Atatürk değil, Kürtleri kışkırtan Seyit Rıza ve diğer aşiret reisleridir. Bu gerçeği en iyi gören yine Dersim halkı olmuştur.

Dersim harekâtı dünyanın gözleri önünde gerçekleşmiştir

Yine Özakıncı'nın yerinde tespitiyle, Haziran 1938'de başlatılan II. Dersim harekatı, Ağustos 1938'de yabancı ülkelerin Türkiye'deki bütün yabancı ülke askeri ataşelerinin çağırıldığı ve gelip izledikleri "Üçüncü Ordu Tunceli Askeri Manevraları"yla birleştirilmiş ve tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilmiştir. Askerlerin Dersim dağlarında mağaralarında isyancı arama tarama çalışmaları, yabancı ülkelerin askeri ataşeleriyle gazete muhabirleri, tarafından notlar alınarak, fotoğraflar çekilerek izlenmiş, harekâtın sonuçlandırıldığı 16 Eylül 1938'e dek Dersim'in bütün dağları, dereleri, tepeleri, mağaraları, yabancı devlet görevlilerinin gözleri önünde adım adım taranmış, çatışmalar da yabancıların gözleri önünde olup bitmiştir.

İngiliz askeri ateşe Yarbay A. Ross, 5 Eylül 1938 günü İngiltere'ye gönderdiği 119 nolu kapalı raporunda, harekatın sona ermesinden on bir gün önceki durumu şöyle anlatmıştır:
"Türkler şimdi de 3 milyon liralık bir yapım programına giriştiler. Biri Tunceli'nin batısından diğeri doğusundan geçip Erzincan'ı Elazığ'a bağlayan ve çeşitli noktalardan birbirine bağlanarak bölgesel bir ulaşım ağı oluşturan iki yolun yapımı sürmektedir. Şu ana dek toplam uzunlukları 684 metre tutan dokuz köprüyle birlikte, 420 km yol yapılmış ve Telefon hatlarına 5.000 km. eklenmiştir. Mareşal Fevzi Çakmak bana, Mansur (veya Murat) nehrinin kaynağında bir barajdan muhtemelen hidroelektrik enerjisi de elde edileceğini söyledi. Genelkurmay Başkan Yardımcısına ve diğer Türk subaylarına göre, son derece güzel bir yer olan Tunceli bölgesinin ilerde 'ikinci bir İsviçre' haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Ama bana kalırsa bölgenin erişilmez yapısı ve Türkiye'yi gezen yabancılara çıkartılan güçlükler bu düşün gerçekleşmesini ciddi bir biçimde engelleyecektir."

Cumhuriyet tarihi yalancılarınca binlerce masum insanın katledildiği söylenen Dersim harekâtı hakkında yabancı basında ve dış ülkelerde bu yönde hiçbir yazıya ve belgeye rastlanmamıştır. Eğer Dersim'de gerçektende bir Kürt katliamı yapılmış olsaydı Atatürk Türkiyesi'ni bir kaşık suda boğmak isteyen emperyalist ülkeler bunu propaganda malzemesi yapmazlar mıydı?
Yazar; Sinan MEYDAN-1 HAZİRAN 2012





TUNCELİ'DE HALK BUGÜNE KADAR KİMİ SEÇTİ

İŞTE SEÇİMLERDE
TÜRKİYE GENELİ VE TUNCELİ ÖZELİNDE
PARTİLERİN ALDIKLARI OY ORANLARI:

1946 - SEÇİMLERİ
1946 Seçimleri: TUİK'in 'Milletvekili Genel Seçimleri 1923-2011' kitabında belirttiği üzere 1946 seçimlerinin il bazında sonuçlarına ait veri kaynağı bulunmamaktadır. Ancak CHP bu seçimlerde Tunceli'de birinci gelerek 2 milletvekilliğini de kazanmıştır. (Türkiye Geneli: 1) CHP: %85.4, 2) DP: %13.1, 3) Bağımsız: %1.5)
TUNCELİ;
1) CHP
TÜRKİYE GENELİ;
1)CHP %85.4
2)DP %13,10
3)BAĞIMSIZ %1,50
1950 SEÇİMLERİ

1950 Seçimleri: 1) DP: 58.7, 2) CHP: %41.3 (Türkiye Geneli: 1) DP: %55.2, 2) CHP: %39.6, 3) MP: %4.6)
TUNCELİ;
1)DP % 58.70
2)CHP %41,30
TÜRKİYE GENELİ;
1)DP %55.20
2)CHP %39,60
3)MP %04,60

1954 SEÇİMLERİ

1954 Seçimleri: 1) CHP: %53, 2) DP: %46. (Türkiye Geneli: 1) DP: %57.61, 2) CHP: %35.35, 3) CMP: %4.85) (Bu seçimlerde 64 ilin sadece dördünde CHP birinci olmuştur. Bu dört ilden biri de Tunceli'dir.)
TUNCELİ;
1)CHP % 53.20
2)DP %46,00
TÜRKİYE GENELİ;
1)DP %57.61
2)CHP %35,35
3)CMP %04,85

1957 SEÇİMLERİ

1957 Seçimleri: 1) CHP: %53.5, 2) DP: %34.8, 3) HP: %11.7 (Türkiye Geneli: 1) DP: %47.87, 2) CHP: %41.09, 3) CMP: %7.13)
TUNCELİ;
1)CHP % 53.50
2)DP %34,80
3)HP %11,70
TÜRKİYE GENELİ;
1)DP %47.87
2)CHP %41,09
3)CMP %07,13

1961 SEÇİMLERİ

1961 Seçimleri: 1) YTP: %35.4, 2) CHP: %35.2, 3) Bağımsız: %22.3, 4) CKMP: %7.1 (Türkiye Geneli: 1) CHP: %36.72, 2) AP: %34.78, 3) CKMP: %13.95, YTP: %13.73.)
TUNCELİ
1)YTP % 35.40
2)CHP %35,20
3)BAĞIMSIZ %22,30
4)CKMP %07,10
TÜRKİYE GENELİ
1)CHP %36.72
2)AP %34,78
3)CKMP %13,95
4)YTP %13,73

1965 SEÇİMLERİ

1965 Seçimleri: 1) CHP: %33.5, 2) AP: %26.8, 3) YTP: %21.8, 4) Bağımsız: %12. (Türkiye Geneli: 1) AP: %52.87, 2) CHP: %28.75, 3) MP: %6.26),
TUNCELİ
1)CHP % 33.50
2)AP %26,80
3)YTP %21,80
4)BAĞIMSIZ %12,00
TÜRKİYE GENELİ
1)AP %52.87
2)CHP %28,75
3)MP %06,26

1969 SEÇİMLERİ

1969 Seçimleri: 1) AP: %23.3, 2) CHP: %18.9, 3) Bağımsız: %17.6, 4) TİP: %16.8, 5) YTP: %14.9 (Türkiye Geneli: 1) AP: %46.53, 2) CHP: %27.36, 3) GP: %6.57)
TUNCELİ
1)AP % 23.30
2)CHP %18,90
3)BAĞIMSIZ %17,60
4)TİB %16,80
5)YTP %14,90
TÜRKİYE GENELİ
1)AP %46,53
2)CHP %27,36
3)GP %06,57

1973 SEÇİMLERİ

1973 Seçimleri: 1) CHP: %70.0, 2) AP: %14.3, 3) Bağımsız: %10.6 (Türkiye Geneli: 1) CHP: 33.29, 2) AP: 29.82, 3) DP: %11.89, 4) MSP: %11.80)
TUNCELİ
1)CHP %70.00
2)AP %14,30
3)BAĞIMSIZ %10,60
TÜRKİYE GENELİ
1)CHP %33,29
2)AP %29,82
3)DP %11,89
4)MSP %11,80

1977 SEÇİMLERİ
1977 Seçimleri: 1) CHP: % 66.3, 2) Bağımsız: %17.7, 3) AP: %8.2 (Türkiye Geneli: 1) CHP: %41.38, 2) AP: %36.87, 3) MSP: %8.56)
TUNCELİ
1)CHP % 66,30
2)BAĞIMSIZ %17,70
3)AP %08,20
TÜRKİYE GENELİ
1)CHP %41,38
2)AP %36,87
3)MSP %08,56

1983 SEÇİMLERİ

1983 Seçimleri: 1) HP: %63.6, 2) MDP: %20.1, 3) ANAP: %16.3 (Türkiye Geneli: 1) ANAP: %45.14, 2) HP: %30.46, 3) MDP: %23.26) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen HP seçimlerde yer almıştır.)
TUNCELİ
1) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen HP seçimlerde yer almıştır.) % 63,60
2)MDP %20,10
3)ANAP %16,30
TÜRKİYE GENELİ
1)ANAP %45,14
2) ) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen HP seçimlerde yer almıştır.) % 30,46
3)MDP %23,26

1987 SEÇİMLERİ

1987 Seçimleri: 1) SHP: %54.8, 2) ANAP: %19.1, 3) DSP: %19.0 (Türkiye Geneli: 1) ANAP: %36.31, 2) SHP: %24.74, 3) DYP: %19.13) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.)
TUNCELİ
1) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.) SHP % 54,80
2)ANAP %19,10
3)DSP %19,00
TÜRKİYE GENELİ
1)ANAP %36,31
2) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.) SHP % 24,74
3)DYP %19,13

1991 SEÇİMLERİ

1991 Seçimleri: 1) SHP: %57.9, 2) Bağımsız: %19.7, 3) ANAP: %10.7 (Türkiye Geneli: 1) DYP: %27.03, 2) ANAP: %24.01, 3) SHP: %20.75, 4) RP: %16.88, 5) DSP: %10.75) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.)
TUNCELİ
1) (12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.) SHP % 57,90
2)BAĞIMSIZ %19,70
3)ANAP %10,70
TÜRKİYE GENELİ
1)DYP % 27,03
2) ANAP %24,01
3)(12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.) SHP % 20,75
4)RP %16,88
5)(12 Eylül sonrası kapatılan CHP bu seçimlere katılamamış, CHP'nin siyasi mirasını sahiplenen SHP ve DSP seçimlerde yer almıştır.) DSP % 10,75

1995 SEÇİMLERİ
1995 Seçimleri: 1) CHP: %23.4, 2) HADEP: %16.9, 3) DYP: %16.8, 4) Bağımsız: %16.6 (Türkiye Geneli: 1) RP: %21.38, 2) ANAP: %19.65, 3) DYP: %19.18, 4) DSP: %14.64, 5) CHP: %10.71) (Barajı son anda geçen CHP'nin 1995 seçimlerinde Türkiye genelinde birinci olduğu tek il Tunceli'dir.)
TUNCELİ
1) CHP % 23,40 (Barajı son anda geçen CHP'nin 1995 seçimlerinde Türkiye genelinde birinci olduğu tek il Tunceli'dir.)
2)HADEP %16,90
3)DYP %16,80
4)BAĞIMSIZ %16,60
TÜRKİYE GENELİ
1)RP % 21,38
2) ANAP %19,65
3)DYP %19,18
4)DSP %14,64
5)CHP %10,71

1999 SEÇİMLERİ

1999 Seçimleri: 1) Bağımsız: %20.4, 2) CHP: %18.3, 3) DYP: %15.6, 4) HADEP: %13.4 (Türkiye Geneli: 1) DSP: %22.19, 2) MHP: %17.98, 3) FP: %15.41, 4) ANAP: %13.22, 5) DYP: %12.01) (1999 seçimlerinde CHP Tunceli'de aldığı oyun aksine Türkiye genelinde %8.70 oy alarak baraj altında kalmıştır.)
TUNCELİ

1)BAĞIMSIZ %20,40
2) CHP % 18,30 (1999 seçimlerinde CHP Tunceli'de aldığı oyun aksine Türkiye genelinde %8.70 oy alarak baraj altında kalmıştır.)
3)DYP %15,60
4)HADEP 13,40
TÜRKİYE GENELİ
1)DSP %22,19
2) MHP %17,98
3)FP %15,41
4)ANAP %13,22
5)DYP %12,01

2002 SEÇİMLERİ

2002 Seçimleri: 1) DEHAP: %32.5, 2) CHP: %24.6, 3) DYP:%13.2 (Türkiye Geneli: 1) AKP: %34.28, 2) CHP: %19.41, 3) DYP: %9.54)
TUNCELİ

1)DEHAP %32,50
2) CHP % 24,60
3)DYP %13,20
TÜRKİYE GENELİ
1)AKP %34,28
2) CHP % 19,41
3)DYP %09,54

2007 SEÇİMLERİ
2007 Seçimleri: 1) Bağımsız: %60, 2) CHP: %16.6, 3) AKP: %12.3 (Türkiye Geneli: 1) AKP: %46.66, 2) CHP: %20.85, 3) MHP: %14.29)
TUNCELİ

1)BAĞIMSIZ %60,00
2) CHP % 16,60
3)AKP %12,30
TÜRKİYE GENELİ
1)AKP %46,66
2) CHP % 20,85
3)MHP %14,29

2011 SEÇİMLERİ

2011 Seçimleri: 1) CHP: %57.5, 2) Bağımsız: %22.2, 3) AKP: %15.8. (Türkiye Geneli: 1) AKP: %49.95, 2) CHP: %25.94, 3) MHP: %12.98)
TUNCELİ

1)CHP %57,50
2) BAĞIMSIZ %22,20
3)AKP %15,80
TÜRKİYE GENELİ
1)AKP %49,95
2) CHP % 25,94
3)MHP %12,98

2015 SEÇİMLERİ
TUNCELİ; 1) HDP %32,48 2) CHP %11,11 3) AKP %06,24 4)MHP %03,24
TÜRKİYE GENELİ; 1) AKP %40,66 2) CHP %25,13 3) MHP %16,45 4)HDP %12,96
TUNCELİ

1)HDP
2) CHP
3)AKP
TÜRKİYE GENELİ
1)AKP %40,86
2) CHP % 24,94
3)MHP %16,28
4)HDP %12,96

SONUÇ OLARAK
18 GENEL SEÇİMİN 11'İNDE CHP BİRİNCİ PARTİ

Görüldüğü üzere, çok partili hayata geçtikten sonra yapılan on sekiz genel seçimin on birinde, Tunceli'de, CHP (CHP kapalı olduğu dönemde HP ve SHP) sandıktan birinci parti olarak çıkmış. Diğer altı seçimde de ikinci…

1946 seçimlerini saymazsak, on altı genel seçimin on üçünde, CHP (HP-SHP), Türkiye genelinde aldığı oy oranın daha üstünde bir oranda oy almış Tunceli'de.

Katliam mı, soykırım mı, Kerbela mı?.. Yoksa bir halkın ağalık, şeyhlik zulmünden kurtarılarak karanlıktan aydınlığa kavuşturulması mı? Bölge halkı on yıllardır her seçimde bu konudaki yorumunu ortaya koymuş aslında.

Ama gelin görün ki, bazılarına göre Tunceliler değil, ama boğazda yalıda oturanlar, Ankara'da saraylarda yaşayanlar daha iyi biliyorlar konuyu.

Ne olduğu kadar, neden olduğu ve sonucu da en az olayın kendisi kadar önem taşır oysa.

O gün… Şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olmamaya ant içen genç Cumhuriyet, yine bu şeyhler ve şıhların kurdukları derebeylik düzenine izin veremezdi, vermedi. Neden budur.

Bugün… Feodalitenin zulmünden kurtularak, hak ve özgürlükte Cumhuriyet'in her yurttaşı ile eşit konuma gelen Tunceli halkı Türkiye'nin eğitim düzeyi en üst seviyede olan insanlarına sahip. Bunlardan biri de şu an CHP Genel Başkanı. Bu da en büyük sonuçtur.

Kısaltmalar;
* CHP: Cumhuriyet Halk Partisi, DP: Demokrat Parti, MP: Millet Partisi, CMP: Cumhuriyetçi Millet Partisi, HP: Hürriyet Partisi, YTP: Yeni Türkiye Partisi, AP: Adalet Partisi, CKMP: Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, TİP: Türkiye İşçi Partisi, GP: Güven Partisi, MSP: Milli Selamet Partisi, ANAP: Anavatan Partisi, HP(1983): Halkçı Parti, MDP: Milliyetçi Demokrasi Partisi, SHP: Sosyal Demokrat Halkçı Parti, DSP: Demokratik Sol Parti, DYP: Doğru Yol Partisi, RP: Refah Partisi, HADEP: Halkın Demokrasi Partisi, MHP: Milliyetçi Hareket Partisi, FP: Fazilet Partisi, DEHAP: Demokratik Halk Partisi, AKP: Adalet ve Kalkınma Partisi.

** Hem Tunceli hem de Türkiye geneli sonuçlarda ilk üç sırayı alan partiler yazılmıştır. Dördüncü, beşinci sırada olup partilerden yüzde 10'u geçen partiler de yine aynı şekilde yazılmıştır.

*** 1946 seçimlerinde DP 63 ilin 47'sinde aday göstermiştir. 1950 ve 1954 seçimlerinde Tunceli'de CHP ve DP'den başka aday gösteren parti olmamıştır.


Faydalanılan Kaynaklar:
Gökhan Cebeci; 03.12.2014-01;53
Odatv.com
1) Milletvekili Genel Seçimleri 1923-2011, TUİK
2) www.secim-sonuclari.com,
3) tr.wikipedia.org,
4) www.hurriyet.com.tr/secim2011
***Yazar Cengiz ÖZAKINCI
***Yazar Sinan MEYDAN
Derleyen, Yorumlayan; 09/07/2015-16:19

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İÇİN EN BÜYÜK MESAJ
''NUTUK'' DUR
BİR MESAJDA BEN VERMEK İSTİYORUM
YÜCE ATATÜRK'ÜN
YÜCE TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KURAN
YÜCE TÜRKİYE HALKINA YÜCE TÜRK MİLLETİ DEDİĞİ
YÜCE TÜRK MİLLETİNİN ASİL ÇOCUKLARI
CANIM KARDEŞLERİM
KANMAYIN ALLAH İLE ALDATAN ALLAHSIZLARA
KANMAYIN ASIRLARDIR PEŞİMİZDEKİ EMPERYALİSTLERE
KANMAYIN ŞEHİTLERİMİZİN KATİLLERİNE
BİZ HEPİMİZ KARDEŞİZ !...
Kandırmaya çalışıyorlar biz kardeşleri, kandırmaya çalışıyorlar lanetli iblisler. Hâlbuki din, dil, ırk, mezhep ayırmaksızın, omuz omuza bu ülkeyi kurtaran, omuz omuza can verip şehadet şerbetini içen biziz, biz yiğitleriz.
Cennet vatanımız için aziz şehit ve gaziliği birlikte tadan, canla başla hep birlikte bu ülkeyi kurtaran, TÜRK, KÜRT, LAZ, ÇERKEZ, GÜRCÜ, BOŞNAK, ARNAVUT, ARAP, HEMŞİN, POMAK, ROMEN, ZAZA, GÜRCÜ, SÜRYANİ, RUM, NASTURİ, KELDANİ, BAHAİ, LEH, MALAKAN, YEZİDİ ve daha adını sayamadığım nice etnik gruplarla kardeşlik içinde dünyaya en büyük ve en güzel, örnek yaşayan halkımızı kandırmaya çalışıyorlar. Sakın kanma bu soysuzlara !...
Yüce ATATÜRK, hiç ayrım yapmadan eşit bir şekilde, hepimizi asil bağrına basmış ve baş tacı yapmıştır.

YÜCE TÜRK MİLLETİ
HASAN KEMAL DURGUT
(TCHKD)

“İnançsız, Dinsiz Parti!”

Posted: 12 Jul 2015 04:12 PM PDT





Genel seçim sonucu partilerin ve profesyonel politikacıların değişik hesap yapmalarının önünü açtı. Hesapların açılışında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme ve partilerin koalisyon kurmada değişik arayışlara girmesi önemli rol oynamaktadır. Arkasından MHP Grup Başkan vekili Yusuf Halaçoğlu'nun "Biz eğer Sayın Baykal'ı desteklemiş olsaydık, kamuoyunda şunlar yansıtılacaktı: 'Siz Baykal'ı seçtiniz, bir muhalif adı altında' AKP'nin tabiriyle 'dinsiz bir partinin inançsız bir partinin adamını seçtiniz' diye bize yükleneceklerdi" söylemi hesaplaşmayı yeni bir boyut kazandırdı.

Sayın Halaçoğlu'nun CHP ile ilgili söylemi Anadolu'da sıklıkla yinelenir. CHP'nin takipçileri de "inançlı, dini bütün" olduklarını anlatmak zorunda kalırlar. Partinin/partililerin uzun yıllara dayanan "inançsız, dinsiz" parti olarak suçlanmasının değişik nedenleri vardır. Belirleyici neden partinin ülkenin kuruluş döneminde moderniteyi, laikliği savunması ve dinsel dogmalara karşı aydınlanma savaşımının öncüsü olmasıdır. Sürdürülen savaşta kökten dinciler kamu yönetim dizgesinden geriletilmiş, rant alanları daraltılmış, yurttaşların zihinleri işgalden kurtarılmıştı. Kamusal alandan geriletilen din baronları (cemaat liderleri, Şeyhler, Meczuplar) CHP'ne karşı nefret söylemleri geliştirdiler. Kuran'ı yakıyorlar, ayaklarının altına alıp çiğniyorlar, camileri ahıra çevirdiler, Kur'an kurslarını engelliyorlar söylemiyle toplum içinde sivil örgütlenmelerini genişlettiler. Anadolu halkını teslim aldılar. CHP içinde "inançsız, dinsiz parti" algısı oluşturarak zihinleri yerleştirdiler.

CHP'nin "inançsız, dinsiz parti" olarak suçlanmasının sürekliliği kurucu söylemlerini (modernite, laiklik) çağdaş değerlerle zenginleştirmek yerine kökten dincilerle uzlaşı arayışına girmesidir. Çok partili yaşamın başlaması ile sivil örgütlemesini tamamlamış, dini metalaştırıp siyasallaştıran tarikat/cemaatlerden sağ partilerle birlikte oy istemesidir. Bu süreçte CHP uzlaşı adına kökten dincilerin istemlerinin gerçekleşmesine katkı koydu ya da sessiz kaldı. Mütedeyyin Müslümanların sıradan, kabul edilebilir isteklerinin karşılanması ile birlikteliğin kurula bileceğini düşündü. Değişik dönemlerde partide dinci söylemlerin öne çıkarılması, kara çarşaflılara parti rozeti takılması, parti yönetim kademelerine dincilerin alınması, okulların imam hatiplere çevrilmesine ve türban serbestliğine sesiz kalınması uzlaşma arayışı çabalarıdır.

Çağdaş yaşamı savunan CHP'nin kökten dincilerle uzlaşı arayışlarına girmesi öngörüsüzlüğünün sonucudur. Öngörüsüzlüğü doğuran neden CHP'nin üst yöneticilerinin aldıkları eğitim, yaşam biçimi olarak dincilerden uzak oldukları için bu gurubun özlemlerini, hedeflerini, öfkelerini doğru algılayamamalarıdır. Çünkü kökten dincilerin birliktelik anlayışı uzlaşmacılığı değil, teslim almayı hedeflerler.

CHP'nin yapması gereken kuruluş dönemi söylemlerine (modernite, laiklik) geri dönmesi ve çağdaş değerlerle zenginleştirmesidir. Devrimci bir anlayışla emek savunuculuğu, hukukun üstünlüğü, insan hakları, kadın/erkek eşitliği, demokrasiyi, çevrenin/kentlerin korunması vb. konuları öne çıkartamazsa, ortaçağ söylemi olan "inançsız, dinsiz parti" suçlaması ile karşı karşıya kalmaya devam eder.


İrfan O. Hatipoğlu
Denizli Alternatif Yerel Politikalar Platformu Başkanı

Hiç yorum yok: