GÜNDEM


More

Sözcü Haber

Unknown on : 13 Eylül 2015 Pazar 0 YORUMLAR
Unknown
ETİKETLER :

Sözcü Haber


Ankara'nın sadece Altındağ ilçesinde 30 bin Suriyeliyi barınıyor

Posted: 12 Sep 2015 10:51 AM PDT



Ankara Altındağ 'küçük Suriye' oldu

İngiltere'nin 20 bin sığınmacıyı beş yıl içerisinde ülkesine kabul edeceği açıklanırken, Ankara'nın sadece Altındağ ilçesi 30 bin Suriyeliyi barındırıyor

Esenboğa Havalimanı yolundaki Altındağ ilçesine bağlı Barajlar Mahallesi'nin sokakları, yoğun nüfus sebebiyle savaş öncesi Suriye'deki bir şehre benziyor.

12 yaşındaki Rashe Almaes, Baraj Mahallesi'nde yaşadığını, babasının mobilyacılık yaptığını anlattı.
Aynı okulda meslek ve Türkçe kurslarına katılan Rada Derviş, 9 yaşındaki kızıyla Türkiye'ye geldiğini söyledi. Daha sonra bir Türk'le yaşamını birleştiren Derviş, bu evliliğinden bebeğini kucağına almayı dört gözle bekliyor. 10 yaşındaki Ahmet Muhibbittin de 6 kardeşi, annesi ve babasıyla 1.5 yıl önce Ankara'ya geldiklerini anlattı. Muhibbittin, günlerini top oynayarak ve okula giderek geçirdiğini söyledi. Sıdıka Kınacı İlkokulu'nda açılan oyun sınıfının öğretmenlerinden Gülseren Güvenç, Suriyeli çocuklarla öncelikle dil sorununun giderilmesi için çalıştıklarını anlattı. Suriyeli çocukların bu sınıflara başladıklarında çok ürkek davrandıklarını dile getiren Güvenç, şunları söyledi: "Biraz yaklaştığımızda bile ellerini başlarının arasına alarak bekleyen çocuklarımız vardı. Özellikle bu duyguyu 30 Ağustos'tan önce Türk jetlerinin geçişi sırasında yaşadık. Çocuklar, jetler geçerken dolapların, masaların arkasına saklanarak çığlık çığlığa 'Bomba' diye bağırıyorlardı. Biz jetlerin Zafer Bayramı nedeniyle uçtuğunu kendilerine anlatmaya çalıştık." Çocukların ilk resim dersi etkinliklerinde kolu bacağı olmayan insanlar çizdiğini aktaran Güvenç, "Neden böyle çizdin?" diye sorduğumuzda hep 'Bomba' cevabını alıyorduk. Türkiye'ye 3 yıl önce gelen çocuklar da var. Ama onlar bile hala savaşın etkisini üzerilerinden atamamış" değerlendirmesinde bulundu.

IŞİD kimyasal silah yapıp Irak ve Suriye’de kullanıyor iddiası

Posted: 12 Sep 2015 10:50 AM PDT



Amerikalı bir yetkili Irak-Suriye sınırının her iki tarafında IŞİD'in hardal gazı kullandığı en az dört vaka tespit ettiklerini söyledi

IŞİD kimyasal silah yapıp Irak ve Suriye'de kullandığı öne sürüldü. ABD, IŞİD'in bu silahların yapımından sorumlu bir biriminin olduğunu düşünüyor. Amerikalı yetkili, IŞİD için "Hardal kullanıyorlar.

Kullandıklarını biliyoruz" dedi. Bu yetkiliye göre, hardal toz halinde kullanılıyor ve havan mermisi gibi geleneksel patlayıcıları yerleştiriliyor. Bu mermiler patlayınca hardal tozu, saldırıya maruz kalanların vücutlarında kabarmalara yol açıyor. Amerikalı yetkili, istihbarat servislerinin IŞİD'in bu ölümcül silahlara nasıl ulaştığına dair üç olasılık üzerinde durduklarını aktardı.'İstihjbarat örgütleri için en mantıklı yol IŞİD'in bu silahları kendisinin üretmesi" diyen yetkili "Halen aktif olan küçük bir kimyasal silah araştırma birimlerinin olduğunu düşünüyoruz. Bunu geliştirmeye çalışıyorlar" diye konuştu. Bir başka alternatif teori de IŞİD'in Irak ve Suriye'de kimyasal silah stokları bulmuş olması. Ancak bu yetkili IŞİD'in Irak'ta kimyasal silah bulmuş olmasının çok olası olmadığını belirterek 'Kimyasal silah olsaydı, ABD ordusu Irak'ta kaldığı 10 yılda bulurdu" dedi. Bu yetkiliye göre Suriye rejiminin 2013'te ABD'nin hava saldırısı tehdidi üzerine kimyasal silah stoklarını BM'ye teslim ettiğini belirterek IŞİD'in bu tarihten önce Suriye'de kimyasal silah ele geçirmiş olamayacağını belirtiyor ve "En olası teori herkese açık bilgileri kullanarak kendilerinin üretiyor olmaları. Hardal gazı üretimi zor bir kimyasal değil" diye konuştu.

Türkiye nüfusu yaşlanmaya başladı

Posted: 12 Sep 2015 10:48 AM PDT



Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre, 2025 yılında dünyada 65 yaş üzerindeki kişi sayısı 800 milyonu bulacak. Türkiye'de son yirmi yılda doğurganlık oranının azalması ile nüfus yaşlanmaya başladı

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan raporlara göre; 2005 yılında 6 milyon 147 bin olan 60 yaş ve üzerindeki kişilerin sayısı, 2015 yılında 8 milyon 442 bin 700, 2025 yılında ise 12 milyon 55 bin 400 olacak. Türkiye'de hayatta kalma beklentisi 2005 yılı itibarıyla 70.8 yıl iken, 2015'te 72.3 yıl, 2023'te ise 74.1 yıl olacağı öngörülüyor. Türkiye'de 65 yaş ve üzerindeki nüfus, 1950 yılında tüm nüfusun yüzde 2'sini oluştururken, 2011 yılında bu oran yüzde 7'yi aştı.

Vatandaşın borcu 380 milyar TL’yi aştı

Posted: 12 Sep 2015 10:45 AM PDT



Vatandaşların bankalara olan konut, taşıt, tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 380 milyar TL'yi aştı. Sadece konut kredisi miktarı 141 milyar TL'ye yaklaştı

Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, bir haftada yüzde 0.54 artarak 4 Eylül itibarıyla 1 trilyon 486 milyar 381 milyon liraya yükseldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenine göre, mali kesime verilen kredilerin toplamı, aynı dönemde yüzde 4.9 azaldı ve 39 milyar 641 milyon liraya geriledi. Sektörün mali kesim hariç toplam kredi hacmi ise 1 trilyon 364 milyar 668 milyon lira olarak hesaplandı. Söz konusu tutar 28 Ağustos'ta 1 trilyon 355 milyar 306 milyon lira düzeyindeydi. Bu dönemde spot kredi toplamı da 210 milyar 932 milyon lira oldu.

Tüketici kredilerinde patlama sürüyor
BDDK verilerine göre, tüketici kredileri tutarı 304 milyar 130 milyon liraya yükseldi. Tüketici kredilerinin 140 milyar 882 milyon lirası konut, 6 milyar 408 milyon lirası taşıt, 156 milyar 839 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu. Bir haftalık süreçte taksitli ticari kredilerin tutarı yüzde 0.58 artarak 198 milyar 143 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartları alacak tutarı, 4 Eylül'de 76 milyar 80 milyon lira olarak hesaplandı. Söz konusu tutar 28 Ağustos'ta 75 milyar 714 milyon liraydı.

Bankaların taksitli bireysel kredi kartı alacak tutarı söz konusu haftada 34 milyar 839 milyon lira, taksitsiz bireysel kredi kartı alacak tutarı ise 41 milyar 241 milyon lira olarak belirlendi. Böylece bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, bir haftada yüzde 0.54 artarak 4 Eylül itibarıyla 1 trilyon 486 milyar 381 milyon liraya yükseldi.

75.3 milyon oy pusulası basılacak

Posted: 12 Sep 2015 10:43 AM PDT



26. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde yurtiçi ve yurt dışında kullanılacak birleşik oy pusulalarına ilişkin düzenlemeleri içeren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı

Buna göre, birleşik oy pusulaları beyaz renkli filigranlı birinci hamur kağıda basılacak. Başlıktaki bu ibareler 17 punto ve tamamı büyük harflerle yazılmış olacak. Bu ibarelerin hemen altına ise seçime katılacak siyasi partilerin temsilcilerinin huzurunda YSK tarafından çekilen kurada belirlenen sıraya göre 3 santimetre x 3 santimetre ebadındaki kare çerçeve içinde siyasi partinin özel işareti bulunacak. Partinin özel işaretinin 0.5 santimetre aralıktan sonra altına 14 punto halinde kısaltılmış ismi, onun altına 11 punto olarak tam yazı halinde adı, onun altına, koyu renk ve büyük harflerle parti genel başkanının nüfus kayıt örneğindeki adı ve soyadı, onun altında da partilerin kesinleşen adaylarının 8 punto olarak ad ve soyadları aldıkları sıra numarasına göre yazılacak. Birleşik oy pusulasında yer alacak partilerin özel işaretleri tüzüğüne uygun biçimde renkli olarak basılacak. Siyasi partilerin oy pusulasında kullanılacak özel işareti, adı ve kısaltılmış adının belirlenmesindeyse parti tüzüğü esas alınacak. Tüzüklerine göre kısaltılmış adları bulunmayan siyasi partilerinse birleşik oy pusulalarında tam adları yer alacak. Toplam 75 milyon 288 bin 955 birleşik oy pusulası basılacak.

Temmuz'dan bu yana teröre 112 şehit

Posted: 12 Sep 2015 10:41 AM PDT



Türkiye, 20 Temmuz'dan bu yana 54 günde teröre 112 şehit verdi. Bu rakam her gün 2'den fazla vatan evladının hain terör saldırılarında şehit düştüğünü ortaya koyuyor. Yaşananlar bazı boyutları itibariyle 1990'lı yılları aşmış durumda

Terör örgütü PKK, ilk eylemini 15 Ağustos günü Siirt'in Eruh İlçesi'nde düzenledi. O saldırıda Türk milleti ilk şehidini verdi: Erzincanlı Jandarma Komando Er Süleyman Aydın... O günkü gazeteler Süleyman Aydın'dan bir kaç cümle ile bahsetmişti. Tarih 19 Ağustos 1984... Bir gazetenin birinci sayfasında bir haber: Eruh'ta Jandarma Komando Er Süleyman Aydın şehit oldu. Siyah beyaz bir fotoğraf… Ancak o günün gazetelerinde olayın hemen ardından Süleyman Aydın'ın kimler tarafından şehit edildiğine ilişkin bilgiye yer verilmiyordu.
Türkiye 1984 yılında 1970'lı yıllarda ASALA kartını oynayan küresel güçlerin palazlandırıp dağa, tepeye, ovaya saldığı teröre toplam 26 şehit verdi. Sayı 1985'te 58'e, 1989'da 153'e ve ABD'nin Irak'ı işgal ettiği 1991'de 244'e yükseldi.

Uçuşa yasak bölge terörü uçurdu
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) ilk aşaması olan Çekiç Güç'ü devreye soktuğu, bu çerçevede Kuzey Irak'ın uçuşa yasak bölge ilan ettiği 1991 yılında PKK terörü ciddi şekilde tırmandı. Çekiç Güç ya da orijinal ismiyle Huzur Harekâtı olarak bilinen Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra Kuzey Irak'taki Kürtleri Saddam Hüseyin'in saldırılarından korumayı amaçlayan, ABD öncülüğünde savaşa katılan diğer müttefik ülkelerin de dahil olduğu ve Türkiye üzerinden gerçekleştirilen bu askeri harekat, PKK'ya rahat hareket edebileceği geniş bir alan sağladı. Bu proje Türkiye'ye değil ama PKK'ya huzur getirdi ve terör örgütü Kuzey Irak coğrafyasını istediği gibi kullandı. Kandil Dağı da bu dönemde PKK'nın karargâhı haline geldi. 1992 yılından itibaren verdiğimiz şehit sayıları da bunu ispat ediyor. Türk milleti 1992'de asker, polis, köy korucusu dahil 629 vatan evladını teröre şehit verdi. Bu rakam 1993'te 715'e, 1994'te 1145'e, 1995'te 772, 1996'da 608 oldu. Şehit sayımızın Çekiç Güç'ün ortadan kalktığı 1996'dan sonra azalmaya başlaması dikkat çekiyor. 1997'de 518, 1998'de 383, 1999'da 236, 2000'de 22, 2001'de 20, 2002'de 7 şehit verdik.

ABD yine geldi terör yeniden azdı
Ancak ABD'nin Irak'ı ikinci kez işgal etmesiyle terör yeniden tırmanışa geçti. Hele hele ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) hayata geçirmesiyle birlikte verilen şehit sayısı da ciddi şekilde artmaya başladı. ABD, 2011 yılında Irak'taki güçlerini geri çekti. Ak Parti Hükümeti ise 2012 yılının Eylül ayında 'çözüm süreci'ni başlattı. Çatışmasızlık sürecinde yani 2013 yılında sadece 3 güvenlik görevlimiz şehit oldu. Ancak ABD, geçen yıl bu kez IŞİD'i bahane ederek hava unsurlarıyla geri döndü. ABD'nin geri dönüşü ile PKK'nın terör eylemlerini artırması arasında paralellik bir kez daha dikkat çekiyor.

Polis neden hedef alınıyor
PKK'nın son kalkışması bazı yönleriyle 1990'lı yıllardan farklılık arzediyor. Son dönemde özellikle polis hedef alınıyor. Oysa ne 1980'li, ne 1990'lı, ne de 2000'li yıllarda polis bu denli yoğunlukta hedef alınmamıştı. Son 54 günde 50'den fazla polisimizi teröre şehit verdik. Peki, polis neden hedefte? PKK, çözüm sürecinde il ve ilçe merkezlerinde kendi paralel polis yapılanmasını kurdu ve bu çerçevede polisle 'güç çatışması' içine girdi. Bunun sonucu olarak polise yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Cizre'deki 8 günü geride bırakan sokağa çıkma yasağı da bu mücadelenin bir uzantısı olarak dikkat çekiyor.

31 yıllık ağır bilanço
Eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 2012 yılında bir soru önergesine verdiği cevapta, 15 Ağustos 1984'den yılından 8 Haziran 2012 tarihine kadar verdiğimiz şehit sayısını 6 bin 169 olarak açıklamıştı. Bunların 411'i subay, 375'i astsubay, 585'i uzman jandarma/uzman erbaş ve 4 bin 798'i erbaş/er... PKK'nın 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli baskınlarının ardından 31 yıldır devam eden çatışmaların bilançosu da vahim... Türkiye'de yaklaşık 74 bin terör eylemi yaşandı, resmi makamların açıklamasına göre 23 bin civarında PKK'lı öldürüldü, 6 bin 500 sivil vatandaş, 6 bin 300 civarında polis ve asker ve 1500 köy korucusu şehit oldu. Operasyonlarda yaklaşık 203 bin şüpheli gözaltına alındı. Askerlerin en çok şehit verildiği yıllar ise 1994'te 793, 1993'te 564, 1995'te 533 olarak kayıtlara geçti. Emniyet teşkilatı 1992'te 93, 1991'de 56, 1993'te 51 polisi şehit verdi.

PKK terör örgütü bölgesel güvenliğe tehdit

Posted: 12 Sep 2015 10:29 AM PDT



Bu yıl Türkiye'nin ev sahipliğinde toplanan NATO Askeri Komite Genelkurmay Başkanları Konferansı İstanbul'da başladı.

Beşiktaş'ta bir otelde düzenlenen toplantıya NATO üyesi ülkelerin Genelkurmay Başkanları katıldı. Konferansın açılış konuşmasını Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar yaptı. Katılımcıları selamlayan Akar, konferansın önemine değinerek, "Bu konferans vesilesiyle doğru zamanda, doğru bir yerde bir araya geldik" dedi.

TÜRKİYE ÜÇ BÜYÜK KRİZE KOMŞU TEK NATO ÜLKESİ
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Türkiye'nin şu anda NATO'yu etkileyen üç büyük krize komşu olan tek NATO üyesi olduğunu belirtti. Orgeneral Akar, "Bu krizlerden kastım Suriye, Irak ve Ukrayna krizleridir. NATO'nun güney ve doğu kanatlarında ortaya çıkan bu tehditler sizin de bildiğiniz gibi sadece bölgeyi değil aynı zamanda küresel güvenlik ortamını da etkilemektedir. Bu sebepten dolayı NATO'nun, ittifakın güvenlik ve emniyetini bu ortam içerisinde nasıl güvence altına alınacağını tartışmanın da tam vaktidir" diye konuştu.

SURİYE'DEKİ ÇATIŞMALAR İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN BU YANA EN BÜYÜK İNSANİ FELAKET
Suriye'de yaşanan savaşa değinen Hulusi Akar, Suriye'deki çatışmaların 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya üzerinde yaşanmış olan en büyük insani felaket olarak tanımladı. Akar, şöyle devam etti:
"2011'den bu yana ikili ve çok taraflı tartışmalar Suriye ile bağlantılı olarak dostlar ve ittifak içerisinde görüşülmekte ve tartışılmaktadır. Ama bütün bunlara rağmen henüz bu ana kadar önleyici tedbirler uygun şekilde alınamamıştır. Ne yazık ki Suriye artık büyük bir karmaşa içinde ve çıkmaza sürüklenmiştir. Bu durum bütün dünyayı etkileyecek neticelerle bir Suriye krizine dönüşmüştür. Aynı zamanda görüyoruz ki yabancı terörist savaşçılar da alarm düzeyinde hepimize bir tehdit teşkil eder hale gelmiş ve gittikçe artan bir ciddiyet kazanmıştır. Özellikle DAEŞ şimdiye tadar görülmüş en barbar terörist grup olarak hem bölgeye hem de küresel istikrara doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. DAEŞ'in faaliyetleri Türkiye sınırında gerçekleşmekte ve ciddi olarak NATO'nun güvenliğini de tehdit etmektedir. Bu çerçevede ulusal çabalarımızın ötesinde Türkiye uluslararası koalisyonla beraber DAEŞ'e karşı mücadelesini sürdürmekte kararlıdır"

SURİYELİ MÜLTECİLERE DESTEK DEVAM EDECEK
Orgeneral Hulusi Akar, Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye ve Suriyelilere sağladığı yardımlar ile desteğe devam edeceğini kaydetti. Akar, "Bu çerçevede Türkiye 2 milyon Suriyeli ve Iraklıya ev sahipliği yapmakta ve şu ana kadar 6 milyar doları temel ihtiyaçlarını karşılamak için harcamıştır" dedi.

PKK BÖLGESEL GÜVENLİĞE BİR TEHDİT
Konuşmasında Türkiye'nin PKK terör örgütüyle olan mücadelesinin devam edeceğini ifade eden Genelkurmay Başkanı Akar, "PKK terör örgütü bölgesel güvenliğe de bir tehdit teşkil etmektedir. Suriye ve Irak'taki durumdan faydalanan PKK, uluslararası camianın gözünde meşruiyet kazanmaya çalışmaktadır. Ama bu esnada yaşlı, kadın, erkek ve çocukları öldürmeye, acımasız saldırılar düzenlemeye, masum insanların hayatını almaya devam etmektedir" diye konuştu.

CEVAP VERMEZSEK DAHA CİDDİ PROBLEMLERLE KARŞI KARŞIYA KALABİLİRİZ
Orgeneral Hulusi Akar, "Suriye ve Irak'taki krizin komşu ülkeler ve koalisyonun aktif olarak mücadele yürüten üyeleri için daha kapsamlı ve karmaşık bir sorun haline dönüşmeye başladığını belirten Akar, "Eğer bizler şu anda bu tehditlere bir cevap vermeyecek olursak, kendimizi çok daha ciddi problemlerle karşı karşıya bulabiliriz. Daha fazla göç, daha fazla mülteci, daha fazla terör saldırısı, daha azla çatışmayla kendimizi karşı karışa buluruz. Kendi ülkelerimizin refah ve huzurunu bozan bir istikrarsızlıkla karşılaşırız. Diğer taraftan Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma da ittifakımız ve bölgemizi etkilemektedir. Son olarak bu konferansın bütün bu değişen güvenlik ortamına uygun tartışmaları beraberinde getireceği ve NATO için verimli ve yapıcı neticeler ortaya koyacağına inancımı bir kere daha vurgulamak isterim" dedi.

NATO ASKERİ KOMİTE BAŞKANI ORG. PAVEL: TÜRKİYE İTTİFAKIN SARSILMAZ VE DAİMİ BİR ÜYESİ"
NATO Askeri Komite Başkanı Org. Petr Pavel ise konuşmasında Türkiye'nin ittifakın sarsılmaz ve daimi bir üyesi olduğunu söyledi. Orgeneral Pavel, "NATO'nun Afganistan, Kosova ve açık denizlerdeki operasyonlarına gösterdiği mevcudiyet Türkiye'nin ittifakı bir arada tutan ilkelere kendini ne kadar adamış olduğunun bir göstergesidir" dedi.
Orgeneral Hulusi Akar ve NATO Askeri Komite Başkanı Org. Petr Pavel'in açılış konuşmalarının ardından konferans basına kapalı olarak devam etti.

İshal olunca ne yemeli?

Posted: 11 Sep 2015 10:30 PM PDT



İshal besinlere bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu dönemde neler yenilmeli?

Yaz mevsiminde daha sık görülen ishallerin enfeksiyonlara bağlı oluşabilmesinin yanında, besinlere bağlı olarak da ortaya çıktığını belirten uzmanlar, karpuz, kavun, kayısı, acı biber gibi yiyeceklerin fazla miktarda tüketilmesi nedeniyle barsak dengesinin bozulduğunu kaydediyor.

Besin kaynaklı ishallere karşı yenecek besinleri sıralayan International Hospital'dan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Bağcivan, "Muz, tuzlu çubuk kraker, leblebi, asidi kaçmış kolalı içecekler, çay, kahve, yoğurt, peynir ve ayran tüketmek basit ishali önler" dedi.

İshallerin yazın hem yetişkinlerin hem çocukların sık karşılaştığı bir sağlık sorunu olduğunu belirten Bağcivan, yiyeceklere bağlı basit ishalleri, yine yiyeceklerle ve sıvı, tuz kaybını gidererek iyileştirmenin mümkün olduğunu ifade etti.

"SÜT, SÜTLAÇ VE DONDURMA YEMEYİN"

Kavun, kayısı, karpuz gibi şeker yükü çok fazla olan yiyeceklerin, çok tüketildiği zaman suyun barsaktan vücuda emilmesini gerektiren dengeyi tersine çevirdiğini belirten Bağcivan, şunları kaydetti:

"Barsaktaki şeker yükü artıyor, bu yüzden vücuttan barsak içine su kaçışı tetikleniyor. Bu nedenle de ishal ortaya çıkıyor. Birçok insanın başına gelebiliyor. Hasta 24-48 saat içinde yiyip içtiklerine dikkat ederse sorun ortadan kalkıyor.

Leblebi su tutulumunu artırdığı, muz da potasyum içerdiği için, vücuttaki su ve potasyum kaybını önlemeye yarıyor. Tuz, çubuk kraker, çay, kahve, asidi kaçmış kola, yoğurt, peynir, ayran sıvı ve tuz kaybını önlemeye yardımcı oluyor. Ancak süt, sütlaç ve dondurma tüketilmesi, barsağın süte karşı toleransı ishal nedeniyle bozulduğu için soruna neden oluyor. Özellikle de doğumsal laktaz eksikliği olanlarda süt tüketilmesi, ishal sırasında gaz, kusma şikayetlerine yol açıyor."

"İSHAL 1,5 AYDAN FAZLAYSA ARAŞTIRILMALI"

İshallerin çoğunda antibiyotik tedavisinin gereksiz olduğunu, ciddi mikrobik enfeksiyon yoksa destek tedavisinin yeterli olduğunu belirten Dr. Bağcivan, bazı ishallerin 1,5 aydan uzun sürdüğünü söyledi. Bu durumda ishalin neden uzadığının araştırıldığını belirten Bağcivan, "Böyle bir hastada mutlaka bakteriyel olmayan emilim bozuklukları ya da başka hastalıkların araştırılması gerekiyor. Çeşitli testler yapılmalı, endoskopi uygulanmalıdır." diye konuştu.

Bağcivan, ishal sırasında ilaçların etkinliğinin azaldığını, tansiyon hastalarının ishal olduklarında, tansiyonlarının takip edilerek var olan ilaçlarını kullanmalarının önerildiğini sözlerine ekledi.

Hiç yorum yok: